RSS

Etiket arşivi: silverland

New York, betondan yapılmış hayaller ormanı mı gerçekten?

Bu sabah seninle uyandım tahmin edeceğin üzere @silverland’ciğim. Kulaklığı takar takmaz duyduğum ilk şarkının bu olması da yine yalnız olmadığımızı gösteriyor:) “Canım Alicia Keys ne güzel anlatmış yine” diyeceğim ama öyle mi gerçekten?

Grew up in a town that is famous as a place of movie scenesny
Noise is always loud, there are sirens all around and the streets are mean
If I can make it here, I can make it anywhere, that’s what they say
Seeing my face in lights or my name on marquees found down on Broadway

Even if it ain’t all it seems, I got a pocket full of dreams
Baby, I’m from New York
Concrete jungle where dreams are made of
There’s nothing you can’t do
Now you’re in New York
These streets will make you feel brand new
Big lights will inspire you
Hear it from New York, New York, New York!

On the avenue, there ain’t never a curfew, ladies work so hard
Such a melting pot, on the corner selling rock, preachers pray to God
Hail a gypsy-cab, takes me down from Harlem to the Brooklyn Bridge
Some will sleep tonight with a hunger far more than an empty fridge

I’m gonna make it by any means, I got a pocket full of dreams
Baby, I’m from New York
Concrete jungle where dreams are made of
There’s nothing you can’t do
Now you’re in New York
These streets will make you feel brand new
Big lights will inspire you
Hear it from New York, New York, New York!

One hand in the air for the big city,
Street lights, big dreams all looking pretty
No place in the world that can compare
Put your lighters in the air, everybody say yeah, yeah, yeah, yeah

In New York
Concrete jungle where dreams are made of
There’s nothing you can’t do
Now you’re in New York
These streets will make you feel brand new
Big lights will inspire you
Hear it from New York!

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 25/05/2016 in Muzik, Pop, R&B

 

Etiketler: , ,

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İzmir’in Mersinli’deki eski otogarı, çocukluğum boyunca düzenli olarak gidip ağladığım yerdi. Ablam bazen bir günlüğüne, bazen yaz tatili için gelir. Bir önceki gelişinin üzerinden sadece bir hafta geçmiş olsa bile biz salya sümük ağlardık o otobüs kalkarken. Ben eve kadar arabada hıçkırırken o da 12 saat sızlarmış. Öyle anlatırdı yıllar içinde akraba olduğumuz servis elemanları, şoförler… O yüzden herhalde, hala sevmem otogarları. Zaten zamanla mertlik de bozuldu uçaklar ucuzlayınca demeyeceğim. Biz büyüdük sadece. Hayat hızlandı, araya bir dolu yaşanmışlık girdi. Devran döndü..

Doğduğun yer değil doyduğun yer, demek normal gelmeye, ayrılıklar sıradanlaşmaya başladı. İstanbul’da yaşayıp da aynı şehirde yaşayan arkadaşlarıyla görüşmeye fırsat/olanak/zaman/para bulamadığı için facebook kullanan bir sürü insan tanıyorum şimdi. Çekirdek aile gibi çekirdek arkadaş grupları ile yaşar olduk. Az eşya, az insan felsefesi hepimize iyi geldi ya da biz kendimizi kandırdık. Ben mesela, göstermelik sosyalleşir olmuşum zamanla. Z öyle diyor. -mış gibi yapıyormuşum.

Bu yazıyı sürdürmek çok zor.. söyleyecek ve söylenemeyecek çok şey var.
O yüzden en kolayı, senin bana öğrettiğin gibi sözü Şükrü Erbaş’a bırakmak..

Çünkü canım Silverland, sen uzun bir tatile gidiyorsun şimdi.bestfriends
Döndüğünde eksik noksan, hayat devam ediyor olacak, seninle yeniden şenlenecek.
Şimdiden özledim..

Diardi

SENİN KORKULARINI BENİM İNCELİĞİMİ

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.

Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde
Kendi sesiyle silinmek.
Birdenbire büyümesi
Gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.
İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.

Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Parmaklarını sözüne pınar edememek
Uzaklarda bir adamın üşümesi bir kadın dağlara daldıkça.
Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
Ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
Yalnızca gölge vermesi ağaçların
İyiliğin küfre dönmesi ayrılık.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
Başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
İki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı,
Hüznün arması, süren korkusu inceliğin.

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Yüzyüzeyken konuşuruz

Akıllı telefonlar ve çığırından çıkan sosyal medya araçlarının hayatımıza kattığı Vimeo’da bir sürü videosunu bulabileceğiniz Yükyüzeykenyuzyuzeyken konusuruz Konuşuruz için sanırım kullanabileceğim en yerinde kelime “sempatik” olacak. Gitar çalan kolları dövmeli çocuk evdeki çekyata oturmuş, annemde de aynısı hala salonda duran kül tablasında sigarasının sonu, komik sözlerle şarkı söylüyor. Komik sözler dediysem hakikaten komik. 

”gencebay çalarken taksiden inilmez
bizim eve ayakkabıyla girilmez”

“kendi evimde deplasmandayım”

Çay demleme üzerine bile şarkıları varmış diyeyim de silverland kendileri ile bir ilgilensin 😉

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 27/08/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Sözsüz..

in the mood for loveYağmurda en çok giden şarkıları seçmiştik geçenlerde.. Yumeji’s Theme’i atlamışız. Hoş, bu havaya en çok giden film de In The Mood For Love olurdu ya.. Bir sırrın yağmurla yıkanışı, zerafetle salınan bir kadının ağlayışı gibi.. Çok yavaş, telaşsız.. Yarın yok gibi.. Söze hacet yok.. Müzik durumu olduğu gibi anlatıyor, iyi dinle…

 

Silverland

 
Yorum yapın

Yazan: 13/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , ,

Zerrin Özer – Yangınım

selaleİnsanın içini döktüğü anlar vardır ya…

Silverland

 
Yorum yapın

Yazan: 08/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , ,

Sisler bulvarı…

Panik yok, “yine aylardan Kasım” şarkısı değil.. Efendi gibi Attila İlhan şiirinin notalara dokunmuş hali.. Üstelik içinden Kasım da geçiyor…sis 2

“elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk”

Attilâ İlhan

 

Silverland

 
Yorum yapın

Yazan: 05/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , ,

Ayşegül Aldinç – Gözlerin su yeşili

çayHadi çay içelim mi?

Çay,  ayrı bir mevzudur. Bir çok konudan ayrı ve derin hatta. Her ortama giren, her türe uyan “bir şey”den bahsediyoruz burada. Acısı da tatlısı da olan “bir şey”.

Bir sokak arasında, balkon sefasında, iki dostun arasında, bir hasta odasında, üniversite kantinlerinde, piknikte, gecenin bir yarısında ve sabahın kör saatlerinde, yola düşmeden önce, şehirler arası mola yerlerinde… Tanımadığınız bir mekanda, tanımadığınız bir kimsenin karşısına oturup bir içki söylemek farklı anlamlara hasıl olur da. Çay söyleyip, tanımadığın birisinin masasına oturmanın, hiç konuşmadan karşılıklı çay içmenin lafı bile olmaz düşünün. Yeri zamanı, kişisi, mekanı olmadı olmaz..Bazen boş boş baktığımız o ince belli çay bardağına bir sor, neler neler bilir o..Anlatmaz..

Kavganın da, dostluğun da, sırların, ayrılığın her adımında…Yerine kahve koymaya kalkanlar da olur da..Uymaz o bir türlü. Çay, ayrı bir mevzudur. Çay insanın aklına düştü mü, rakı, bira, votka ve benzeri içecekler hikayedir bilesiniz. Onlarla efkar dağıtılır, neşe perçinlenir falan. Çay öyle mi? Ona öyle yaslanamazsın, o da sonrasında sana yaslanmaz. Ona kahredemezsin, o da sana etmez.  Efendi ve  ekabirdir o… Bozmaz kendini..Öyle demiyle, rengiyle, efendi gibi. Bir sözü yoktur örneğin, bir adabı. Çaydanlıkla –demlik. Birşey söylemez..Eşlik eder.

Ekibe olur olmaz yerlerde “Çay içelim mi?” demişliğim olduğu doğrudurJ O kadar içilmiş gecelerin sonunda “durun bir çay demleyelim” demişliğim, ülkelerden, şehirlerden çay taşımışlığım ve çoğunu kendi içmişliğim..

Demem o ki; paylaşmak istediğimdendir “çay halini”..

Kirpi’nin Zerafeti’ni okurken (ki bu kitap ayrı bir yazı konusudur), çayın zerafetine rastladım.. Şu an her biri bir tatil yöresinde ya da ofis masasında çaylanan ekibe gelsin;

Hadi bi çay içelim mi? 🙂

 

“O halde, bir fincan çay içelim;

13. yüzyıldaki Moğol kabilelerinin isyanına, ölümlere ve yıkımlara yol açtığı için değil, Song kültürünün meyvelerinden en değerlisini, çay sanatını yok ettiği için üzülüen Çay Kitabı’nın yazarı Kakuzo Okakura gibi ben de çayın önemsiz bir içecek olmadığını biliyorum. Bir ritüel halini aldığında, küçük şeylerdeki büyüklüğü görme yeteneğinin merkezini o oluşturur. Güzellik nerededir? Diğerleri gibi ölmeye mahkum büyük şeylerin içinde mi yoksa hiçbir iddiada bulunmadan, anın içine bir sonsuzluk tomurcuğu yerleştirmeyi bilen küçük şeylerde mi?

Çay ritüeli, aynı jest ve yudumlamaların bu değerli sürdürülüşü, basit , sahici ve rafine duyumlara bu yükseliş, çay yoksulların olduğu kadar zenginlerin de içeceği olduğundan bir aristokrat zevkine sahip olma izninin pek az masrafla herkese bu verilişi;  yani çay ritüeli , hayatlarımızın saçmalğında dingin bir uyum gediği açmak gibi olağanüstü bir erdeme sahiptir. Evet, evren boşulkla elbirliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır. O halde, bir fincan çay içelim. Sessizlik olur, dışarıda esen rüzgar işitilir, sonbahar yaprakları hışırdar ve uçuşur , kedi sıcak bir ışık içinde uyur. Ve her yudumda zaman iyice yücelir”

Kirpinin Zarafeti (orjinali Fransızca; L’Élégance du hérisson) –Muriel Barbery

— Silverland

 
Yorum yapın

Yazan: 22/07/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: