RSS

Etiket arşivi: Akustik

Güvenç Dağüstün – Gecelerim

Bu sabah babam ve Güvenç Dağüstün’le birlikte uyandık. Pek sohbet yoktu ortamda ama nedense dinlese seveceğini düşündüm babamın Güvenç Dağüstün’ü. Kesin severdi.. Sonra yaşasın youtube derken bu şarkı çalmaya başladı. Babam Doğan Canku’yu severdi, muhabbetleri de vardı hani. Hele gitar çalışına bayılırdı. Sonrası.. iyilik güzellik.guvenc dagustun

 

Diardi

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , ,

Edebiyat, Gezi, popüler kültür ve diğerleri…

Suç ve Ceza’yı okurken kriz geçirmiştim. Elbette bir dünya klasiği yaratan Dostoyevski’nin bir suçu yoktu ancak benim zamanlamam baya bir yanlıştı. Sen tek tuşla her sabah bilmem kaç yüz kişiye mail at, sonra vicdan azabını kağıda dökebilmek için yataklara düşen Raskolnikov’u anlamaya çalış. Gerçekten her şey zamanında yapılmalı. Dünya klasikleri de mümkünse belli bir yaşa kadar okunmalı, bitirilmeli, fikir edinilmeli, çok isteniyorsa detaylı ikinci okumaları ileri yaşlarda yapılmalı. Hele hele yeni çevirilerini dönüp dönüp okuyabilen insanlara ayrıca bir hayranlık besliyorum. 
 
Okumak istediğim kitaplara asla yetişemeyeceğim hele böyle her gün yenileri eklenirken. Artık öyle bir “maruz kalma” hali yaşıyoruz ki, sadece kitaplar ya da gazeteler değil okumak istediklerim, internet ve sosyal medyadan da yüzlerce sayfa yağıyor her an ekranıma. Sadece günceli takip etmek bile 7/24 çaba gerektiriyor. Okuyucu olmanın yetmediği, bir figür olarak sosyal medya içinde yer almaya çalışmak ise ayrı bir sorun. İnsanların garip endişeleri türedi. Sosyal medyada bir şey paylaşmak da dert. Bir yanda Ali İsmail’in annesi, elinde yavrucağının fotoğrafı ile onu döve döve bu dünyadan alanlara seslenirken, “doğru yazılışını asla ezberleyemeyeceğiniz 20 kelime” paylaşımları ile 30 saniye de olsa gülmeye eriniyor insan. Çoğu zaman gizli gizli attığı kahkahalar bile boğazına düğümleniyor. 
 
Bir başka açıdansa, her şeyin birbirine girmesi edebiyatımızı da kötü etkiledi. Kötü etkiledi diyorum çünkü bugün yazılan ve piyasaya sürülen kitapların pek çoğunda artık gözle görülür derecede popülerlik kaygıları söz konusu. Bu konuda Ahmet Ümit, ne yazık ki attığım tweetleri yaptığı retweet’ler arasına alınmaya layık görmese de, son romanı ile beni fena derecede hayal kırıklığına uğratanların başında geliyor. Biliyorum, telif konusu öyle beter bir noktadaki, insanların telif gelirleri ile hayatlarını sürdürecek parayı kazanmaları ve yeni şeyler üretmeleri mümkün değil. Öte yandan da satış rakamlarını artıracağım diye roman daha piyasaya sürülmeden her televizyon kanalına konuk olmak, anlata anlata romanda merak edilecek bir küçük paragraf dahi bırakmamak da bana biraz garip geliyor. Ki sen bir polisiye yazarısın… Ama bence daha acısı, artık romanların sadece pazarlanmasının değil yazılışının da popüler kaygılar taşıyor olması. Zeka oyunlarından, betimleme meziyetinden uzak ama bir yerinde mutlaka Gezi’ye, polis şiddetine, kadın şiddetine, rant gelirlerine dokundurarak belli bir kesimin takdirini kazanmaya çalışmak, biliyorum hoşlanmayacağınız bir kelime olacak ama, edebiyatı “ucuzlaştırıyor”. 
 
donusBu sorunla karşılaştığım son roman da Ayşe Kulin’in Dönüş’ü oldu. Akıcı dili, detaylandırmalarındaki inceliklerle her zaman okumaktan zevk aldığım Kulin de Dönüş’te Ahmet Ümit’le aynı kaygıya düşmüş. Eşcinselliği işlemesi konusunda son günlerde basında yer alan Melik Gökçek’li tartışmalarından bahsetmiyorum. Bu kez Çamlıca’ya yapılması için proje yarışması açılan cami malzeme olmuş. Belki, nefret ettiğim bir tanımlama ile, “sanatçı duyarlılığını” romanına yansıtmak istemiş Kulin ama “Sultanahmet’in kopyasına birincilik veren jüriyi eleştiren bir yazı yazdığı için politik kaygılarla işten çıkarılan ve hayatını Ege’nin huzurlu kıyılarında sürdürmeye karar veren bir mimar” bana yine biraz zorlama geldi. İşin kötü yanı, tweeter’da saniyede binlerce tweet ekranınızda nehirler gibi akarken, her saniye Youtube’a 60 dakikalık videolar yüklenirken, 4,5 milyar yaşındaki dünyanın tüm bilgisinin yüzde 90’ı son iki yılda üretilmişken… bu duyarlılığı, bu kaygıları dile getirmek ve daha hatırlanabilir kılmak için başka bir şeyler yapmak gerekiyor gibi geliyor bana. Düşünsenize, artık elinden akıllı telefonunu düşürmeyen, tabletsiz nefes alamayan ancak kitap ile “gözükmekten” utanan gençler var hayatımızda. Gençlerin ve potansiyel yeni okuyucuların ilgisini çekebilmek için kalemine yeni kavramlar eklemek elbette gerekli ama sanırım bunu yaparken temel çıkış noktasının kaçırılmaması şart.
 
Diardi
 
Yorum yapın

Yazan: 05/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Metropolis – Gel Gör Beni ve Melis Danişmend akustik cover

“Yıllar insana farklı anları, farklı insanları, farklı şarkıları hatırlatır. Ya da tersten düşünürsek, farklı şarkılar, insana farklı anları, yılları, insanları hatırlatır. (Aman ne yaratıcı tespitler!) 
 
2003 senesi denilince, aklıma çömez bir stajyer avukat geliyor. Şu an dünyanın dört bir ucuna dağılmış ev arkadaşları ile paylaştığı Şirinyer’deki evinden her sabah 70 numaralı otobüsle Alsancak’a işe giden, öğrenciliği boyunca kalkmadığı kadar erken saatte kalkmaya başladığı için her sabah otobüs camına kafasını dayayıp uyuyan, bu esnada kulağında walkman’inden dönen müzikle ayak üstü rüyalar gören, gelecek kaygıları tavan yapmış tıfıl bir denyo! (İşte benim Bruno Müren!)
 
İşte o yılıma fon müziği olmuş bir albüm vardı; Metropolis’in bence bir efsane olan ilk albümü “Makine”. 10. yılını dolduran bu albüm, bence son on yılda bu topraklardan çıkan en sağlam işlerden biri. Hala her şarkısını 70 numaralı otobüsün güzergahı kadar net hatırladığım bu albümde bir şarkı vardır ki, walkman’imde kaç pil yemiştir bilemem: 
  
Şarkının orjinal bir video klibi yok, o nedenle film sahnelerinden kolajlanarak yapılmış şu videodan dinleyebilir, arada Nuri Bilge’den Demirkubuz’a, Kim Ki Duk’a kadar birçok yönetmenin filminden sahneler izleyebilirsiniz.

melis danismend
Çok sevdiğim şarkıların cover’lanmasını pek sevmem. Genelde kötü sonuç doğurur çünkü. Melis Danişmend’i çok sevsem de ve cover yorumlarının meftunu olsam da, bu şarkıyı konserlerde akustik tonda söylediğini duyunca “Eyvah” demiştim. Ama bir Bios gecesinde canlı olarak tanıklık ettiğim üzere o hali de pek şukela olmuş. Ahanda Melis Danişmend akustik versiyonu da burada;

“GEL GÖR BENİ”
 
“gel gör beni
bu aşk neyledi
yine dönmedim
bak ölmedimsen bıçak sırtı
kemiklerime dayalı
ben biley taşı
satılmış bir ruh sanadar bu yol, gidilmiyor
bastığım yer bir var bir yok
gel de gör, zehir bu yol
kaç milattır anlayan yok
tepemde cellat zaman
elim kolum bağlı
koparsa kopsun başım
zaten yerde aklım

ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bak şimdi her şey talan
ömür yalan dolan

gel gör beni
bu aşk neyledi
gel gör beni
aşkın zehir gibi”

İşte böyle panpalar. Bazen bu on yıl nasıl geçti, ben o arada ne yapıyordum diyesim geliyor ama muhabbeti iyice “Evkaf’tan emekli Hakkı Amca ile kahvehane günlüğü” kıvamına bağlamamak adına uzatmıyorum!
 
Son söz : 2003…vay be! (Bak hala!)
 
Bruno F.
 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Video

Kesmeşeker – Ne zaman gitti tren (Akustik)

Kesmeşeker – Ne zaman gitti tren (Akustik)

Şehir efsanesine dönüştürüp, bir anlam mı yüklemeye çalıştılar, gerçekten yaşandı mı bilinmez;
25 yıl kadar önce stüdyoda çalışırken, kaydı kesen tonmaystere ‘Kesme be şekerim’ diyerek verilen tepkinin sonrasında kurulmuş grup. Çok ilginçtir,  Wikipedia, Kesmeşeker için “Tek sabiti Cenk Taner olan değişken organizma”dır diye yazıyor. Çok güldüm.

90’lı yıllar, Türk Rock müziğin yükselişi, efsaneleşen gruplar ve şarkıların ötesinde, başka bir şeyden; o dönemde dinlenince bu kadar anlamlı olmayan bir şarkıyı anımsatayım istedim: “Ne zaman gitti tren”

Önce treni kaçırdığımızı hissettiren, ardından da bize yaşamın bazen sabır istediğini anlatan şarkı…

Uzundur ömür meraklanma
Mühimdir yalnızlık telaşlanma
Saatler geri yavaşlama
Sayfalar sarı bir zamanlar genç olsan da

Yaşamdan yaralı hayvan gibi
İnsafa gelmeyen sahip gibi
Duygular, saygılar eşyalardan sonra
Yazılmış suya bir zamanlar aşk olsan da

Ne zaman gitti tren, bir ben kaldım bir de gölgem
Saatim mi geri kalmış bilmem, ne zaman gitti tren

Bir rüzgara kapıldık biz
Yelkenler delik deşik
Acıktık bir anda acıya
Bir rüzgara kapıldık biz

Ne sen anladın ne ben öğrendim
Önsözler gereksizmiş geç bildim
Okuduk yine de gençmişiz işte
Öylesizliğin daha güzelmiş öylece

Bir kısa film hayattan kalan
Oyuncu olsam, yönetmen olsan
Gördüklerini unutmuş olsan
Yaşamak bazen sabır ister

şarkıyla ilgili küçük bir ayrıntı: albümdeki ilk versiyonunda cenk taner; “sayfalar sarı, bir zamanlar genç olsan da…” ve “yazılmış suya, bir zamanlar aşk olsan da…” derken “hidden track” olarak albümün sonuna eklenmiş olan versiyonda ise; “sayfaları sarı, bir zamanlar aşk olsan da…” ve “yazılmış suya, bir zamanlar genç olsan da…” diyor ve bizi yine bitiriyor…

Dip not: Kesmeşeker severler BURADAN daha önce yazdığımız grubun Tek kişiyim ben hala şarkısına ulaşabilir.

 
– Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Friday I’m in Love

It’s firday I am in love;

cureSanırım bütün cumaları özetleyen şarkılar geçidinde başı çekenlerden biridir.

Hoş ben genellikle “fantezi” yapan biri olduğumdan “fantezi” içerikleri konusunda sıkıntı çekmiyorum herhalde. Her yerden bir şekliyle gelip buluyor beni…

Haftası sıkıntılarla geçenlere iyi hafta sonları

Düldül’ü bilmem, Behlül’ü sevmem ama Morrisse kaçar,

tutana aşk olsun.

PS: İlhamı veren Şeydai, benimkisi sadece klavyelerde gezinme işi, her zaman olduğu ve olacağı gibi…

Tabi PSS; “acıyorsam sana anam avradım olsun, ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!”

diyerek, dünyayı sevenlerin var mıydı cumaları ya da mübarek miydi bilmiyorum, yine de itiraf etmezsem olmaz, bugün böyle hissediyorum…

Morrisse Eserese

Cuma Akustiği de unutulmaz…

 
1 Yorum

Yazan: 15/02/2013 in Akustik, Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Rosey-Love

Rosey’in Love adlı şarkısı seneleer önce hepimizi harabe etmişti.
Bu aralar da bu versiyonu bizi mest etti..
Silverland
 
Yorum yapın

Yazan: 06/12/2012 in Muzik

 

Etiketler: , , ,

Amélie soundtrack – La Noyée – Guitar&Flute

“hayat kısa
kuşlar uçuyor”

Cemal Süreya

– Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: