RSS

Aylık arşivler: Ekim 2012

Yaşar – Kör Bıçak

photo by PrettyMoment1

Rüzgar yine kokunu getirdi,
anlayacağın canım burnumda…

İlhan Berk

— diardi

Reklamlar
 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Jamie Cullum – Don’t Stop The Music

Jamie Cullum ile tanışmam biraz tersten başladı aslında benim.
Önce televizyonda en sevdiğim yemek programlarından birini yapan sevgilisi Sophie Dahl ile tanıştım. Kendisi doğal lezzetleri birleştirerek birbirinden pratik ve güzel yemekleri kısacık zamanda yapan becerikli bir kadın. Son yıllarda özellikle Avrupa televizyonların moda olduğu üzre yeri geldiğinde, kibarcık kibarcık kaşık kullanmak yerine, hörk diye elini kaseye daldırıp malzemeleri karıştıran ve bazen kokusuna dayanamayıp sosu parmaklayıveren bir dünya güzeli. Ha bu arada boylu poslu, taş gibi bir manken olduğunu söylemeyi unuttum sanırım ya da bilenler bilir. Yemekleri yaparken kendi hayatından anlattığı anekdotlarla kısa programını renklendiren Dahl’ın sevgilisi de ünlü biri dedi biri. Kimmiş diye bakmak anca aklıma gelmişti ki karşıma bildiğin, yetenekli, başarılı, popüler ve aslında şarkılarına benim de aşina olduğum Jamie Cullum çıktı karşıma.

Pop ve özellikle caz konusunda önemli bir yetenek olan şarkıcı ve besteci Jamie Cullum, 2003 yılında Britanya’da Twentysomething albümü ile yılın caz artisti seçilmiş. Clint Eastwood’un Gran Torino filminin müziğini yapan Cullum’un Altın Küre En İyi Film Müziği adaylığının yanı sıra pek çok da ödülü bulunuyor. Ama ben bugün size, en azından bir yerlerden kulağınıza çalındığını tahmin ettiğim daha popüler bir çalışmasını seçtim. Keyifli dinlemeler.

— diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 19/10/2012 in Jazz, Muzik, Pop

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Conal Fowkes – Let’s Do It (Let’s Fall In Love) – Midnight In Paris OST

Conal Fowkes – Let’s Do It (Let’s Fall In Love) – Midnight In Paris OST

Sizce tarihin “Altın Çağ”ı ne zamandı? 80’ler mi, 20’ler mi? Yoksa siz de 1920’lere mi aşıksınız yoksa Rönesans mıydı en güzel zamanlar? Sanat, sosyal hayat, gelişmeler derken…

80′ kuşağına mensup biri olarak bence devletler, teknolojik gelişmeler, moda ve daha bir çok konuda en inanılmaz olayların çakışmasının talihsizliğini yaşıyoruz hala ve bu daha nerelere gidecek, merak ediyorum. Ama hani bir tarih dönemi seç Altın Çağ için deseniz, uzun süre düşünmem gerekir sanıyorum. Sık sık “Bugünkü aklımla üniversite yıllarıma yeniden dönmek istiyorum” diyen biri olarak Murat hocanın (Ankara İleşitim, Murat Güvenir) sözünü bir kez daha tekrarlıyoruz ve: Olaylar, geliştikleri tarihler dahilinde değerlendirilmelidir, diyoruz. Yani, bugünden bakınca geçmiş güzel de, içinde yaşarken de öyle mi diyordu acaba insanlar?

Buralara nerden geldik diyeceksiniz ama dün akşam güzel birşey oldu. Bir-iki gün önce To Rome With Love filminin müziğini paylaşırken en kısa zamanda Midnight in Paris’i izlemek istediğimi yazmıştım. Hatta edinmek üzere girişimlerde bile bulmuşken, sağ olsun Teledünya bana dün akşam filmi hediye etti. Hani Allah’tan başka şey istesem olurmuş durumu vardır ya, tam olarak o yani.

Barselona ve Roma’nın ardından bu kez Paris sokakları, kafeleri ve gökyüzü altında geçen bir şekerlik içinde, günümüze dair sağlam mı sağlam bir eleştiri ve kafamızdaki “Altın Çağ” üzerine bol bol düşünme gereği hissettiren filmi izlemenizi artık kesinlikle tavsiye ederim. Günümüzün sığ entellektüalitesinin değerlendirilmesindeki zekiliği, detaylarındaki inceliği, naifliği ve tüm bunları insanı mutlu eden bir dil ile yapabilmesindeki başarısı ile ben yine çok sevdim bu Woody Allen filmini. Müzikleri To Rome With Love kadar etkileyici ve çeşitli olmasa da yerli yerindelik konusunda tabii ki hiçbir sıkıntısı yoktu. Ancak, Ernest Hemingway’den Pablo Picasso’ya, Dali’den Zelda ve Scott Fitzgerald’ve Gertrude Stein’a uzanan zenginliğinde Owen Wilson, Rachel McAdams, Marion Cotillard, Kathy Bates, Carla Bruni, Adrien Brody ve Michael Sheen’i izlemek çok şaşırtıcıydı.

2012 yılının hem Akademi, En İyi Senaryo Oscar’ını hem de Altın Küre’sini almış ve Oscar’a En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Sanat Yönetmeni dallarında aday olmuş filmi izlenenler/izlenecekler listesine bir an önce eklenmeli.

— diardi

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mazhar Alanson – Benim Hala Umudum Var

İçimizde umudun zerresi olmasa..Nefesimiz önce terkedermiş bizi..Kendiliğinden, veda bile etmeden…Ansızın…

Son zamanlarda dikkat ediyorum, genel ya da kişisel, her türlü konuşmada bir umutsuzluk bir mutsuzluk halleri. Söylemlere bakılırsa, “bitti bu deniz”..Artık gitmeliyiz.

E peki niye hala “burada” sınız? Hem de burada olmaktan delicesine sıkılırken, darallar gelirken, fırsatları kaçırdığınıza pişmanken.

İki basit yanıtı var hala “burada” olmanın ; “ya seviyoruz aslında yerimizi ve razıyız ya da kölesiyiz”.. Ya da bizdensiniz.. Sizin hala umudunuz var.

— silverland

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Erol Günaydın’ın ardından – Emre Altuğ – Aşk-ı Kıyamet


Bu klibi ilk izlediğim gün biliyordum, O’nun ardından bu şarkıyı bir daha dinlemeye zorlanacağımızı. Demiştim, “Gittiğin gün aklıma ilk gelecek şey bu şarkı” diye…

Türk tiyatro, sinema ve televizyonunun en büyük oyuncularından biri… Sadece gözleri ile bizleri güldüren, ağlatan, düşündüren, “Bu nasıl büyük bir oyunculuk!” dedirten ismi Erol Günaydın.

Hoşça kal…

— diardi

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Emilio Livi & Trio Lescano – Non Dimenticar le mie parole (Don’t forget my words)

Vicky Cristina Barcelona sayesinde bile Woody Allen sineması ile tanışmadıysanız, zaten baya bir geç kalmışsınız demektir ama bence hala şansınız var. Vicky Cristina Barcelona’da hiçbir şey olmasa Scarlett Johansson hayranlarına müthiş bir keyif yaşatan Allen, Barselona-Paris-Roma serisini To Rome With Love ile sürdürüyor. Gerek mekan, gerek oyuncu kullanımında bir efsane olan Allen, bu kez Roma’nın tarih dolu sokaklarında birbiri ile uzaktan yakından alakası olmayan ama Roma’nın herkesi baştan çıkaran atmosferinde buluşmuş karakterleri bir araya getirmiş. Hepsi birbirinden alem karakterler ve hayatları içinde siz hangisine takılırsınız bilmem ama çok sağlam bir eleştirelliği bulunan filmi izlemelisiniz.

En kısa zamanda izlenecekler arasına bence ekleyin: Vicky Cristina Barcelona, Midnight in Paris, To Rome With Love…

— diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Pavarotti – Caruso (Live)

Kaynak: wikimedia.org


Caruso

Burası denizin parladığı ve rüzgarın sert estiği yer
Surriento körfezinde yaşlı bir terasın üstünde
bir adam genç bir kızı kucaklıyor
ve ardından bağırıyor.
Sonra boğazını temizliyor ve şarkı başlıyor.

Seni çok seviyorum
Çok ama çok seviyorum, biliyorsun.
Bu bir bağ şimdi
Biliyorsun, damarlardaki kanı eriten.

Denizin ortasındaki ışıkları gördü
Amerikadaki akşamları düşündü
Fakat onlar sadece balıkçı teknelerinin lambaları
ve uyanan pervanelerin beyazıydı
müzikteki acıyı hissetti
piyanonun başından kalktı
bir buluttan süzülen ayı görünce
ölüm daha tatlı geldi
genç kızın gözlerini gördü
ki bu gözler deniz kadar yeşildi.
sonra aniden bir damla gözyaşı döküldü
ve adam boğulduğunu düşündü

Liriğin gücü
Her dramanın yalan olduğu
Biraz makyajla ve taklitle
Bir başkası olabildiğin yer
Fakat iki göz sana bakıyor
Oldukça yakın ve gerçek
Sana bütün kelimeleri unutturuyor
düşüncelerini karıştırıyor.

Ve böylece her şey önemsiz bir hale geliyor
Amerikada’ki geceler bile
Ve ardına bakıyor, hayatını görüyorsun
Pervanelerin uyanışı gibi
Ah evet, hayat bitiyor
Fakat o artık bunu daha fazla düşünmüyor
Zaten kendini oldukça mutlu hissediyor
Ve tekrar şarkısını söylemeye başlıyor.

Seni çok seviyorum
Çok ama çok seviyorum, biliyorsun
Bu bir bağ artık
Biliyorsun, damarlardaki kanı eriten.

Sabaha kadar deniz kenarındaki kayalıklarda şarkı söyledi Caruso. Dünyanın en büyük, en özel sese sahip tenorlarından biri olsa da biliyordu, bu hastalık ona aman vermeyecekti. Sabaha kadar ışıyan balıkçı teknelerinin ışıkları, gözlerinde birer yıldıza dönüştü. Ne kadar da güzel söylüyordu… Sabaha kadar balıkçılar kıyıya vuran dalgalar gibi Enrico Caruso’yu dinledi, Caruso hayatını sahne sahne anlatır gibi söyledi söyledi söyledi… Sözlerin tükendiği yerde son bir kuvvetle kendini önce terasına, sonra odasına sürükledi. Balıkçıların Caruso’yu son görüşü oldu bu, o büyük ses, son kez o gece dalgalara şarkısını söyledi…

— diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: