RSS

Aylık arşivler: Kasım 2013

Affetmek…

Hayatta her şey, her zaman istediğiniz gibi olmuyor. Bir şeyleri kabul edebildiğiniz kadar yaşayabiliyorsunuz. “Olduğu gibi” kabul edebildiğiniz kadar. İnsanları değiştiremiyor, ilişkileri yönetemiyorsunuz. Bir şeyler “olacağı gibi” devam ediyor kontrolünüz dışında. Siz sadece, kabul etmeye çalışıyorsunuz. Eğer durumun farkında, öfkenizi yenebiliyorsanız. Öfkenizi yenebilmek bile bir kontrol istiyor sonuçta.

Ben bunları neden mi yazıyorum? Bilmiyorum. Yazarken seçtiğim font bile okurken içimi daha az daraltsın diye dikkatle seçilmiş bir gösterge belki. 

Huzur ve mutluluk her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Sağlıklı kalabildiğin kadar mutlu ve huzurlusun sonuçta. Ve en önemlisi de akıl sağlığın belki de.

İyi ihtimal, birkaç ay sonrası için planlar yapabiliyorsun, birkaç yıl sonrası için değil. Sana dayatılan şartlar bu kadarına izin veriyor. Elinde olanlarla mutlu olmaya çalışıyor, geçirdiğin her gün için “Allah beterinden korusun, buna da şükür” diyorsun. Elindekilerle yetinebilmek önemli çünkü. “Gördüğün günden geriye düşmek” en kötüsü.

Bazen düşünmek değil, düşünmemek seni kurtarıyor. Düşünüp de istediğin şekle sokamadığın zaman çıldıracak gibi oluyorsun. Çıldırmamak için düşünme, en güzeli. Vazgeçmek mi bu? Karşıdan bakınca belki öyle algılanabilir. Ama değil, kabul etmek. Kabul edemediğin, kendini ve kararlarını, seçimlerini affedemediğin noktada bitiyorsun aslında. Bitmemek için önce kendini, sonra da seni üzen herkesi ve her şeyi affedebilmelisin. Affedebiliyor musun? Tartışılır. Ama yine de deniyorsun. Bu bile bir çaba. Denemeye devam…

start

Diardi 

 
Yorum yapın

Yazan: 28/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Yalan dünya!

Müslüm Baba, yalan dünya diyor. Belki de dünyayı sırtında taşıyan Yunan mitolojisindeki Atlas’a inattır.  Ama atlasgüneş var güneş bugün İzmir’de. Dünya yalan olsa da güneş ışınları aydınlatsın bizi…

Destina

 
Yorum yapın

Yazan: 27/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , ,

Kestim kara saçlarımı n’olcak şimdi

Şükrü Erbaş okurken, ardından Gülten Akın  şiiri gelir aklıma. “Güzel bir gece ama dolunay da olsaydı” gibi..Aynı şehirde doğduklarından mı, yolları birdir ondan mı bilemem..İkisi yanyana gelir zihnimde..

Şükrü Erbaş, ayrı bir yazının konusudur da, Gülten Akın “kadından zor şair olur” tartışmalarına en güzel yanıttır. “Türkçe’nin En Büyük Şairi” seçilmişliği vardır..Tavırlı, karakterli şiiri, savunmanızı kolaylaştırır.  Hani annedir, kırılgandır, evinin dişi kuşudur da hala kadındır,  hem de bu topraklarda…Karşı duran, kafasına göre yaşayandır

                                               ……….“Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi

                                                               Bir şeycik olmadı – Deneyin lütfen –

                                                               Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım

                                                               Günaydın kaysıyı sallayan yele

                                                               Kurtulan dirilen kişiye günaydın”

 

Sezen Aksu’nun o  deli lirik, film kareleri içeren şarkısı “Deli Kızın Türküsü”  ve  Grup Yorum’un “Büyü”sü benim bildiğim Gülten Akın şiirlerinden uyarlamadır.  

SENİ SEVDİMdaniele contini

Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim

“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil

Nasıl yürür özsu dal uçlarına

Ve günışığı sislerden düşsel ovalara

 

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim

Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü

Yitik ceren arayı arayı anasını buldu

Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek

Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı Ağustos dindi

Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi

 

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar

Ve onların yoğun boyunlu kadınları

Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa

Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce

Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde

Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz

Senet senet satılmadan önce

Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp

Tanrı parsellenip kapatılmadan önce

Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin 

Gülten AKIN

Silverland

 
Yorum yapın

Yazan: 26/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Öğretmenim, çok özür dilerim!

Anaokulu alışkanlığı işte… Her öğlen yemekten sonra uyumaya alıştırırlarsa bünyeyi, ilkokula başlayınca da uyumak istersin. İstersin de, sınıf başka, öğretmenler başka, yer uyunacak yer değil.

Muhteşem bir binası vardı benim anaokulumun: Dokuz Eylül Kız Sanat Okulu’ydu sanırım adı. Hani İzmir’in Rum malikâneleri vardır ya, onlardan biri Küçükyalı’da. Hala zaman zaman gider bahçesine bakarım huzura ermek için. Bilmem kaç yıllık çamlar, çınarlar falan bahçesinde, böyle küçük havuzlar falan… gitmeyi zor kabul ettim, 3 sene sonra “İlkokul neymiş, ben ayrılmam anaokulumdan” diye ortalığı yıka yıka bıraktım. Canım bak, özlemişim; yarın yine bi gideyim…

Neyse nerden nereye yine. Oradan ilkokula başladım Vali Rahmi Bey’de. Canım ilkokul öğretmenim Faika

En soldaki Cenk İmalhan, ortadakini de tanıyorum ama...

En soldaki Cenk İmalhan, ortadakini de tanıyorum ama…

Bilgin. Kulakları çınlasın… Elleri öpülesi kadın. İlk gün, hatta ne ilk günü, ilk bir ay belki. Sabahçıyız ablamla… İlk ders tamam, ikinci ders e hadi eyvallah ama üçüncü ders dedin mi ben koyuyorum kafamı sıraya bir uyumaya başlıyorum, en az bir saat. (Sınıfı da öyle 30 kişilik falan sanmayın, 70’ten aşağı düşmezdi, üçerli otururduk sıralara. Nasıl bir uyuma azmiyse bendeki de…) İlk günlerde sıra arkadaşlarım falan uyandırmaya çalışmışlar, dalga geçmişler. Faika hanım demiş ki, “Bırakın. Demek bünyesi buna alışık, zamanla uyum sağlayacaktır”.

66 aylıklara eğitim vermeye çalışanlardan çok daha önce yaşatmışım ben kadıncağıza bebeye öğretmen olma eziyetini. Anlayışlı kadındı, çok da cefakar. Ağlaya ağlaya ayrılmıştık ilk mezuniyet heyecanına karışık. Seneler sonra Facebook’tan bulmuş arkadaşlar, hatta ziyaret edelim öğretmenimizi falan dediler ama eşek ben gitmedim. Eşeklik işte… (Kusura bakmayın öğretmenim şu an utancımdan yerin dibindeyim inanın. Hatta tam da bu utanç nedeniyle yazıyorum bu satırları.)

Şimdi bir yandan dershanelerin kapatılıp özel okul yapılması tartışmaları, bir yandan tüm dershane öğretmenlerini kadroya alacakları vaadini savuran hükümet, bir yandan on binler hatta yüz binlerce atama bekleyen, beklemeye dayanamayan öğretmen adayı. “Doktor, mühendis olamadı. Hiç olmazsa çocuğumuz öğretmen olsun” denilen zamanlar bile geçti. Ki benim gibi anadan babadan öğretmen çocuğu olanlar daha iyi anlar nasıl bir hayattır öğretmenlik… Hani iş ya da aşk diyemiyorum, başka bir şey çünkü. 65 yaşında, hala kuzucuklarına iki nota öğretmeyi hayatının en büyük keyfi adleden bir annem var benim.

Sevgili öğretmenim, Faika hanım, sizin aracılığınızla tüm öğretmenlerimin (adayların da elbette) ellerinden öperim…

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 24/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Seni tanıdığıma çok sevindim, kendi çapımda…

Bilir misiniz, üniversiteyi bitirdiğimiz zaman, hepimiz nasıl saçlı sakallı kocaman bebeklerdik. Bilemezsiniz. Anlatınca olmaz. Yaşamak diye bir problem yoktu bizim için. Böyle bir problem
çözmedi asistanlar tatbikatlarda. Sonunda hepimizi kurt kaptı tabii. İnsan taklidi yaptığımız için, kurtlar bizi adam sandı.

Oğuz Atay
Tutunamayanlar 

tutunamayanlar

 
Yorum yapın

Yazan: 22/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , ,

“Lahmacun yesek, iş bitmiş demektir zaten!”


Bence Ally Mcbeal’in en unutulmaz repliklerinden biriydi Robert Downey Jr’ın Lucy Liu’ya söylediği:lahmacun

– Beni artık sevmiyorsun.
(Yorgun, bir an önce uykuya dalma çabasıyla yastığa başını koyan Lucy’den sadece bi “Hım…” gelir.)
– İlişkimizin başında sevişme ihtimalimiz bile seni heyecanlandırırdı ve yatağa girerken bacaklarına jilet yapardın ama artık sabah duşunda yapıyorsun sadece!
 
İlişkiler eskir. Hani anne babanıza sorarsanız, aşk zamanla sevgiye dönüşmüştür. Hatta yol arkadaşlığı, kader birliğine. Bilmem ne kadar zaman sonra çiftler içinde eşine karşı ancak çocuğuna duyduğu hisleri besleyebilenler bile olduğuna şahit oldum. Hatunlar analık sevgileri ile erkeklerse babalık şefkati ile yaklaşmaya başlarlar eşlerine. İlk duygu, başına gelebilecek her kötü şeye karşı onu korumak, acılara karşı bedenini siper etmektir. Hatırlasanıza, Levent Yüksel ve Sertab Erener boşanırken “Artık kardeş gibi olduk” demişlerdi ve bunu bir şekilde anlayabilmiştik!
 
Özcan Deniz’in son filmi “Su ve Ateş” hakkında Ömür Gedik’in yazdıklarını okuyunca aklıma geldi. Aynen aktarıyorum:
Sarışın, batılı kız Yağmur’la (Yasemin Allen) esmer, Kürt kökenli, doğulu adam Kemal’in (Özcan Deniz) ilk buluşmaları. Yasemin’in arkadaşı, buluşmaya özenip bezenip gitmeye çalışan Yağmur’la dalga geçiyor, “Ne uğraşıyorsun ki bu kadar, ne de olsa lahmacun yiyeceksiniz!” Ama beklenenin aksine son derece şık bir lokantada şaraplar eşliğinde geçiyor akşam. Yağmur da kıkır kıkır gülerek arkadaşı ile geçen diyaloğu anlatıyor Kemal’e. Kemal işte o anda patlatıyor bombayı: “Daha lahmacun yiyecek seviyeye gelmedik. Lahmacun yesek, iş bitmiş demektir zaten.”
 
İyidir o samimiyet noktasında durduğunuz an. Artık elinize yakışan en güzel takının onun eli olduğuna emin olduğunuz an. Ama “Farkındalık” eşiğini aşmamak da önemli bir o kadar önemli. Zira Robert Downey Jr ve Lucy Liu’ya bağlamak da an meselesi sonuçta!
Diardi
 
Yorum yapın

Yazan: 14/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Edebiyat karın doyurmaz, çay içtirir..

“Aşk karın doyurmaz rakı içtirir..

Edebiyat karın doyurmaz çay içtirir…”

Siz meşrebinize göre seçiniz..

Biz çayı seçtik, rakı arasında…

“Hadi, iç de çay koyayım.”
(Ömer Lütfi Mete)

Ekip

“…Deftere, kaleme yalan söylüyorum

Posta koyuyorum, küfrediyorum, aldırmıyorum

Çok kalmayacağım zaten.

Velhasıl ben de gelip geçiyorum

Sahip çıkıyorum inceliklerime.

Temiz masa örtüleri, vazoda çiçekler

En güzel demimdeyim, gel.

Bir bardak çayımı iç.

İncitmem sözlerimlen,

“Nen var senin öyle?” bile demem.”

 

çay

 
Yorum yapın

Yazan: 14/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: