RSS

Etiket arşivi: Kizilok

Fikret Kızılok – Bir harmanım bu akşam

Fikret Kızılok – Bir harmanım bu akşam

EYLÜL’ÜN SESİYLE

Baylar!
Bin dokuz yüz seksen birdeyiz
Karşınızda eylülün sesi
Ağustosa çekildi, eylülün sesi
Birazdan konuşacak
“Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar.”

Tepelerde bulamaçların kahverengi eridiği
Eriyip sarı sarı aktığı bir mevsim
Bir saat gibi işlerken avucumdaki güz çiçeği
Yosunların kapılara usulca
Tırmanıp yerleştiği
Yani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar.

Yaz geçti, sözgelimi midyelerden yorulduk
Eni boyu belirsiz bir ıslaklıktan
Upuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerden
Eylül ki, sorabilir mi
Hüzünler iç kamaştırıyor, aşklarsa niye yoksul
Bir asfaltın kuru sıcak soğuğundayız
Oysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür baylar.

Dahası
Bu düğmesiz giysileri şöylece giymek
Bir boşluğu giyinmek mi olur
Olsun
İşte karşınızda ekimin sesi
Kasımın sesi sonra
Yağmurun eşliğinde -çocuğunu emziriyor yaz-
Bundan böyle günlerimiz nasıl geçecek baylar.

Her şey o kadar dokunaklı ki
Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen
Dağınık, renksiz bir mozaik gibiysem
Üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar.

Sonra bir kır kahvesi kendini okurken
Masaları toplanmış, bardakları toplanmış
Tam kendini okurken
Derim ki bir semti iyi tanımak kadar
İyi tanımalı dünyayı
Açın radyolarınızı: eylülün sesi
Bu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar.

Elmalar silik silik kırmızı artık -olsun-
Gözlerimiz tozlanmış, kirli
Gizlisi yok, bu dünyada böyle sıkılmak iyi
Sıkılmak iyi baylar
Biz hazır tuttukça böyle
İçi yangından alev alev
Dışı buz tutmuş kalplerimizi.

Edepli adam Edip Cansever’den..Bazen herhangi bir mevsimde, baharın ortasında ya da karakışta..bir Eylül hüznü gelir oturur şuramıza..bir yandan da huzur veren bir hüzündür..Anlam verilmez..Böyle bir harman olmuşuzdur, bir derman bulunamaz sanki..İşte tam o anda,,,Fikret Kızılok yetişir..Çocukluk tınıları..Huzurlu dakikalara sığınırız..Bİr dahaki Eylül hissiyatına kadar, geçer…Herşey gibi…

– silverland

 
2 Yorum

Yazan: 23/03/2012 in Muzik, Türkçe Pop

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Fikret Kızılok – Uyku Kardeşim

Kendimi bildim bileli uyku ile pek aram yoktur, geceyi severim. Herkes uykudayken sakin sakin çalışmak hep daha çok hoşuma gitmiştir. Gece muhabirliği döneminde güzeldi. Ancak erken kalkmanın mecburiyetten olduğu dönemlerde bu alışkanlığı sürdürmek çok da kolay olmuyor. Ama kendime göre bir taktikle onu da çözdüm. Normalde her gece en erken 2 gibi yatıp, sabah ise en geç 7’de uyanıyorum. 5 saatlik bir uyku bana yetiyor, bir sorun yaşamıyorum. Vücudun yorulduğunu hissettiğim dönemlerde ise stand by yöntemini kullanıyorum. Bir gece erkenden yatıp, stok yapıp, 1 ay boyunca maksimum 5 saat uykuyu sürdürüyorum.

Yıllar önce Erdal Demirkıran gece baskısında yazmış; “Sadece Aptallar Sekiz Saat Uyur” diye.. Günde 8 saat uyumanın 60 senelik bir ömrün üçte biri olan 20 senelik bir zamanı kapladığı ve günde 4 saat uyuyarak 10 sene fazladan yaşanabileceğini çeşitli örneklerle anlatan bu kitap çok hoşuma gitmişti. Masalsı bir anlatımı olan kitap, başlarda zamana yolculuk yaparak, bugün ‘önemli adamlar’ diye andığımız tarihi şahsiyetlerin yaşamlarına daha doğrusu çalışma ve uyuma alışkanlıklarına değiniyor. Ardından kendine hedef belirleme ve bu hedefler doğrultusunda zamanı programlamak ile ilgili taktiklere yer veriyor.

Bu tür kitaplarla aram iyi olmamasına rağmen 14 yaş çocuklarının anlayabileceği sadelikle, 60 sene yaşadığını düşün. Bunun 20 yılını uyuyarak geçiriyorsun mesajının net verildiği bir kitaptı ve çok mantıklı gelmişti.

Pazartesi sabahı karanlık İzmir havasında gözlerini açamayan ve Fikret Kızılok’tan Uyku Kardeşim Ver Elini diyen dostlara tavsiyedir…

Aklı başında olan hiçbir insan,
ömrünün üçte birini yatağa bağışlamaz..
Erdal DEMİRKIRAN
— Emin

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Fikret Kızılok – Kalbim

Bazı insanlara, kendi sonunu yazmak kısmet oluyor galiba…

Fikret Kızılok da 1995 yılında geçirdiği bir kalp rahatsızlığı sonucu bu şarkıyı yaptığında, 6 sene sonra bu hastalığın hayatına mal olacağını tahmin ediyor muydu acaba…

Kalbi yarı yolda bırakacak gibiydi, hakikaten de bıraktı büyük ustayı…

Vefat öncesi Hürriyet Gazetesi’nde Yenen Süsoy’a verdiği röportajdan alıntı ile devam ediyoruz..

Sabahları genellikle 07.30’da kalkarım. Duş, kahvaltı derken sıra gazeteleri okumaya gelir. Öğle yemeğini hafif şeylerle geçiştiririm. Öğle yemeğinden sonra mutlaka iki saat uyurum.

İyi bir balıkçı değilim, hiçbir şey bulamazsam, yosun salatası yaparak karnımı doyururum.

Kırmızı et, sakatat, kızartma asla yemem. Tavuğun göğsü ile çiğ balık, yeşil salata ve yosun yerim. Zeytinyağından başka yağ kullanmam.

İçki olarak kırmızı şarap ve rakıyı tercih ediyorum.

Dört yıl önce Çapa’da kalbe giden iki damarıma stend koydular, kafes gibi bir şey. Geçenlerde biraz taşikardi oldu, nabız 130’ya yükseldi, gerekeni yaptık düzeldi. Kullandığım ilaçlar bazen tirodimi düşürüyor onu da idare ediyorum. 

Paslanmaz ve denize dayanıklı kadın arıyorum

İki defa evlendim, 15 sene arayla. İkinci eşim beni terk etti. Terk edilmek bence güzel bir şey. Bugüne kadar hiçbir kadınımın kalbini kırmadım, gururunu zedelemedim. Onlar hissederler ve terk ederler. Ben terk edersem, acı vermiş olurum. Hadiseyi yapan ben değilim, ben yoluma devam ediyorum, o yoldan geri dönen onlar. Bütün istediğim okumak, yazmak, huzurlu yaşamak.

Bu satırları tam da gecenin üçünde yazarken, dinlememek olmaz…

— Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: