RSS

Etiket arşivi: Mikroorganizma

Balkon konuşması

 

Hep başkalarının mı balkon konuşması olacak?
Bizim de balkon konuşmalarımız var… Şarkı söylemelerimiz, şiir okumamız…
diardi’nin yeni bir şarkı çalmaya başlarken, “ayyy” diye başlayan iç geçirmeleri ya da “Hâlâ Bülent Ortaçgil çalmamana şaşıyorum”ları var.
Arda’nın ‘düş sokağı sakinleri’ özlemleri var.
“O şarkı bana şu şiiri anımsattı”lar var bi de.. hem de aynı anda..
“Sıradaki şarkı şuna gelsin” ler olduğu gibi “sıradaki şarkı şuna girsin”ler var. (ki o genelde ben oluyorum)
youtube’un bize anımsattıkları var, bizim youtube anımsattıklarımız olduğu gibi.
bi de hiç bitmeyen kapanış şarkıları var.
hatta apartman içinde çalmaya devam eden…

haa bir ara da oturup, Eternity And A Day izliycez…

Ekip

 

Etiketler: , , , , ,

Duvar

lemurHafta sonu kalkar o duvarlar. Herkes için her şey mümkün olur bir anda. Ne de olsa hayat ne zaman bir gerçeği kucağına bıraksa, duvar ustası kesilir insan. Kulaklarını tıkar, bunu Zeynep’çe aristokratlığa yakılmış bir ağıt naifliğinde yapabildiği gibi Kontak gibi bir yarı öfke patlamasıyla ama çocukça bir utangaçlıkla da yapabilir.

Hayat hiç kimseye adil değil. İnsan doğası gereği adil değil. Adalet tüm dünyada en fazla zalimlerce aranan ve mutlak olarak sunulduğu söylenen en büyük eziyet 21. yüzyılda bile…

Gününüz aydın olsun! Tatiliniz bol güneşli ve yazı aratmayan bir kasım günüyle neşeye boğsun sizi! Hayatınızda her daim aradığınız adalet bir duvarda önce yosunlanıp sonra küflenmekten öte hayatınızın hep orta yerinde vücut bulsun!

Seninle bir daha aynı yolda yürümemDuvara_karşı_film_afişi 
Seninle yürüyene yolda tuzakların var 
Bir daha asla dokunmam tenine 
Senin teninden önce duvarların var 
Ben o duvarlara çarpa çarpa 
Nasır tuttum 
Ağlaya ağlaya 
Yosun tuttum 
Derin bir nefes alır gibi batıyoruz 
Yükümüz ağır 
Yeni bir söz söylemek için 
Ölmek mi gerekir 
Hadi bir cesaret 
Sen de taşın altına koy elini inadına inadına 
Sevişmeli bağır çağır

Söz – Müzik: Sezen Aksu, Alper Nalman, Fettah Can 

Morrisse Eserese

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Ayşegül Aldinç – Gözlerin su yeşili

çayHadi çay içelim mi?

Çay,  ayrı bir mevzudur. Bir çok konudan ayrı ve derin hatta. Her ortama giren, her türe uyan “bir şey”den bahsediyoruz burada. Acısı da tatlısı da olan “bir şey”.

Bir sokak arasında, balkon sefasında, iki dostun arasında, bir hasta odasında, üniversite kantinlerinde, piknikte, gecenin bir yarısında ve sabahın kör saatlerinde, yola düşmeden önce, şehirler arası mola yerlerinde… Tanımadığınız bir mekanda, tanımadığınız bir kimsenin karşısına oturup bir içki söylemek farklı anlamlara hasıl olur da. Çay söyleyip, tanımadığın birisinin masasına oturmanın, hiç konuşmadan karşılıklı çay içmenin lafı bile olmaz düşünün. Yeri zamanı, kişisi, mekanı olmadı olmaz..Bazen boş boş baktığımız o ince belli çay bardağına bir sor, neler neler bilir o..Anlatmaz..

Kavganın da, dostluğun da, sırların, ayrılığın her adımında…Yerine kahve koymaya kalkanlar da olur da..Uymaz o bir türlü. Çay, ayrı bir mevzudur. Çay insanın aklına düştü mü, rakı, bira, votka ve benzeri içecekler hikayedir bilesiniz. Onlarla efkar dağıtılır, neşe perçinlenir falan. Çay öyle mi? Ona öyle yaslanamazsın, o da sonrasında sana yaslanmaz. Ona kahredemezsin, o da sana etmez.  Efendi ve  ekabirdir o… Bozmaz kendini..Öyle demiyle, rengiyle, efendi gibi. Bir sözü yoktur örneğin, bir adabı. Çaydanlıkla –demlik. Birşey söylemez..Eşlik eder.

Ekibe olur olmaz yerlerde “Çay içelim mi?” demişliğim olduğu doğrudurJ O kadar içilmiş gecelerin sonunda “durun bir çay demleyelim” demişliğim, ülkelerden, şehirlerden çay taşımışlığım ve çoğunu kendi içmişliğim..

Demem o ki; paylaşmak istediğimdendir “çay halini”..

Kirpi’nin Zerafeti’ni okurken (ki bu kitap ayrı bir yazı konusudur), çayın zerafetine rastladım.. Şu an her biri bir tatil yöresinde ya da ofis masasında çaylanan ekibe gelsin;

Hadi bi çay içelim mi? 🙂

 

“O halde, bir fincan çay içelim;

13. yüzyıldaki Moğol kabilelerinin isyanına, ölümlere ve yıkımlara yol açtığı için değil, Song kültürünün meyvelerinden en değerlisini, çay sanatını yok ettiği için üzülüen Çay Kitabı’nın yazarı Kakuzo Okakura gibi ben de çayın önemsiz bir içecek olmadığını biliyorum. Bir ritüel halini aldığında, küçük şeylerdeki büyüklüğü görme yeteneğinin merkezini o oluşturur. Güzellik nerededir? Diğerleri gibi ölmeye mahkum büyük şeylerin içinde mi yoksa hiçbir iddiada bulunmadan, anın içine bir sonsuzluk tomurcuğu yerleştirmeyi bilen küçük şeylerde mi?

Çay ritüeli, aynı jest ve yudumlamaların bu değerli sürdürülüşü, basit , sahici ve rafine duyumlara bu yükseliş, çay yoksulların olduğu kadar zenginlerin de içeceği olduğundan bir aristokrat zevkine sahip olma izninin pek az masrafla herkese bu verilişi;  yani çay ritüeli , hayatlarımızın saçmalğında dingin bir uyum gediği açmak gibi olağanüstü bir erdeme sahiptir. Evet, evren boşulkla elbirliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır. O halde, bir fincan çay içelim. Sessizlik olur, dışarıda esen rüzgar işitilir, sonbahar yaprakları hışırdar ve uçuşur , kedi sıcak bir ışık içinde uyur. Ve her yudumda zaman iyice yücelir”

Kirpinin Zarafeti (orjinali Fransızca; L’Élégance du hérisson) –Muriel Barbery

— Silverland

 
Yorum yapın

Yazan: 22/07/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Sezenler Olmuş…

Kaynak: flickr arthurvankruining
İnsanın, zamana karşı biricik şansıdır aşk…
Onca kapı onca duvar içinde, bulur aynasını..

Ş. Erbaş

— Silverland

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Metropolis – Gel Gör Beni ve Melis Danişmend akustik cover

“Yıllar insana farklı anları, farklı insanları, farklı şarkıları hatırlatır. Ya da tersten düşünürsek, farklı şarkılar, insana farklı anları, yılları, insanları hatırlatır. (Aman ne yaratıcı tespitler!) 
 
2003 senesi denilince, aklıma çömez bir stajyer avukat geliyor. Şu an dünyanın dört bir ucuna dağılmış ev arkadaşları ile paylaştığı Şirinyer’deki evinden her sabah 70 numaralı otobüsle Alsancak’a işe giden, öğrenciliği boyunca kalkmadığı kadar erken saatte kalkmaya başladığı için her sabah otobüs camına kafasını dayayıp uyuyan, bu esnada kulağında walkman’inden dönen müzikle ayak üstü rüyalar gören, gelecek kaygıları tavan yapmış tıfıl bir denyo! (İşte benim Bruno Müren!)
 
İşte o yılıma fon müziği olmuş bir albüm vardı; Metropolis’in bence bir efsane olan ilk albümü “Makine”. 10. yılını dolduran bu albüm, bence son on yılda bu topraklardan çıkan en sağlam işlerden biri. Hala her şarkısını 70 numaralı otobüsün güzergahı kadar net hatırladığım bu albümde bir şarkı vardır ki, walkman’imde kaç pil yemiştir bilemem: 
  
Şarkının orjinal bir video klibi yok, o nedenle film sahnelerinden kolajlanarak yapılmış şu videodan dinleyebilir, arada Nuri Bilge’den Demirkubuz’a, Kim Ki Duk’a kadar birçok yönetmenin filminden sahneler izleyebilirsiniz.

melis danismend
Çok sevdiğim şarkıların cover’lanmasını pek sevmem. Genelde kötü sonuç doğurur çünkü. Melis Danişmend’i çok sevsem de ve cover yorumlarının meftunu olsam da, bu şarkıyı konserlerde akustik tonda söylediğini duyunca “Eyvah” demiştim. Ama bir Bios gecesinde canlı olarak tanıklık ettiğim üzere o hali de pek şukela olmuş. Ahanda Melis Danişmend akustik versiyonu da burada;

“GEL GÖR BENİ”
 
“gel gör beni
bu aşk neyledi
yine dönmedim
bak ölmedimsen bıçak sırtı
kemiklerime dayalı
ben biley taşı
satılmış bir ruh sanadar bu yol, gidilmiyor
bastığım yer bir var bir yok
gel de gör, zehir bu yol
kaç milattır anlayan yok
tepemde cellat zaman
elim kolum bağlı
koparsa kopsun başım
zaten yerde aklım

ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bak şimdi her şey talan
ömür yalan dolan

gel gör beni
bu aşk neyledi
gel gör beni
aşkın zehir gibi”

İşte böyle panpalar. Bazen bu on yıl nasıl geçti, ben o arada ne yapıyordum diyesim geliyor ama muhabbeti iyice “Evkaf’tan emekli Hakkı Amca ile kahvehane günlüğü” kıvamına bağlamamak adına uzatmıyorum!
 
Son söz : 2003…vay be! (Bak hala!)
 
Bruno F.
 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Akşam güneşi ısıtır evimizi…

Şimdi sen uyuyorsun, oğulların da öyle..Fotoğraf-0091
Akşam güneşi halıdaki pazar ekinin üzerinde,
hayaller ve hatıralar müzikle dolduruyor evimizi..

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 07/04/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , ,

Fırt Emin

Geçenlerde Emin’in doğum günüydü biliyorsunuz. Alsancak’ın benim için yeni, bisikletçiler içinse belki de eski -bilemiyorum- mekanı Cinatı’nda oturduk. Malum tayfada pedaltepiciler çok. Özgü’nün biricik “aşk”ı, Özgü’nün o “Aşk” tonlamasını nereden çaldığını bilenler bilir, Cemre, Emin’e hediye olarak tabii ki bir Ortaçgil söyledi. Hastayım, falan demesine bakmadık tabii biz, yine çok başarılıydı. cinati

“Tamam Emin Ortaçgil hastasıdır da bence bu akşam biri söyleyecekse Fırt Emin’i söylesin yaaa…” dedim, benim yaaa’nın son aa’ları havada kaldı. Zira kimse bu şarkının adının Fırt Emin olduğunu bilmiyormuş. Yeni jenerasyon işte ne yapacaksın… Yaşar Kurt, Ankara’nın Kolej’i, 3 katlı apartmanın terası ve tüm terastakiler için gelsin…

Diardi

 
1 Yorum

Yazan: 07/04/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: