RSS

Etiket arşivi: sinema

Scarlett Johansson – Kıskanılası kadın!

scarlett johansson“Hollywood’un ‘sıfır beden’ güzellik anlayışına kafa tutan kıvrımlarıyla modern çağların Marilyn Monroe’su olarak tanınan ünlü oyuncu” diye tanımlamış bir internet sitesi Scarlett Johansson’u.

Hani kıskanmaya nerden başlayacağımı şaşırıyorum. 14 yaşında başladığı sinema kariyerindeki başarılarını mı, her boyaya girip de aynı anda hem bu kadar güzel hem seksi hem de insanı kıskandığından utandıracak kadar sevimli olmasına mı sinir olayım bilemiyorum.

Bir de böyle şeker şeker şarkı söylemez mi.. Artık ben ne diyeyim. Gerçi ben ne dersem diyeyim, kıskanç kadınım. Asıl erkeklerin kendisi hakkındaki yorumlarını almak lazım! 🙂

Diardi

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 25/04/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

The Shins güzelliği; “Caring is Creepy”

“Bazı filmler vardır ki, sinema tarihine adını altın harflerle falan kazımaz! Kült mertebesine erişmez, Oscar’larda falan da yarışmaz! Ama güzelliği, naifliğinde ve sadeliğinde saklıdır. Mesela “Little Miss Sunshine”, mesela “Juno” böyle filmlerdir. Konumuz işte yine böyle bir film; “Garden State”

Zach Braff zaten sevdiğimiz bir abimiz. Kendisini televizyon tarihinin görüp görebileceği en zeka işi işlerden birinde, hastane komedisi Scrubs’ta senelerce severek takip etmiştik. Braff, yönetmenliğini üstlendiği ve başrolünü de Natalie Portman ile paylaştığı Garden State’de de adeta “ne kadar basit, o kadar iyi” kuralının pratiğini gösteriyor. Uzun uzun anlatmayacağım, mutlaka görün demekle yetineyim.

Filmin kendisi kadar güzel olan şey de müzikleri. Soundtrack’inde The Shins, Zero 7, Simon & Garfunkel, Coldplay ve Frou Fou (ki filmde çalan Let Go da olağanüstü şarkıdır) var daha ne olsun!

İşte filmden sahneler eşliğinde bir The Shins güzelliği; “Caring is Creepy”

İyi seyirler.

Bruno F.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Erol Günaydın’ın ardından – Emre Altuğ – Aşk-ı Kıyamet


Bu klibi ilk izlediğim gün biliyordum, O’nun ardından bu şarkıyı bir daha dinlemeye zorlanacağımızı. Demiştim, “Gittiğin gün aklıma ilk gelecek şey bu şarkı” diye…

Türk tiyatro, sinema ve televizyonunun en büyük oyuncularından biri… Sadece gözleri ile bizleri güldüren, ağlatan, düşündüren, “Bu nasıl büyük bir oyunculuk!” dedirten ismi Erol Günaydın.

Hoşça kal…

— diardi

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Emilio Livi & Trio Lescano – Non Dimenticar le mie parole (Don’t forget my words)

Vicky Cristina Barcelona sayesinde bile Woody Allen sineması ile tanışmadıysanız, zaten baya bir geç kalmışsınız demektir ama bence hala şansınız var. Vicky Cristina Barcelona’da hiçbir şey olmasa Scarlett Johansson hayranlarına müthiş bir keyif yaşatan Allen, Barselona-Paris-Roma serisini To Rome With Love ile sürdürüyor. Gerek mekan, gerek oyuncu kullanımında bir efsane olan Allen, bu kez Roma’nın tarih dolu sokaklarında birbiri ile uzaktan yakından alakası olmayan ama Roma’nın herkesi baştan çıkaran atmosferinde buluşmuş karakterleri bir araya getirmiş. Hepsi birbirinden alem karakterler ve hayatları içinde siz hangisine takılırsınız bilmem ama çok sağlam bir eleştirelliği bulunan filmi izlemelisiniz.

En kısa zamanda izlenecekler arasına bence ekleyin: Vicky Cristina Barcelona, Midnight in Paris, To Rome With Love…

— diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sezen Aksu – Unuttun Mu Beni

Kaynak: Bianet

Belgesel yönetmenleri Mehmet Binay ve Caner Alper tarafından, arkadaşları Ahmet Yıldız’ın gay olduğunu açıklaması nedeniyle katledilişinden yola çıkılarak çekilen film Zenne, sabahın bu saatinde beni bunları yazmaya itti. Kerem Can, Erkan Avcı, Giovanni Armaneh, Rüçhan Çalışkur, Tolga Tekin ve Tilbe Saran gibi oyunculukları ile bende aynı anda samimiyet, şok, iç ezilmesi ve öfke yaratan ekip 48’inci Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nden “En İyi İlk Film”, “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu”, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülleri ile döndü. Festival öncesi dağıtımı için başvuru bile yapamayan ekibin emeği, 2012 yılı Ocak ayından itibaren 50’den fazla sinemada gösterime girdi.

Cinsellik ve şiddet içermeyen bir çerçevede, bana insanlık, dürüstlük, aile, muhafazakarlık, kültür, doğu-batı ve askerlik gibi kavramları tekrar tekrar düşündüren film, bugünlerde Kablolu TV sinema kanallarında… Yönetmenlerinin özellikle öğrenciler ve ailelerinin birlikte izleyebilmeleri için büyük çaba gösterdikleri ve bence de çok başarılı olan filmi izleyin. Ve kafanızdaki taşlar bir kere daha sizde Vertigo etkisi yaratsın…

15 Temmuz 2008’den bu yana Ahmet Yıldız’ın davasında bir gelişme yok.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Damien Rice – The Blower’s Daughter (Closer Soundtrack)

(Closer Opening Scene)

Bugünün Cuma olması mı beni güzel uyandırdı, huzurlu uyku mu bilmem ama bi gülümseyerek kalktım bu sabah yataktan. Sabahın ilk şarkılarında Bülent Ortaçgil dinlerken çalma listem Closer’ın film müziklerine, ordan da unutulmaz açılış sahnesi ve müziği Damien Rice- The Blower’s Daughter’a.

Herkesin kişisel kült filmleri vardı ya. Benimkilerden biri de Closer. Senaryosu, müzikleri ve oyunculuklarını falan geç, replikleri ile giden bir film. Ha tabii ne Natalie Portman’a, ne Julia Roberts’a, ne Clive Owen ya da dünyada olup olabilecek en dayanılmaz ve sıcak ve … İngiliz Jude Law’a diyecek söz yok. Bu kadar iyi ismin bir araya geldiği, denge ve uyumun bu kadar başarıyla yakalanabildiği bir yapım olur mu, bilemiyorum ama izleyenler izlemeyenlere mutlaka izletsin lütfen. Hatta bu akşam için planı olmayanlara şimdiden iyi bir fikir bence. Yalnız rica ederim, orjinal ya da orjinalinden alt yazılı izleyin zira filmin tüm esprisini oluşturan replikleri kötü çeviriler ile heder olabiliyor.

Filmi izleyenler içinse…
Belki bir sabah sersemliğinde çarpılma hissi, belki biraz buruk ama anlamlı bir tebessüme neden olacak bu müzik ve görüntüler sadece…
“Hello stranger..”

Bu arada, şarkının tamamı ve Damien Rice’ın klibi için lütfen aşağıdaki linki izlemeyi de unutmayın.

— diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Chris Isaak – Blue Hotel

Fena derecede hasta oldum. Hatta 20 sene sonra penisilin yiyecek kadar! Hayatta her şeyin teknolojisi ilerledi de şu penisilin hala yakıyo ya adamın bacağını, ben daha ne diyeyim… Diyeceksiniz, penisilin-hastalık ve Chris Isaak ne alaka? Şu alaka: Bütün pazartesi gününü uyuyarak geçirdim, salı sağ gözüm açıldı, çarşamba anca sol. Bu arada televizyonun sinema kanalında Küçük Buda’ya rastladım. Hani Keanu Reeves’in Sidartha olduğu ve Chris Isaak’in de çocuğun babasını oynadığı 1993 yapımı Bernardo Bertolucci filmi. Gerçi Chris Isaak’in sinema kariyeri hakkında Emin daha önce detaylı bişeyler yazmıştı ama ben yine de film boyunda adam ne zaman “Blue Hotel…” demeye başlayacak diye bekledim.
( Bakınız: https://mikroorganizma.wordpress.com/2012/01/18/chris-isaak/
) Dedi mi, demedi.

– diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: