RSS

Etiket arşivi: şiir

Huzursuzuz…

Doğru, son dönemde hepimizin en fazla hissettiği şey “huzursuzluk”.

Livaneli “huzursuzluk” deyip sürükleyici, çok Türkiye’den, yine dokunmadığı şey kalmasın diye uğraşılmış bir roman yazmış. Roman bir yana, sadece kapağı bence Aragon’un sözleri için hazırlanmış sanki Geray Gençer tarafından.

Yalnız kitabın tanıtımlarında kullanılan Harese anlayışı bana çok tanıdık geldi Andrey Platonov’un Can’ından, yeniden bir bakmak lazım…

“Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve  dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

Diardi

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 29/03/2017 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Yaşar Kemal – Yalnızlık

Güney’de köylüler büyük gruplar halinde koyunlarını kapıp kaçan kutları avlamaya çıkarlarmış. Her kurdun koyun katliamından aynı ölçüde sorumlu olmadığını bilirler, en çok koyun öldüren kurdu da tanırlarmış. İşte özellikle o kurdu canlı yakalamaya gayret ederlermiş. Yakaladıktan sonra da, boynuna bir çan takar ve serbest bırakırlarmış. Çanlı kurt bir daha asla avlanamaz, yiyecek bulamazmış. Hangi ava yaklaşsa, boynundaki canın sesini duyan av kaçar, kurt da sonunda acı içinde kıvranarak birkaç haftada açlıktan ölürmüş. yasar-kemal

Yaşar Kemal bu öyküyü 30 yıl boyunca nasıl yaşadığını tanımlayabilmek için anlatmış. Bir kez komünist damgası yedikten sonra kimse iş vermemiş. Değişik isimlerle yazılar yazmış, düzeltmen olarak çalışmış. Ama her seferinde birileri çanın sesini duymuş ve işinden olmuş.

Diardi

 

Etiketler: , , , ,

Yaşamak dediğin oğlum zor zanaat

Pastırma Yazı

böyle zamansız güneşli,
umulmadık mavi günlerde
bir bekleme salonu yalnızlığına
bürünüyorum..
iliklerimdeki yitik aşkı
sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum…
sanki şiirini bilmediğim
bir Fransız akşamında
kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin..
içimde ayak izlerin,
aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan…
ve ben ne zaman,
kiminle sevişsem,
hâlâ seni aldatıyorum!

Önce filmlerinden açıldı konu, sonra son filminin adını hatırlamaya çalışırken tiyatro oyunlarına geldi laf. Hepimizin aynı fikirde olduğu şeyse şiirleri oldu. Hele yolu bir şekilde Ankara’dan geçenler için başka bir şeydir ya Yılmaz Erdoğan.

Mehmet, “Yardan düştüm / Yaralarım yardan armağan” dedi. candel
Benim aklıma Berfin geldi, “Berfinim, içimin gülen yüzü / Hoşgeldin”geldi.

Dün yine Ankara karaya büründü, benim aklıma Yılmaz Erdoğan şiirleri geldi.

“Ne zaman Ankara’ya kar yağsa,
elim, gönlüm, çocukluğum buz tutar…”

Diardi

 

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İzmir’in Mersinli’deki eski otogarı, çocukluğum boyunca düzenli olarak gidip ağladığım yerdi. Ablam bazen bir günlüğüne, bazen yaz tatili için gelir. Bir önceki gelişinin üzerinden sadece bir hafta geçmiş olsa bile biz salya sümük ağlardık o otobüs kalkarken. Ben eve kadar arabada hıçkırırken o da 12 saat sızlarmış. Öyle anlatırdı yıllar içinde akraba olduğumuz servis elemanları, şoförler… O yüzden herhalde, hala sevmem otogarları. Zaten zamanla mertlik de bozuldu uçaklar ucuzlayınca demeyeceğim. Biz büyüdük sadece. Hayat hızlandı, araya bir dolu yaşanmışlık girdi. Devran döndü..

Doğduğun yer değil doyduğun yer, demek normal gelmeye, ayrılıklar sıradanlaşmaya başladı. İstanbul’da yaşayıp da aynı şehirde yaşayan arkadaşlarıyla görüşmeye fırsat/olanak/zaman/para bulamadığı için facebook kullanan bir sürü insan tanıyorum şimdi. Çekirdek aile gibi çekirdek arkadaş grupları ile yaşar olduk. Az eşya, az insan felsefesi hepimize iyi geldi ya da biz kendimizi kandırdık. Ben mesela, göstermelik sosyalleşir olmuşum zamanla. Z öyle diyor. -mış gibi yapıyormuşum.

Bu yazıyı sürdürmek çok zor.. söyleyecek ve söylenemeyecek çok şey var.
O yüzden en kolayı, senin bana öğrettiğin gibi sözü Şükrü Erbaş’a bırakmak..

Çünkü canım Silverland, sen uzun bir tatile gidiyorsun şimdi.bestfriends
Döndüğünde eksik noksan, hayat devam ediyor olacak, seninle yeniden şenlenecek.
Şimdiden özledim..

Diardi

SENİN KORKULARINI BENİM İNCELİĞİMİ

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.

Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde
Kendi sesiyle silinmek.
Birdenbire büyümesi
Gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.
İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.

Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Parmaklarını sözüne pınar edememek
Uzaklarda bir adamın üşümesi bir kadın dağlara daldıkça.
Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
Ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
Yalnızca gölge vermesi ağaçların
İyiliğin küfre dönmesi ayrılık.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
Başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
İki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı,
Hüznün arması, süren korkusu inceliğin.

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimiz de!

Çok kıymetliymiş “Benim öyle yakınım falan ölmedi ama..” diyebilmek çünkü bi eşik atlanıyor ve bir daha o ana hiç geri gelemiyorsunuz. Malum, benim için eşiği atlayalı çok oldu. Ondan sonra mümkün olduğu kadar eşiği atlarken arkadaşlarımın kolunda olmaya, onlarla birlikte susmaya çalıştım.

Dün bir arkadaşımın babasını kaybettiği haberini aldıktan kısa zaman sonra televizyonda bir dizinin (Poyraz Karayel) haftalık yeni bölümünün tanıtımı dönmeye başladı. Birden, en aşina sesimizle söylemeye başladık..

Aramakmış oysa sevmekwine
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncağı…

Karataş, o zaman denize daha mı yakındı sanki, ders kırmalar, şiirler, şaraplar, arkadaşlar…
… diye düşündüğüm çok iyi olmuş! Mail geldi, “Süleyman kalp krizi geçirmiş”. İyi halt etmiş! Sen kalp krizi geçir, benim beynim düğümlensin, öbürünün kolestrolü çıksın, bu yüksek tansiyondan hastaneye yatsın. Hale bak. Henüz hazır değilim ne yaşlanmaya, ne dahasını yaşamaya. Mümkünse biraz yavaş…

Diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Herkesin aşkı, hayal kurabildiği kadarmış

Yakın zamanında yapılan bir televizyon röportajında Özdemir Erdoğan’a sordular: “Hala en sevilen ve söylenenler arasında bu kadar çok şarkınız olmasına rağmen neden klip çekmiyorsunuz eski şarkılarınıza?”…cin ali

Cevap çok güzeldi: “Bu şarkıların nasıl yapıldığını anlatmalıyım sanırım size küçükhanım” dedi Özdemir Erdoğan. “Çok okurduk biz. Okur, okuduklarımızı birbirimizle mutlaka paylaşırdık. Sadece Türk sinemasını değil, dünya sinemasını takip ederdik. Şiir değildi tek ilgimiz şarkı sözü olur diye. Romanlar, bilim, felsefe… Doğa yürüyüşleri yapmaya bayılırdık. Piknikler, akşam yemekleri hep beraber. Akşamları bir araya gelir, pikaba bir plak koyardık. Bir köşede birileri müzik üzerine konuşurken diğer köşede birileri o müziğin verdiği ilhamla söz yazar ama ekran olmadığı için hepimiz o şarkıyla kendi hülyamıza dalardık. Herkes kafasında kendi aşkını yaşardı, hayal kurabildiği kadar… Şimdi bakıyorum da, klipte şarkıcı sevgilisine olan aşkını anlatıyor. Arkasında biri sarışın, biri esmer, biri kızıl saçlı üç birbirinden güzel hatun dans ediyor. Kim inanır o şarkının meçhul sevgiliye yazıldığına?!”

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 13/02/2015 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Çünkü Kaçmak İçin Kendinizden Başka Yeriniz Yok!

 

David Renshaw

 

 

 

 

 

 

Fotoğraf: David Renshaw

 

“Neden şiir?”

“o kadar çok neden sıralanabilir ki..

‘Hayır’ diyebilmek için; sığlığın saldırısını durdurabilmek için; iyiliğe ve güzelliğe ayna olabilmek için; edilgen bir seyirci olmamak için; yaşamın bana verdiklerine bir küçük teşekkür için; kendime saygı duyabilmek için; şiir yerine koyabileceğim başka bir becerim olmadığı için; ekmeğin ve aşkın eksiğini tamamlamak için; ölümü hak edebilmek için… tüm bunlar sonsuz sayıda çoğaltılabilir, ama hiçbirisi de tek başına ‘niçin şiir’ sorusunun yanıtını vermeye yetmez. daha akılcı, daha kapsayıcı şöyle bir açıklama yapılabilir sanıyorum: içimdeki duyguya nesnel bir karşılık yaratabilmek için… çünkü dışımdaki dünya bunu vermekten çok uzak.”

Şükrü ERBAŞ

 

Soru: Yıldızların ülkesi var mıdır Edip? Dicle aktığı toprakları seçer mi?

Yanıt: Hani ağlamaklı oluruz da, gülüveririz…

Selva Erdener

 
Yorum yapın

Yazan: 04/04/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: