RSS

Etiket arşivi: Ankara

Yaşamak dediğin oğlum zor zanaat

Pastırma Yazı

böyle zamansız güneşli,
umulmadık mavi günlerde
bir bekleme salonu yalnızlığına
bürünüyorum..
iliklerimdeki yitik aşkı
sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum…
sanki şiirini bilmediğim
bir Fransız akşamında
kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin..
içimde ayak izlerin,
aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan…
ve ben ne zaman,
kiminle sevişsem,
hâlâ seni aldatıyorum!

Önce filmlerinden açıldı konu, sonra son filminin adını hatırlamaya çalışırken tiyatro oyunlarına geldi laf. Hepimizin aynı fikirde olduğu şeyse şiirleri oldu. Hele yolu bir şekilde Ankara’dan geçenler için başka bir şeydir ya Yılmaz Erdoğan.

Mehmet, “Yardan düştüm / Yaralarım yardan armağan” dedi. candel
Benim aklıma Berfin geldi, “Berfinim, içimin gülen yüzü / Hoşgeldin”geldi.

Dün yine Ankara karaya büründü, benim aklıma Yılmaz Erdoğan şiirleri geldi.

“Ne zaman Ankara’ya kar yağsa,
elim, gönlüm, çocukluğum buz tutar…”

Diardi

 

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Renault Kadjar, Bas Bas Paraları Leyla’ya ve Ekim Baykara

Normalde bu yazıyı eklemesi gereken Emin’di ama ya vakit bulamadı ya da müzik buraya eklenecek kadar hoşuna gitmedi.

Hatırlıyor musunuz bir aralar haberlerin altına döşenen müzikleri? Allahım… bozlaklar, arabeskler, haberin içeriğine göre en yavan romantik müzikler. Haber mi izliyoruz kısa film mi belli değildi. Neyse ki müzik kullanımına sanıyorum telif hakları nedeni ile yeni bir düzenleme getirildi de işkenceden kurtulduk. Haberlerde ne ciddiyet kalmıştı ne bir şey.

Haberde ciddiyet kalmadı deyince bak aklıma Reha Muhtar geldi şimdi. Star’ın anchourman’liğini yaptığı dönem. Ankara haber merkezini arayıp bültene girecek haberleri soruyor. Sayıyoruz sayıyoruz beğendiremiyoruz.

– Dışişleri Bakanlığından açıklama var.first aim
– I ıh.
– Başbakan bilmem ne yaptı.
– I ıh.
– Cumhurbaşkanı onu dedi.
– I ıh

Meğerse adamın derdi başkaymış. Hani böyle sıkışmalı kaza olsun, travesti kavgası, yangın… elti eltiye küstü, köyü ateşe verdi falan… Bilememişiz adamın beklentilerini. Bilemediğimiz için de karşılayamamışız. Şimdi adını unuttuğum bir muhabire “Bas Bas Paraları Leyla’ya” şarkısına ilham olan Leyla’yı Ankara pavyonunda buldurmuşluğu var adamın. Kolay değil.

Nereden nereye değil mi? Renault’un yeni arabası Kadjar’ın reklam müziğinden çıktım, bak yine yolu şaşırdım. Radyo reklamlarında adından bir araba modeli olduğunu kesinlikle anlamadığım Kadjar’ın reklam müziği First Aid Kit-My Silver Lining Justt.fm Justtlove’da Ekim Baykara o kadar çok çaldı ki dinleye dinleye kulağım alıştı. Meğer adamlar reklam vermişler 😉 Bence süper akıl. Zaten gittikçe reklam müzikleri özel ve güzelleşiyor. Yaptığın şarkı bir reklam müziği olursa, döndün köşeyi! Bir de ofis çalışanlarının mesai arkadaşı internet radyolarına reklam vermek çok akıllıca iş hem görsel hem sesli. Neyse, dinleyelim sevelim, yayalım.

Diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Tepeden tırnağa herkes yaralı…

Günlerim bugünlerde gazetecilerle röportaj yaparak geçiyor. Onlara soruyorum, “Mesleğinizi yaparken en çok ne zaman zorlandınız?” ya da “Yapabilmek için neleri feda ediyorsunuz?” diye. Cevaplar muhtelif. Halkın haber alma özgürlüğünü korumak adına işsiz kalma tehlikesi ile girdikleri mücadeleyi, mobingleri, maruz kalmaları, mağdur olmaları konuşuyoruz uzun uzun. Acı kelimeler var, adı geçmeyecek olsa anlatılamayacak hikayeler. Ben tam da bunlarla boğuşurken patladı Ankara’da iki bomba art arda. Resmi rakamlar bir yana, bizden, onlardan, partili ya da çocuk… nefesimiz kesilirken Ankara’da fotomuhabirlik yapan bir arkadaşımın haberi geldi. 20 metre yakınında patlamış bomba ve sarsıntısı ile düştüğü yerden kalkıp fotoğraf çekmeye devam etmiş. Artık daha fazla ne denilebilir ki.

Sosyal medyada uzman psikologlarca “Travma Yaşayan Bireylere Nasıl Destek Oluruz?” yazıları paylaşılıyor. Bir Adli Tıp uzmanının, patlamanın ardından sadece insanlara değil, tüm canlılara ne olduğu/olacağı bilgileri… Travma yaşamayanımız kaldı mı? Canı yanmayanımız, depresyona girmeyenimiz? Hala umuttan bahsedebilenimiz, “mutluyum” diyebilenimiz…

Bugün tepeden tırnağa herkes yaralı.
Bugün kara.
Benim canım Ankara’mda, ülkemde bugün hayat kapkara.
Yarın da öyle olacak, ertesi gün de.
Veysel’in yeşil gözleri gitmiyor gözlerimin önünden.

veysel Diardi

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Sesinde yine cadılar bayramı kahkahaları

Saçının kıvırcığı kadar ayarsız, zapt edilemez oldun her zaman.curly
Ne zaman arasan – genelde çığlık çığlığa – biliyorum, birileri yine fena yakmış oluyor canını. 
Öyle fena ki acın sinire kesiyor, kılıçlarını kuşanıyorsun.
Asla değişmiyor replikler, “Ne zaman İzmir’e geliyorum ben?” 
Bilmem, ne zaman…
Sen ne zaman arasan, ben 19 yaşıma dönüyorum.
Gözümde deliler koşturuyor.
“Gözün parlıyor kızım anlatırken!” deyişin geliyor aklıma.
Bi daha parladı mı acaba öyle hiç..
Dün okudum mesajını. Attığın gün öyle şaşırmıştım ki.. 
Hayatın boyunca bana attığın en uzun mesajdı ve “seni çok seviyorum” diye bitiyordu.
(kesin taş yağacak)
Akşam aradın, sesinde yine cadılar bayramı kahkahaları.
Biliyorum, yine fenalardasın.
Gel, gelsin yine 19 yaşın pırıltıları.
Doyasıya susmak bedava

 

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 18/03/2015 in Pop

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Kaç 7 yıl geçti hayatınızdan?

Geçen gün kime anlattım hatırlamıyorum.. 17 yaşındaydım ilk kez yurtdışına çıktığımda. Ailede herkes fıttırı fıttırı gezmiş uçaklarla, nasıl eksikleniyorum..

Peki o zaman, dediler, gidiyorsun!
Nereye?
Kanada’ya!

Bir an bende hatlar karıştı. Yaş 17, üniversite sınavına yeni girmişim. Kafa karışık zaten, hatlar yanık. Gidilir mi gidilir. Hem de ne kadar zamanlığına, 3 aylığına. Yuh!

İlk kez yalnız bindim uçağa. Hem de ne binmek. İzmir-İstanbul, İstanbul-Londra, Londra-Toronto… Her binişte uçak biraz daha büyüyor, her aktarmada bekleme süresi biraz daha artıyor, yalnızım elin havaalanlarında. Kaçırsam etsem s.çtım. Benim “Eh öyle, idare eder..” dediğin İngilizceme ne haksızlık ediyormuşum ben meğerse, bülbül gibi şakıdığımdan haberim yoktu!:) İzmir’den Toronto’ya vardığımda aradan 17 saat geçmişti. Ortama uyum sağlama şudur budur derken 1 ayın nasıl geçtiğini anlamadım bile.

Şimdi hatırladım, bugünlerde doktora için Almanya’ya gidecek bir arkadaşımla konuşurken hatırladım bunları ben…

Elimde fotoğraf makinesi, CN Tower’ı çekeceğim. Ama o zamanlar öyle böyle değil, “dünyanın en uzun kulesi!” CNTowerAttım kendimi yere, anca kadraja sığdırdım kareyi ve o an şunu söyledim: Tanrım, şu an nerde ne yaptığımı bir sen biliyorsun, bir de ben ve bu çok güzel bir duygu!

Sonra döndüm. Ardından Ankara’ya gittim, bir yeniden başlama seansı daha, bir kaybolma hali. Elimde valizimle AŞTİ’ye indiğim an akşam nerde kalacağımı bilmiyordum. Sonra herşey oturdu zamanla yerine. 5 sene bitti de nasıl geri geldiğimi anlamadım.

Sonra bu kez yeniden İzmir’e alışma zamanı. Üniversite okumadığınız bir yerde iş bulmak çok zormuş ne kadar doğduğunuz kent olsa da. Kentlerin değişme hızı insanlarınkinden daha yüksek, asla yetişemiyorsunuz. Hele bu aralar içinde yaşarken bile ona yetişemediğimi hissediyorum… Geçti bir 10 sene daha.

Sabah sabah amma konuştum di mi.. ama sebebim var. Bu aralar kariyer nedeniyle şehir değiştiren, değiştirsem mi diye düşünen, karar veremeyen, heveslenen, yeni hayatlara gebe bir sürü arkadaşım var. Hepsi daha güzel hayatları, hayallerini gerçekleştirmeyi hak eden insanlar. Hepsi, gidecekleri yerde başarılı olacaklar. Ki bence, eğer ailenizin sağlık sorunu gibi hayati nedenlerle size ihtiyacı yoksa
(yanlarında olmanıza paha biçilemeyeceği için birşey demiyorum o kısma),
eşiniz-sevgiliniz-nişanlınızla yenilenebilmeyi paylaşabilecekseniz ama daha güzeli bekarsanız,
ruhunuzun yaşı hala yeni heyecanlara ayak uydurabilecek kadar gençse ve
bedeniniz de ona hala eşlik edebiliyorsa…

Doğum yapan annenin hayata getirdiği bebekle birlikte kendi hücrelerinin de yenilenmesi gibi bir şey bu bence. Hem yeni öğrendiğim bir bilgiye göre 7 yılda bir insanın vücudundaki bütün hücreler yenilenirmiş. Yani düşünsenize, 7 yılda bir yeni bir siz, yeni bir kendiniz. Kaç 7 yıl geçti hayatınızdan? Bir yenisine yeni bir hayatla başlamak güzel olmaz mıydı?

Diardi

 
2 Yorum

Yazan: 27/09/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Kadınların en çok sevdiği 10 şarkı

Üniversite eğitimim dolayısıyla Ankara’ya gittiğimde en yakın arkadaşlarımdan biri walkman’imdi. Hani düşünün o kadar eski… Her sabah 4 km, akşam 4 km olmak üzere 8 kilometrelik yolda günlük takip ettiğim radyolar, rastgele aramalar, yürüyüş temposunu ya da kişisel modu ayarlayıcı şarkılar derken radyo istasyonları hayatımın bir parçası haline gelmişti. Radyo ODTÜ, o zamanları bilenler hatırlar 99.5 Capital, NTV Radyo ve radyo tiyatroları vazgeçilmezimdi. Hatta akşam uyku kaçmalarında Muzo dinlemişliğim bile vardır. Kim bilir nerede şimdi o adamcağız…

Ancak İzmir’e döndükten sonra alışkanlığımı kaybettim. Yürüyüş mesafelerim kısaldı, walkman’in hayatımdan çıkıp mp3’lerin girmesi arasında bir kopukluk oldu. Radyo istasyonlarının programlarından eski keyfi alamaz oldum falan filan… Son bir yıldır, iş güç koşturmacasının arasında o siyah ekrana bakmaktan tiksintimin yükselmesi ile birlikte radyo ve müzik dinleme ihtiyacım geri geldi ve bu arada neyse ki Joy Fm ile tanıştım. Zaman zaman kendilerinin de sürekli aynı parçaları döndürmesinden içim bayılmıyor değil ama genel modları, program mantıkları, DJ’lerinin sakin ve usturuplu tavıları hoşuma gidiyor. Hatta onlardan zaman zaman youtube listeme parça bile çalar oldum.

ekim baykaraSabahları muhteşem geçeceğine inandığım iş gününe hazırlanırken evden çıkış, otobüs ve işe yürüyüş arasında Ekim Baykara’ya rastlıyorum. Eskiden Radyo D’nin Muzo’sunun tipini merak ederken artık Gıgılana sayesinde hemen sesin sahibine ulaşmak mümkün tabii.. bugün bi Ekim Baykara’ya bakayım dedim ben de. Baykara sitesinde “Kadınların en çok sevdiği 10 şarkı” listesi yapmış kendi programına gelen istekleri baz alarak. Listede 3 Doors Down’dan Madonna’ya birçok iyi şarkıya rastlamak mümkün ama benim seçimim bugün için Maroon 5 – If I Ain’t Got You oldu. Tam liste aşağıda. Eklenecekler olabileceği gibi çıkarılabilecekler de var elbette…

Ekim Baykara’dan Kadınların En Çok Sevdiği 10 Şarkı Listesi:

Maroon 5 – If I Ain’t Got You
3 Doors Down – Here Without You
Madonna – Frozen
Robbie Williams – Feel
Morrissey – Let Me Kiss You
Maria Mena – Just Hold Me
Leonard Cohen – Dance Me To The End Of Love
Adele – Someone Like You
Natasha Bedingfield – Chasing Cars
Lana Del Rey – Summertime Sadness

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 18/07/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ali Alışır: “Fotoğraf makinem fırçam, bilgisayarım tuvalim oldu”

Bütün ailesi opera sanatçısı olunca insanın, en çok karşılaştığı sorulardan biri “Sen neden tercih etmedin? Gazetecilik de nereden çıktı?” oluyor. Gerçi sadece müzik temelli değil köküm, babamdan gelen resim ve fotoğraf temelini de azımsamamak lazım ama gazetecilik dediğimde kimse bu detayı hatırlamıyor nedense ya da bilmiyor zaten böyle de bir geçmiş olduğunu ailemde. 

Son günlerde, seneler sonra da olsa flaşsız fotoğraf çeker oldum. Sanırım yaşlanıyorum ya da yavaşlıyorum. İş telaşının koşturmasını karelerde doğal renklerle güzelleştirmek zamanı yakalamaya çalışmaktan daha önemli gelir oldu. Tam da böyle bir zamana geldi Fotoğraf Buluşması…

Gitmeden önce de biliyordum zevk alacağım bir şeyler çıkacağını ama tahmin etmiyordum. Mehmet (Çeliksan) yavrum… bu buluşmanın düzenlenmesi lafı ortaya atıldığından bu yana Ali Alışır dedi durdu da ben ne dediğini anlamadım. Anlamalıymışım. Vaktini (nereden bulacaksam) bulup dersime önceden çalışacakmışım. Böyle boş boş gitmeyecekmişim adamın karşısına. Sonra böyle ağzım açık kalırmışım… Beter olayım ben. 

“Fotoğraf makinem fırçam, bilgisayarım tuvalim oldu”

Hani nasıl anlatayım şimdi sohbeti muhabbeti bilemiyorum ama siz benim gibi yapmayın, bir şekilde http://www.alialisir.com adresini ziyaret edin. Hatta vaktiniz varsa gidin sergisine, edinin çalışmalarından bir tane. “Fotoğraf makinem fırçam, bilgisayarım tuvalim oldu” diyen bu adamla tanışın. Kendi yüzünden yoksun insanların kendilerine ve birbirlerine yabancılaşmalarından ve her geçen gün birbirlerine daha çok benzemelerinden yola çıktığı Sanal Bedenler’ine, Survivor ve BBG evleri ile doğal olmaktan uzaklaşan hayatların mekanlarına yeni bir yorum getirdiği Sanal Mekanlar’ına ve seneler sonra bir Ankara sabahında ikinci Körfez Savaşı’nın ilk görüntüleri ile neden hüngür hüngür ağlamaya başladığımı anlatan Sanal Savaşlar sergisine bir şekilde ulaşın, portfolyosuna bir göz atın.

Hazırladığı sunumlarında fotoğraflarına eşlik etmesi için seçtiği müziklerin çarpıcılığı (Requiem for a dream gibi..) ile beni her ne kadar kökümden sarsmayı başarsa da, sohbeti sonun yanından ayrıldığımda nedense ben Sertab Erener’in Lal’ini söylüyordum. Sanırım fikrim bir şekilde masumiyete sığınmak istedi o kadar sanallığın ardından…

Bir de siz deneyin bakalım, size hangi şarkıyı söyletecek?

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 13/05/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: