RSS

Aylık arşivler: Mart 2014

Yeter ki koşmasın kafamda o kötü kötü düşünceler!

İç huzurumuzu nerede bulacağımızı şaşırdık.hicbir sey
Kapısından, hayatta bir daha geri dönmem, diyerek çıktığım üniversitenin kapısına 10 küsur sene sonra paşa paşa “Yüksek Lisans yapmak istiyorum ben” diye döndüm. Dün bir haber vardı gazetede, hocaların hocası bir Kadın Doğum profesörü hastane yöneticiliği eğitimi alıyormuş bütün gün ders verdikten sonra. Az önce okudum, Ayşe Arman bile üniversiteye geri dönmüş ve bıraktığı 4 dersi tamamlayıp üniversite mezunu olmayı kafasına koymuş. Hala gözüm İzmir’de bir türlü bulunmayan, İstanbul’da da istemediğin kadar çok olan abuk sabuk eğitimlerde. Sanırsın bu saatten sonra atıp kendimi büyük denizin sularına reklam yazarı olacağım…
10 sene önce olsa, “Zaten okudum okuyacağım kadar, bütün gün eşşek gibi de çalışıyorum, az rahat verin” derdim. Şimdi, beynimin içinde deli gibi koşturmasın diye kötü kötü düşünceler, ne kadar çok okursam o kadar iyi diyorum. Bayılana kadar oku, uykuya daldığın anı hatırlama. Yaptığın işin karşılığını almadığım, haber okumakla ağlamaya başlamanın arasının kaç saniye olduğunu hesaplayamadığın, sadece küçük nefes molalarında D vitamini depolayıp koşarak girdabın içine kendini attığın günler yaşıyorsun ne de olsa. İyi şey düşünmek zor, iyisi mi sen otur, dersini çalış. Patlasın kafan ama başka bir şey düşünme. Mümkünse…
Diardi
 
2 Yorum

Yazan: 27/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Adrenalin pompalayan parçalar Vol. 3

“Seyirciyi patlamayla terörize edemezsiniz ama patlama ihtimaliyle edebilirsiniz” Alfred Hitchcock

nick caveBu motto/formülün müzikte uygulandığı örneklerden; her ne kadar sonunda patlama gerçekleşse de.

Avustralya’nın bağrından kopup dünyada “cool”luk önderlerinden olmayı başarabilmiş Nick Cave ve grubu The Bad Seeds’in, seri katil/cinayet öykülerini konu aldığı ve bu konsepte rağmen en çok ilgi gören albümü “Murder Ballads”ta yer alan parçası “Stagger Lee”

Çok sağlam, iniş çıkışlı, sonuna kadar tekrar eden bass melodisi etrafına örülen seslerden oluşan parça, giderek artan tansiyonun sonunda, Cave’in Almanya günlerinde tanışıp kadrosuna katılmaya ikna ettiği Blixa Bargeld’in (Einstazürden Neubaten) çığlıklarıyla tepe noktasında sona eriyor.

Parça, kan akışını hızlandırır ve sonundaki çığlığa eşlik etmeye teşvik eder nitelikte. Orijinalinde kullanılmış olmasaydı da uygun ortamda (mesela kafa kıyakken) parçayı seven biri, zaten çığlıkla sonlandırırdı parçayı…

Totoro

 
Yorum yapın

Yazan: 25/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Marina Abramovic, Ulay ve ben!

Bugün eşim ve benim birlikteliğimizin 10. yılının ilk günü. 10 sene önce bugün beni tam da gün batımında denizi seyrettiğim bir anda aradı ve “Bak bugün 21 Mart, günler uzamaya başlıyor. Ve ben seninle bundan sonra tüm gün ve geceleri geçirmek istiyorum” dedi. (Burada rica ederim maşallah deyiniz) 

Bu sabah eşim iş nedeni ile İstanbul’a gitmek üzere erken kalktı, hazırlanmış (zira ben uyuyordum hala) ve beni öpüp çıktı. Ben üzerine biraz daha uyudum ve niyeyse, uyandığımda aklımda Marina Abramovic, eski sevgilisi Ulay ve ayrılıklarını bile sanata dönüştüren, onları, birbirlerini hiç görmeden geçirdikleri 20 yıl sonra buluşturan Abramovic’in Moma performansı vardı. Niyeydi, nereden çıktı, hiçbir fikrim yok ama biraz gülümseyerek, biraz burularak ama evden çıkana kadar hep onları düşünerek hazırlandım. Ayrılmalarını bile anlamlı kılmak için Çin Seddi’nin iki ucundan birbirine doğru yürüyen ve birleştikleri noktada birbirlerini bir daha görmemek üzere ayrılan tabiri yerindeyse iki deli!

Sonra gün devam etti, Cuma yorgunluğu iş güç derken, akşamüstü daha önce de bahsettiğim akademisyen ve T24 yazarı arkadaşım Mehmet Yakın’ın yanına gittim. Nereden geldiyse konu performans sanatçılığının ne olduğuna geldi ve sabah düşündüklerimi anlattım. Mehmet de bana, “K2’de PORTIZMIR3 Uluslararası Güncel Sanat Trienali açılışı var, gidelim mi?” dedi. Bir performans sanatçısının önce söyleşisi, sonra performansı varmış, enteresan olur dedik ve orada buluşmak üzere ayrıldık. Biraz sonra Mehmet aradı ve “Performans sanatçısı Ulay’mış!” dedi.

marina

Ne demeliyim, ne düşünmeliyim bilmiyorum…

20 sene sonra karşılaştıklarında bile birbirlerine böyle bakabilen iki insan olmak…

Mümkünse biz böyle bir şeyi değil de, mutlu ve birlikte geçirdiğimiz 20 yılın ardından birbirimize yine böyle güzel bakıyor olabilelim canım sevgilim. Çok ju..

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 21/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Gidemem ben buralardan

Yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi.

Biliyorum kimsenin tahammülü kalmadı yaşananlara. Kayıplara, ölenlere…Bak yine ağladım bu sabah kardeşini kaybeden Gürkan Korkmaz’a. “Ali İsmail’in abisi değil babası gibiydim ben” dedi. Berkin’in annesi seçim meydanlarında yuhalanınca, “Lanet olsun seçimine de, belediyesine de, al buralar senin olsun, ben nefes alacak başka bir yer bulurum kendime” dedi herkes Twitter’da. Parası yeten herkes kendine bir ev de Amerika’dan almaya başladı ama.. yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi. Gidemem ben.

Bir sürü arkadaşım yaşadı yurt dışında, bir çoğu da hala yaşıyor. Her seferinde pijamalarını dolabımdan alıp koltuğuma oturduklarında, “İşte şunu yapamıyorsun yaban ellerde” dediler. Oysa her seferinde dolapta vardı atıştıracak bir şeyler ve kediler ayaklarına dolanıyorlardı onlar anlatırken. 

Burada hayat, iş çıkışı “Çok darlandım bugün, bi kahve içelim mi deniz kenarında?” demek arkadaşına. Çocuğunu işe giderken komşuna emanet etmek hatta arkadaşlarının mahallesine taşınmak, başka yerden ev bakan ablana içten içe dua etmek en bencilinden, “ev bulama inşallah uzak yerlerde” diye. Çiçeklerine hayran komşuna bi sardunya iliştirivermek en sevdiği renkten. Eve dönerken annene uğramak günlük gazete bırakacağım bahanesiyle… Lokma kuyruğunda Arapçasını bilmediğin duaları kendi dilinden mırıldanmak, Allahım yattığı yerde huzur ver, diye ve yakınlarının gözleri ile buluşmaya çalışmak acılarını paylaştığını söyleyebilmek için. Her akşam karşılaştığın otobüs şoförü ile ahbap olmak, çöpçüye kolaylık dilemek. Türkçeden başka hiçbir dilde çalışan birine “Kolay gelsin” demenin karşılığı yok biliyor musun? Çünkü onlar için çalışan zaten işini yapıyor sadece, ne gerek var ki iyi niyet gösterisine…

Bak bugün Emin’in doğum günü. Emin.. bizim can dostumuz. Hani “Buca stadında dondum!” diye telefon açıp emineve gitmek yerine bize gelen, çorbasını içip ilaçlarını aldıktan sonra biz film seyrederken mışıl mışıl uyuyan ve sabah zımba gibi kalkan. Hani çektiği fotoğrafa hepinizin hayran olduğu. Bizim çok güzel bir evimiz var. Bakmayın Ferzan Özpetek ya da klasik İtalyan filmlerinin kocaman, kalabalık, bol kahkaha ve müzikli sofralarına özendiğimize… o sofraların hepsi evimizde.

Milletçe toplu halde yaşarız aslında bir düşünsenize… İş değiştirirken durumun artılarını-eksilerini bile birlikte düşünürüz. Güzel bir renk rujun ya da ojenin bir tekini de mutlaka diğerimize alırız. Oysa Almanya’da arkadaşına “Akşam bi bira içelim mi?” diye telefon açtığında iki hafta sonrasına randevu veriyorlarmış düşünsene.. iki hafta sonrasına! Benimle gelinlik bakmaya gelmedi diye küstüğüm arkadaşım var benim, ne diyorsun sen iki hafta diye! 

Her şeyden öte,
ailem var benim burda…

Gidemem ben hiçbir yere, kimse kusura bakmasın…

Diardi

 
3 Yorum

Yazan: 19/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bu son olsun

Cem Karaca bu şarkıyı söylediğinde takvimler 1967’i gösteriyordu. Aradan onca yıllar geçse de temennimiz hiç değişmedi. Ülkemizde bu şarkı hep acı olayların ardından dillendirildi. Fazla söze, yoruma gerek bırakmıyor. Yine aynı dileklerle. Bu son olsun bu son…
Bugün sen çok gençsin yavrumucurtma
hayat ümit neşe dolu
mutlu günler vaad ediyor
sana yıllar ömür boyu

ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni
doğarken ağladı insan
bu son olsun..
bu son…

 
Yorum yapın

Yazan: 13/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Uçurtmama Dokunma!

 

 

Bugün, kendi bedenlerinden büyük uçurtmalarıyla okullarına girmek isteyen iki küçük çocuk gördüm. Bir anlıkberkin görüntüydü. Bir anlıktı belki günümüz bazı yetişkinlerinin hiç çocuk olmadığını gösterdi. Daha dündü uçurtmasını uçurmak yerine gökyüzünde yıldız oldu Berkin’imiz. Daha dün bir kez daha acıyla yoğruldu yüreklerimiz. Ama bugünkü anlık görüntü o küçük bedenlerde büyük hayal kırıklığı yarattı geleceklerine ve güzel günlerine dair. Günümüze dair neler yaşandığını bilmese de küçük bedenler, gökyüzünde salınacakları uçurtmaları var.

Koskocamandı uçurtmaları çocukların, boylarından büyük, kuyrukları ebemkuşağı renginde… Hatırlarım abilerim ne kadar özenle yaparlardı uçurtmalarını, tabi ben de nasiplenirdim ailenin en küçüğü olarak… Özenle mahalle arasında marangoza gidilir, çıta istenir… ya da ailenin en küçük ferdi olarak ben mahallemizin marangozu Osman Abi’den gözlerimi kocaman açarak, “uçurtma yapmak istiyoruz” dediğimde en iyi malzemeden verirdi ücretsiz verirdi o çıtaları.

O çıtalar, matematik dâhilerine bile taş çıkartacak şekilde yerleştirilir, milimetrik hesaplamalarla iplerle bağlanır, son olarak da kaplaması yapılırdı. Her detay öylesine ince düşünülürdü ki ortaya her seferinde farklı bir sanat eseri çıkardı. Rüzgârın yönü hesaplanır, evin terasından gökyüzünde dans edişi izlenirdi. Gökyüzünde tek iken sanki diğer çocuklar işareti almışçasına uçurtma bayramları yaşanırdı. Velhasıl güzeldi çocukluk, uçurtma kanatlarında. Ama bugün o okul görevlisinin binaya uçurtmalarıyla çocukları almayışı yüreğimi acıttı… Sonra İnci ile Barış geldi aklıma, içimden dedim ki “be adam sen içinde hiç çocuk büyütmemişsin… büyütmemişsin ama uçurtmayı da vuramazsın…”

 

Destina..!

 
Yorum yapın

Yazan: 12/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , ,

En ucuz proje: fotoğraf sergisi!

Son dönemde anaakım medyada yer alan kadına şiddetin engellenmesi kampanyalarının başında, ünlü isimlerle gerçekleştirilen fotoğraf çekimi ve sergileri yer alıyor. Çoğunlukla magazin basınında boy boy sevgilileri ve moda kıyafetleri-arabaları-sevgilileri ya da “event”leri ile gördüğümüz birbirinden seçkin(!) isimler, ful makyajlarına yedirilmiş bir iki kötü mor efekti ile kamera karşısına geçiyor. 10 tanesini bir araya koyduğunuzda da oluyor size bir proje işte. Avukatların reklam yapamayıp isimlerini sansasyonel davalarla duyurmaları hesabı bir daha adını sanını belki de hiç duymayacağınız fotoğrafçılar, ünlülerle gerçekleştirdikleri bu projeler sayesinde google çubuğuna adlarını yazıyorlar ve sergileri hakkında çıkan haberleri görüp tatmin oluyorlar.

Hakikaten, ne zaman çıkacak bir babayiğit ve ünlüleri kafese sıkıştırıp kaşını gözünü morartmak yerine gerçekten kocalarından dayak yiyen kadınları bulup ikna edip hiçbirinin yüzüne yer vermeden çektikleri acıları sadece fotoğraflayıp bir sergi açabilecekler? Açamayacaklar değil mi? Çünkü ister, hem de çok şey ister… Bir kere emek ister, vakit ister, ikna kabiliyeti, sanat ve daha pek çok şey ister… ve hiçbir karede ünlü biri olmadığı için kimse ilgi göstermeyeceğinden o proje basında yer almaz. Belki de böyle yapılan projeler var ve benim haberim olmadığı için şu an birilerine haksızlık ediyorum.

Hadi ben de adını geçireyim de, aramalarda bir de bu yazı çıksın…

“Yasemin Özilhan, Işıl Reçber, Derya Şensoy, Ceyda Ateş ve Emel Acar’ın da aralarında bulunduğu 55 isim bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen ‘Her Ses Bir Nefes’ projesi için objektif karşısına geçti. Sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır’ın yaptığı projenin fotoğraflarını Hakan Yüksel çekti.” denmiş Hürriyet’teki haberde. Fotoğraflar da oradan naçizane.

Yapın bu projelerden, daha çok yapın da…

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 04/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: