RSS

Aylık arşivler: Haziran 2013

Sayıklamalar: Gezi Parkı olayları vesilesiyle…

nefret
…Mathieu Kassovitz’in ’95 yapımı filmi “La Haine”i (Sözlük anlamı nefret, bizdeki gösterim adı protesto) ilk kez veya bir daha izlemek…
 
Paris banliyölerinde bir göçmenin polislerce gözaltında darbedilerek öldürülmesi ve ardından çıkan ayaklanmayla başlayan film, polis (devlet)-varoş ilişkisi ekseninde ele aldığı bu süreci, Afrikalı, Yahudi ve Arap üç arkadaşın 24 saatte yaşadıklarıyla anlatıyor.
 
Belgesel tadındaki filmin kahramanları, toplu konutlarda yaşayan, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, kendilerine çıkış yolu arayan veya umudunu kaybetmiş tipler; kişilik özellikleriyle de varoşun özeti.
 
Filmin özeti de 50. kattan düşenin, her katta “Buraya kadar her şey yolunda” demesi. Düşenin gizli öznesi kişi de olabilir toplum da.
 
Filmde, şiddetli baskının şiddetli tepkiyi doğuracağı da gösteriliyor, sürüden ayrı takılırsanız sürü seni sallamaz uyarısı da veriliyor.
 
Kassovitz, 1995’te çektiği filmle, 10 yıl sonra iki gencin polisten kaçarken saklandıkları elektrik trafosunda ölmesiyle Paris’te başlayan ve tüm Avrupa’ya yayılan göçmen-azınlık ayaklanmalarını da öngörmüş. Film, böylece 10 yıl sonraki olayların yarıkurgu belgeseli gibi…
 
Peki 2005’teki olaya baktığımızda başka ne var: O zamanki İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’nin, göstericileri, ayaktakımı-çapulcu olarak nitelendirmesi ve “Göçmen sorunu yoktur, terör sorunu vardır” sözü… Daha sonra ne oldu bu adam?
 
Bu arada niye kaçmış iki genç? Sokakta futbol oynarken suçları olmadığı halde durduk yerde kaçacak kadar polisten korktukları için. Polisten durduk yerde niye korkabilecekleri de filmde var.
 
Filmde başka ne var? Yeraltı kültürünün öğeleri: Breakdance, hip-hop, graffiti ve Dj müziği.
 
Mesela yönetmenin, Flipper’ın deniz üzerinde zıplaması gibi, sadece bir kereliğine filme dışarıdan bakmamıza izin verdiği, sinema öğrencilerine ders kamera hareketli planı. 
Dj’in Fransız rap grubu NTM’nin polise “sevgi ve saygıları”nı sunduğu “Nique la police” ile Edith Piaf’ın “Non je ne regrette rien (Hiçbir şey için pişman değilim)” parçalarını mikslediği sahne:
Bir de aklıma Oliver Hirschbiegel’in yönettiği 2001 yapımı “Das Experiment (Deney)” geldi. 
 
Deney, değişik iş ve sosyal statülere sahip insanların, kurayla hükümlü ve gardiyan olarak ikiye bölünmesi ve oluşturulan cezaevi ortamında davranış değişikliklerinin gözlemlenmesi.
 
Gücün insanları değiştirebildiğini ortaya koyan, bazı polis davranışlarını anlamlandırmakta zorlananlara, işin psikolojik boyutunu anlatan bir film.
 
Konuyla alakasız, yönetmen, en Nazi ideali ari ırk örneği tipi en acımasız yaparak, Nazi Almanyası dönemine gönderme yapmış. Bu tipten bağımsız, olanları tüm totaliter rejimlere de genelleyebilirsiniz.
 
Filmi seyretmeden hakkında pek bilgi toplamam. Benim gibi davrananlar, aşağıdaki klipten sonra gelecek cümleyi bi’zahmet okumasın. Bu filmde aklımda kalan müzik yok. Müzikleri sağlam olan La Haine’den bir parça daha gelmeyecek ama DJ’in sırtında Cypress Hill yazısını dikkat edenler için gelsin:
(Filmin yarattığı sinir bozukluğunu artırmak için izledikten hemen sonra fantezi değil, gerçekten yapılan deneyin ayrıntılarını nette araştırmak… Deneyin gerçek görüntülerini izlemeye ise elim gitmedi)
Totoro
Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 26/06/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

“Ha kanser, ha konser!”

wikimedia.org

33 yaşında kansere yenilmeden önce sesini ve devrimci ruhu ile herkesi kendine hayran bırakan Karadeniz’in asi çocuğu Kazım Koyuncu’nun aramızdan ayrılışının 8’inci yılı…

 
Yorum yapın

Yazan: 25/06/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , ,

İkinci bahar yaşıyor ömrüm… – Aynalı Oda

Bu sene, “arkadaşlarının başarıları ile mutlu olma yılı” oldu benim için. Yıl boyunca arkadaşlarımın yazdıkları kitaplar, yaptıkları kitap kapakları, tanıdıklarımın oynadıkları filmler derken, pek çok başarı hikayesinden kısa da olsa bahetme şansım oldu. Sabah Egeli ekibinden Gökmen Küçüktaşdemir’in ilk kitabı Çoban Yıldızı’nı henüz okuma şansım olmadı ama bugün size Yeni Asır’ın 21 yıllık deneyimli adliye muhabiri Ali Eyce’nin ilk romanından bahsetmek istiyorum.

Aynalı Odaaynali oda

Önce, kendisini fena bir roman okuyucusu olarak tanımlayamayacak biri olarak, takıldığım bir iki küçük noktadan bahsetmek istiyorum. Ali abi gerçekten çok detaylı bir çalışmaya imza atmış. Hem de öyle detaylı bir ön çalışma yapmış ki, polisiye roman olarak değerlendirebileceğim yapıtı ile İletişim Fakültelerinin Gazetecilik bölümleri için iyi bir kaynak oluşturmuş Aynalı Oda ile. Gazetecilik nedir, nasıl yapılır, bir muhabirini sıradan bir günü, haber merkezi neye benzer, haber müdürü ne iş yapar, muhabir ne zaman neyi kıskanır, ne zaman fırça yerden tutun da.. şu an aklıma gelmeyen daha pek çok soruya yanıt vermiş. Ama daha da önemlisi Asayiş Şube, Adliye, avukatlık konularında sınavda sorulacak soruya yanıt olacak kadar çok detaylı bir anlatımı var kitabın. Mesleki tecrübeleri ile bu kadar detay bilmese de konuya aşina kişiler için sıkıcı olabilecek bu anlatıma takılmamanızı öneriyor ve kendinizi hikayetinin enteresanlığına bırakın diyorum.

Kendinizi hikayenin enteresanlığına bırakırken, yayınevi ve redaksiyondan kaynaklanan bir iki küçük sorunu da görmezden gelin, çünkü inanın, sizi son bölüme kadar merakla okumaya sürükleyecek bu kitap hakkında olumsuz bir düşünceye kapılmanıza değmez o sorunlar…

Biliyorum, Dan Brown’dan Grange’a, Türkiye’nin bence en iyi polisiye yazarı Ahmet Ümit’e hatta… sayelerinde polisiye romanları konusunda baya bir pratiğe sahip olduk yıllar içinde. Hatta artık polisiye roman okuma pratiğimiz öyle gelişti ki, sadece olayın bilinmezliği ya da çözülmezliği bize yetmediği için yazarları olayın geçtiği yerlerin tarihi özellikleri gibi detaylar vererek romanı zenginleştirmeye zorlama noktasına geldik. Tüketim toplumu işte, doyumsuzuz! Eyce’nin romanı Allah için detay verme noktasında yukarda da belirttiğim gibi gayet doyurucu:) Tüm polisiye filmleri 20’nci dakikasında çözen bir eşe sahip kişi olarak kabul, ben de çözdüm olayı daha romanın yarısına gelmeden. Ama beni, sonunu nasıl bağladı acaba, sorusu yedi bitirdi. Kitabı elime almamla sonuna varmam arası sanıyorum 8 saat falan sürdü. 400 sayfa Denizli-İzmir yolu arasında su gibi aktı gitti. Ve sizi temin ederim ki, en son bölümü de bitirip kapağı kapatırken kesinlikle mutluydum!

Ben Aynalı Oda için Özdemir Erdoğan’dan İkinci Bahar şarkısını seçtim. İzmir basını içinde yer almış, özellikle polis-adliye muhabirliği yapmış kişilerin kendilerinden, tanıdıklarından ve olaylardan pek çok şey bulacakları Aynalı Oda için neden bu şarkıyı seçtiğimse, finalde saklı! Ellerine sağlık Ali Eyce…ali eyce

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 24/06/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İnadına duracağım inadına bulacağım #duranadam

HEY ! #duranadam sana söylüyoruz hep bir ağızdan Duran Duran’dan hem de;

Diren Gezi Parkı Grubu

Diren Gezi Parkı Grubu

Ne oldu herşeye?

Deli diyor bazıları…
Tanıdığım hayat nerede?
 
Gitti…
 
Ama, dün için ağlamayacağım
Sıradan bir dünya var..
Her nasılsa bulmalıyım.
Yolunu bulmaya çalışırken sıradan dünyanın,
Yaşamayı öğreneceğim…
 
Silverland
 
Yorum yapın

Yazan: 18/06/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , ,

Gezi Parkı’nın direniş şarkıları

Her protesto kendi müziğini de yaratır…

gitar
direniş şarkılarından bir derleme…

Boyun Eğmeyenler

New York’lu Çapulcular – Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı Anasını Satayım

Boğaziçi Caz Korosu: Çapulcu musun vay vay

Ceyl’an Ertem – Bir Başka

Boğaziçi Caz Korosu: Çapulcular oldu mu?

Kardeş Türküler – Tencere Tava Havası (Sound of Pots and Pans)

 Marsis – Oy oy Recebum

ODTÜ Sosyalist Düşünce Topluluğu’ndan Direniş Şarkısı

Duman – Eyvallah

Serhad Raşa ”Çapulcu’nun Şarkısı”

FlowArt – Gezi Parkı

– Tayfa

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yaşar Kurt – Dostum

Öfkeliyiz hepimiz. Bitmeyen bir hınç var havada. Tükenmişlik sendromu düşmezken kimsenin dilinden, “İnat, itidal, direniş, birikim, patlama..” kelimeleri dolandı dilimize. Bitmiyor kargaşa, kimse nereye doğru gittiğini de bilemiyor.

Sakinleşmeye ihtiyacım var dostum…

Orhan Köse

Orhan Köse

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 12/06/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Lekesiz vicdanın ebedi günışığı

“Bu ülkede insanların en iyi yaptığı şey UNUTMAK” dedik birden.. Birbirimize de söyledik Diardi ile..

Unutmasak, yaşayamazdık belki dedik.. Bilemedik işte.. Unutmayalım istedik… Unutamayalım…

Neleri unutmamışız mesela biz güzel yapılan derken… Aklımıza düştü o “muhteşem” kelimesinin tam karşılığı lonelydizi.. “Yedi Tepe İstanbul”dan, o unutulmaz sahnelerinden bahsediyorum. Bizim ev, o hiç gitmediğimiz mahalledeydi sanki, karakterler haftada bir evimize geliyorlardı.. Yanımızda oturuyorlardı.. Birlikte ağlıyorduk, vedalaşıyorduk, içimiz birlikte acıyordu.. Gülüyorduk.. Birbirinden güzel şiirleri duyduk o diziden.. Zarif şarkıları.. Okul sıraları gibiydi dizi.. Öyle güzel insanlar çıktı ki içinden “SANATÇI” diyebildiğimiz… Eskimiş bir melodiyi, seneler sonra piyano ve keman eşliğinde getirmişlerdi bize.. Tadından unutamadıklarımızdan..

Bugün, unutamadığımız güzelliklerin bir üstünden geçtik de biz öyle..

O kadar güzel yazmış ki bugün Ece dedik.. O’ndan duymaya alıştığımız ,yıllar öncesinden kopup gelen bir tını gibi geldi.. Özlemişiz güzel sözcükleri seçip, bir gazete kağıdı üzerinde birleştirmesini.. Hani yazmıyor muydu bu kadın ne zamandır diyeceksiniz? Bu kadar içimize işleyenini sanki uzun zamandır yazmamıştı… Ya da bize öyle geldi, size de anlatalım istedik…

Bak güzel şeyleri biz unutmadık dedik..Unutmayız değil mi? Unutamayız…

Silverland

“İnsan, aniden parlayıveriyor tarihin çamuru içinde. Bir an için. En güzel haliyle gösterip kendini sonra yeniden dalıyor on yıllar sürecek uykusuna. O uyanma anına denk gelen ömür ne şanslı! Ne şansız, insanın o en güzel halini gören ömür. Bekleyecek yeniden uyanmasını insanın en güzel haliyle.

Bir ömrü belki böyle geçecek. ……………

Talihli miyiz biz görenler yoksa büsbütün bahtsız mı?

Ne ise ne, biz bir kere gördük, insan uyandı. Yüzünde lekesiz bir vicdanın ebedi günışığı vardı.

……………………..

Bir çiçek için ölebilirdi az kalsın,
Biraz daha vursalar bir ağaç için ömrünü verebilirdi,
ve burada kardeşiyle kalmak için bir gün daha, ömrünün geri kalanından vazgeçebilirdi. Öyle zarifti insan.

Ve bu zerafet nasıl oluyor da geceleri tunç bir kalkan, hayret ettik. Hayret mertebesinde günler geceler geçirdik.

………………………

Tekrar uyumanızı istiyorlar. Ama güneş çıktı, gün aydınlık.

Bakalım sizi uyutmak için nasıl bir ninni icat edecekler.

Belki içinizden bir kaç kişiyi seçip hakkında yalanlar uydurup gönlünüze şüphe düşürecekler.

Belki hiç uzatmadan üzerinize çullanacaklar. Belki, kim bilir, bizim aklımıza gelmeyecek başka sinsi kumpaslar kuracaklar.

Boşver!

Birbirimizin yüzüne bakalım. Birbirimizin yüzüne iyice bakalım.

Lekesiz vicdanın ebedi günışığı işte buna benziyor. İşte insan aslında kardeşim tam olarak sana benziyor.

Sana insan diyorlar, biliyor musun.

Benim güçlü kardeşim, insanın en güzel hali senin gibi görünüyor.”

Ece Temelkuran

 
1 Yorum

Yazan: 10/06/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: