RSS

Etiket arşivi: sosyal medya

Midas’ın kulakları eş(ş)ek kulakları!

Özel hayata saygı göstermek önemlidir. Hele hele iki kişi arasında kalması gereken özel şeyler. Mümkün mertebe özel hayatımı paylaşmayı sevmem. Paylaşmayı sevmediğim gibi kimseninkini paylaşmaktan da hoşlanmam. Hali ile sormam, bana anlatılmaması için uygun ortam yaratmamaya çalışırım. Bana sorulduğu zaman anlatmam. Gereksiz gelir.

Hal böyle olunca, gökten domates yağsa kafana salatalık düşer hesabı, en olmayacak şeyler başıma gelir. Hayatta muhabbetim olmayan, oturup iki lafın belini kırmadığım hatta fellik fellik kaçtığım insanların bile abuk sabuk, hatta oha şeylerini bilirim. Neden? Çünkü anlatmam. Anlatmayacağımı bildikleri için onlar bi köşe bucak, yan sandalye, merhabanın arkasından gelen ilk cümle diye döküverirler içlerini: Midas’ın kulaklarıııııııııııııııı eşşek kulaklarıııııııııııııııııı!!

İyi de kardeşim, sazlıktaki kuyu muyum ben.. Bi sor bakalım ben bilmek istiyor muyum da yüklüyorsun sen bunu bana? 24 saatini sosyal medyada paylaşma ihtiyacı hisseden ruhumuzun söyleyemedikleri içinde kalınca sonuç ilk deli paratonerine patlıyor hali ile anlaşılan. Bana benzer birkaç tanıdığım daha var. Arada bir bir araya gelip birbirimizin gözünün içine bakıp çok güzel susuyoruz 🙂

 

Etiketler: , , , , , , ,

Yüzyüzeyken konuşuruz

Akıllı telefonlar ve çığırından çıkan sosyal medya araçlarının hayatımıza kattığı Vimeo’da bir sürü videosunu bulabileceğiniz Yükyüzeykenyuzyuzeyken konusuruz Konuşuruz için sanırım kullanabileceğim en yerinde kelime “sempatik” olacak. Gitar çalan kolları dövmeli çocuk evdeki çekyata oturmuş, annemde de aynısı hala salonda duran kül tablasında sigarasının sonu, komik sözlerle şarkı söylüyor. Komik sözler dediysem hakikaten komik. 

”gencebay çalarken taksiden inilmez
bizim eve ayakkabıyla girilmez”

“kendi evimde deplasmandayım”

Çay demleme üzerine bile şarkıları varmış diyeyim de silverland kendileri ile bir ilgilensin 😉

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 27/08/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Edebiyat, Gezi, popüler kültür ve diğerleri…

Suç ve Ceza’yı okurken kriz geçirmiştim. Elbette bir dünya klasiği yaratan Dostoyevski’nin bir suçu yoktu ancak benim zamanlamam baya bir yanlıştı. Sen tek tuşla her sabah bilmem kaç yüz kişiye mail at, sonra vicdan azabını kağıda dökebilmek için yataklara düşen Raskolnikov’u anlamaya çalış. Gerçekten her şey zamanında yapılmalı. Dünya klasikleri de mümkünse belli bir yaşa kadar okunmalı, bitirilmeli, fikir edinilmeli, çok isteniyorsa detaylı ikinci okumaları ileri yaşlarda yapılmalı. Hele hele yeni çevirilerini dönüp dönüp okuyabilen insanlara ayrıca bir hayranlık besliyorum. 
 
Okumak istediğim kitaplara asla yetişemeyeceğim hele böyle her gün yenileri eklenirken. Artık öyle bir “maruz kalma” hali yaşıyoruz ki, sadece kitaplar ya da gazeteler değil okumak istediklerim, internet ve sosyal medyadan da yüzlerce sayfa yağıyor her an ekranıma. Sadece günceli takip etmek bile 7/24 çaba gerektiriyor. Okuyucu olmanın yetmediği, bir figür olarak sosyal medya içinde yer almaya çalışmak ise ayrı bir sorun. İnsanların garip endişeleri türedi. Sosyal medyada bir şey paylaşmak da dert. Bir yanda Ali İsmail’in annesi, elinde yavrucağının fotoğrafı ile onu döve döve bu dünyadan alanlara seslenirken, “doğru yazılışını asla ezberleyemeyeceğiniz 20 kelime” paylaşımları ile 30 saniye de olsa gülmeye eriniyor insan. Çoğu zaman gizli gizli attığı kahkahalar bile boğazına düğümleniyor. 
 
Bir başka açıdansa, her şeyin birbirine girmesi edebiyatımızı da kötü etkiledi. Kötü etkiledi diyorum çünkü bugün yazılan ve piyasaya sürülen kitapların pek çoğunda artık gözle görülür derecede popülerlik kaygıları söz konusu. Bu konuda Ahmet Ümit, ne yazık ki attığım tweetleri yaptığı retweet’ler arasına alınmaya layık görmese de, son romanı ile beni fena derecede hayal kırıklığına uğratanların başında geliyor. Biliyorum, telif konusu öyle beter bir noktadaki, insanların telif gelirleri ile hayatlarını sürdürecek parayı kazanmaları ve yeni şeyler üretmeleri mümkün değil. Öte yandan da satış rakamlarını artıracağım diye roman daha piyasaya sürülmeden her televizyon kanalına konuk olmak, anlata anlata romanda merak edilecek bir küçük paragraf dahi bırakmamak da bana biraz garip geliyor. Ki sen bir polisiye yazarısın… Ama bence daha acısı, artık romanların sadece pazarlanmasının değil yazılışının da popüler kaygılar taşıyor olması. Zeka oyunlarından, betimleme meziyetinden uzak ama bir yerinde mutlaka Gezi’ye, polis şiddetine, kadın şiddetine, rant gelirlerine dokundurarak belli bir kesimin takdirini kazanmaya çalışmak, biliyorum hoşlanmayacağınız bir kelime olacak ama, edebiyatı “ucuzlaştırıyor”. 
 
donusBu sorunla karşılaştığım son roman da Ayşe Kulin’in Dönüş’ü oldu. Akıcı dili, detaylandırmalarındaki inceliklerle her zaman okumaktan zevk aldığım Kulin de Dönüş’te Ahmet Ümit’le aynı kaygıya düşmüş. Eşcinselliği işlemesi konusunda son günlerde basında yer alan Melik Gökçek’li tartışmalarından bahsetmiyorum. Bu kez Çamlıca’ya yapılması için proje yarışması açılan cami malzeme olmuş. Belki, nefret ettiğim bir tanımlama ile, “sanatçı duyarlılığını” romanına yansıtmak istemiş Kulin ama “Sultanahmet’in kopyasına birincilik veren jüriyi eleştiren bir yazı yazdığı için politik kaygılarla işten çıkarılan ve hayatını Ege’nin huzurlu kıyılarında sürdürmeye karar veren bir mimar” bana yine biraz zorlama geldi. İşin kötü yanı, tweeter’da saniyede binlerce tweet ekranınızda nehirler gibi akarken, her saniye Youtube’a 60 dakikalık videolar yüklenirken, 4,5 milyar yaşındaki dünyanın tüm bilgisinin yüzde 90’ı son iki yılda üretilmişken… bu duyarlılığı, bu kaygıları dile getirmek ve daha hatırlanabilir kılmak için başka bir şeyler yapmak gerekiyor gibi geliyor bana. Düşünsenize, artık elinden akıllı telefonunu düşürmeyen, tabletsiz nefes alamayan ancak kitap ile “gözükmekten” utanan gençler var hayatımızda. Gençlerin ve potansiyel yeni okuyucuların ilgisini çekebilmek için kalemine yeni kavramlar eklemek elbette gerekli ama sanırım bunu yaparken temel çıkış noktasının kaçırılmaması şart.
 
Diardi
 
Yorum yapın

Yazan: 05/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Direniş var. Yaşasın sosyal medya! We don’t need no thought control!

 

Bazen, birkaç kişi mesela, hiç anlaşamayan, hep birlikte, öyle bir haksızlığa uğrarlar ki.. Kenetlenirler.. Çok şükür ki, güzel ve yalnız ülkemin insanları, hele hele de o “apolitikler, kendilerinden başkasını düşünmüyorlar, y kuşağı bunlar” diye, biz 80 ve 90’larda büyüyenlerin küçümseyip durduğu gençler.. Bugün “bir” oldular; “Yapamazsın, biz buradayız, gel gör bakalım kaç kişiyiz, direniriz” dediler..

Biz, ekranları başında oturanlar, Gezi Parkı’ndan uzakta olanlar “Meşru” medyadan olanları detaylarıyla izleyemiyoruz. Ama orada “direnen” tüm “bir” insanları, insanlıklarını unutmadıkları, varlıklarını gösterdikleri için kutluyoruz. Yakında el atılmasından korku duyduğumuz “sosyal medya” ise, “İyi ki var!” diyrouz bugün. Zira, sosyal medya olmasa, olayların gidişatını, haksızlığı, saldırıları seyredemediğimiz gibi, hala bu ülke gençliğinde, emeklisinde, milletvekilinde bir umut olduğunu görebildiğimiz yegane kaynak olduğu için mutluyuz da…

Tayfa

 
Yorum yapın

Yazan: 31/05/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: