RSS

Aylık arşivler: Şubat 2014

Dayanıklı milletiz vesselam!

Türklere bir şey pazarlamak istiyorsanız, içinde ağlak zırlak bir şeylerin mutlaka olması gerek. Yoksa boşa gider o paralar. 
 
Ferzan Özpetek ile son filmi “Kemerlerinizi Bağlayınız” hakkında Hürriyet için yapılan röportajda tırnak içinde verilmiş: gözyaşlarına boğulabilirsiniz! Bir de, son nefesini Türkiye’de verip hatta Mevlana’ya yakın, Konya’da bir yere gömülmek istediğini açıklamış Farid Farjad. Ve sanıyorum öğünülerek belirtilmiş, sadece Türkiye’de “Kemanı ağlatan adam” olarak tanımlanıyor, diye. 
 
Halimiz duman. Her sabah yeni bir skandal.. atasözümüz bile var “Gülüyoruz ağlanacak halimize” diye ama hala eğer bize “pazarlanacaksa” bir şey, temel satış noktası ağlamak! Çocuğunu “eşşoğlu eşşek” diye severek küfürü normalleştir, pazarlama stratejisi olarak gözyaşlarını kullan, ağlamayı normalleştir. Ne dayanıklı milletmişiz, hala yaşayabiliyoruz bu psikolojiyle!
Diardiöfke
 
Yorum yapın

Yazan: 28/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Pentagram – Sonsuz

Çocukluktan gençliğe adım attığımız yıllar ortalığı bir satanist furyası sarmış durumdaydı. Kedi kesip ayin yapan gençlerin olduğuna yönelik haberlerin yaygın olduğu bir dönem yaşadık. Hatta İzmir’in tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda eski bir okul çantamın üstüne abimin el becerisiyle çizdiği ‘metalica’ yazısını ve uzun yeşil kadife montumu gören birkaç esnaf arkamdan “vay satanist vay” diye bağırmış, arkadaşlarımla bu duruma çok gülmüştük. Hala da gülerim. Biz büyüdük de bakışlar değişti mi, buna hayır yanıtını veririm.

Canım bugün Pentagram dinlemek istedi. 1997 yılında çıkardıkları Anatolia albümü çok dikkat çekmişti. O albümden “Sonsuz” adlı parça hem müziği hem de sözleriyle bugüne ulaşan bir klasik benim için…

Destina!..

pentagram

Sonsuz …

Sanırsın,dağlarda yol olmaz
Usanırsın,kalbinde güç kalmaz
Uzanırsın,oooof yarın olmaz
Zor günlerin,ardında huzur olmaz ki
Her zaman,umutlar yön bulmaz
Yarın olsa da,beklenen gün olmaz
Sözlerim gerçektir
Yüreğim kardeştir,her zaman
Umudum sonsuzdur
Uğraşım bitmez hiçbir zaman
Geliyor geçiyor hayat
Dönüyor durmuyor dünya
Geliyor geçiyor zaman
Dönüyor durmuyor dünya

Sanırsın,yalnızlık tek dostun
Aldanırsın kaçmakla bitmiyor
Hiçbir zaman,oooof yalnızlığın
Sözlerim gerçektir
Yüreğim kardeştir,her zaman
Umudum sonsuzdur
Uğraşım bitmez hiçbir zaman

Geliyor geçiyor hayat
Dönüyor durmuyor dünya
Geliyor geçiyor zaman
Dönüyor durmuyor dünya

 
Yorum yapın

Yazan: 20/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Bazan..Bazen’dir…

Dalgıç Çıkmazı/Çukurcuma
dalgic

Hayat bazen, bazan olur, bazan ise bazen..Çıkmaz sokakları seversin bazen, bazan denize çıkan yolları..

Üzme kendini, güneşsiz gibi..

 

@Silverland

 

 

 

Masumiyet Müzesi,Orhan Pamuk/  69. Bölüm

“Bazan hiç bir şey yapmaz, sessizce otururduk. Bazan Tarık Bey, televizyondaki programdan
hepimiz gibi sıkılır ve göz ucuyla gazetesini okurdu. Bazan yokuştan aşağı bir araba, kornasını
çalarak gürültüyle iner, o zaman hepimiz susar, arabanın geçişine kulak kabartırdık. Bazan yağmur
yağar, camlardaki tıpırtıyı dinlerdik. Bazan “Hava ne sıcak” derdik. Bazan Nesibe Hala küllükte bir
sigarası olduğunu unutur, mutfakta bir tane daha yakardı. Bazan Füsun’un eline hiç kimseye fark
ettirmeden onbeş-yirmi saniye bakar, ona daha da hayran olurdum…….Bazan uzaklardan bir
patlama sesi gelirdi…….Bazan Füsun öyle güzel esnerdi ki, bütün dünyayı unuttuğunu ve kendi
ruhunun derinliklerinden daha huzurlu bir hayatı, tıpkı sıcak bir yaz günü kovayla su çeker gibi
çektiğini düşünürdüm…….Bazan “Bir sigara içeyim,gideyim derdim. Bazan Zaman’ı bütünüyle
unutur, “şimdi”nin içine yumuşacık bir yatağa yatar gibi yayılırdım……Bazan Füruzağa Camii’nden
ezan sesi gelirdi. Bazan Füsun durup dururken sofradan kalkar, cumbanın yokuşa doğru bakan
penceresinden, sanki derin bir özlemle birini bekliyormuş gibi uzun uzun bakar, bu benim kalbimi
kırardı……Bazan kar yağar, pencerelerin kenarlarında, kaldırımlarda tutardı. Bazan havai fişekler
atılır, hepimiz sofradar kalkar, görebildiğimiz kadar gökyüzündeki renkleri seyreder, daha sonra
açık pencereden içeri giren barut kokusunu koklardık…….Bazan Füsun, ona yıllar önce getirdiğim
bir broşu takardı……Bazan “Resmine bakalım mı Füsun ?” derdim ben ve bazan bakardık ve o
azaman Füsun’la yaptığı resme bakarken her zaman mutlu olduğumu anlardım. ”

 

 
Yorum yapın

Yazan: 19/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

İşiniz gücünüz yok mu?

Güne dayak yemiş gibi başlayanlar vardır aramızda ya da ben bugün gerçekten yorgun uyandım. Umutsuz, garfieldmutsuz değilim de şöyle bahar havası günde işyeri dışında olsam sanki bütün kaslarım bayram edecek. Havanın aydınlığında ışık süzmeleriyle birlikte dans edecek hücrelerim.  Bi de çay olsa… Müziğin ritmi de, ben de bi bayram havası… Eskilere gidip Nazan Öncel’e takılasım geldi, çok uzun zamandır da Öncel’i dinlemeyince hadi işe güce…

Keyifli olsun günümüz…

Destina…

 
Yorum yapın

Yazan: 18/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , ,

Bülent Ortaçgil – Sevgi

Kaynak : http://guzelonlu.com/blog/2011/12/   Fotoğraf: Bahar Malik

Kaynak : http://guzelonlu.com/blog/2011/12/    Fotoğraf: Bahar Malik

 

 

Birisi adına yazılmayan ‘bi başka’ sevgi şarkısı..
Bülent Ortaçgil’in Çekirdek Sanatevi Resitali’nden Rüzgarlara Söylenen Şarkılar Albümü

Sevgi ile..

 
Yorum yapın

Yazan: 14/02/2014 in Akustik, Blog, Muzik

 

Etiketler: , , ,

Ben hayatta en çok…

 

Az önce annem aradı Sevgililer Günümü kutlamak için. 

Ama bizim ailede daha bombasını anneannem yapmıştı.kalp
Ablamın telesekreterinde bir mesaj: “Kı-zım. Ben an-ne-an-nen. Sev-gi gü-nün kut-lu ol-sun!”
Gerçekten bir sekreter kız var ve not alıyor sandığı için yavaş söylüyormuş…
 
Alışveriş canavarları için harika bir gün, restoran ve barların sahipleri bu akşam için avuçlarını ovuşturuyor şu an.
Şekil düşkünleri için tüm maharetlerini sergileyecekleri bir gün ya.. gömmek için ne desem az.
Ben ve benim gibiler içinse, geçiniz bu özel günleri, sevilen sevilir, seven sever, gerisi boştur zaten.
Ama bunu söylemenin en incelikli halini geçen sene Habertürk’ten Elif Key yapmıştı ya, 
hala üzerine kalem oynatmak zor. 
 
Diardi
 

En çok kimi sevdin?

15 yaşındayım. Silivri’de yazlıktayız. Allahın belası sakallı bebek efsanesinin çıktığı zamanlar.

Yok bebek doğar doğmaz konuşmaya başlamış, yok birkaç güne kıyamet kopacakmış. Büyükler ‘İnanmayın’ dese de sitenin çocukları toplanıp sakallı bebeği gördüğümüzde ona neler yapacağımızı ve dünyayı nasıl kurtaracağımıza dair planlar yapıyoruz. Sakallı bebeği karşılama komitesi önce bir derdini öğrenecek, mantıksız gelirse ağzını burnunu kıracağız.

İçimizden Pıtırcık’taki Çarpım kılıklı bir tanesi sitenin bekçisine haber vermemiz gerektiğini söylüyor. Kardeşim gülüyor. ‘O garip pabuç korkar sakallı bebekten’ diyor.

Bekçi kendine bir hava katmak için ayağına 4 numara büyük ayakkabılar alıp, arkalarına basıp, aklınca siteyi makosenlerinin tabanıyla koruyor.

Birini kovalamaya kalksa pabuçlarından koşacak hali yok. Huzursuz bir adam, ağzından düşürmediği düdüğünden daha kifayetsiz, karısına çok kötü davranıyor ve hepimizden nefret ediyor.

Çarpım kılıklının önerisi reddediliyor. Garip pabuç yazlığı sahiliyle, marketiyle teslim eder sakallı bebeğe, durum net. Ama geceleri korkudan merdivenlere tespih gibi dizilip bizi öldürmesin diye dua ediyoruz.

Yine bir sakallı bebek toplantısına katılmak için kardeşimle ben yazlıkta başka bir arkadaşlarımıza doğru yürüyoruz. Bir ses duyuyoruz: ‘Küçüüüük’ Ulan ikimiz de küçüğüz, kim ki o küçük? Kardeşim hiç oralı bile olmadan, ‘Sana diyor’ deyip kafasını çeviriyor. ‘E ben ablayım!’ Farketmezmiş, bana demiş, ben küçükmüşüm.

Yazlığının terasından seslenen teyzeye gerzek gibi ‘Ben mi?’ diyorum. ‘Hah sen sen’ diyor. Tamamen yalan. Hangimiz dönsek ona ‘Hee’ diyecek zaten. ‘Efendim teyze?’. ‘Sen avukatın kızı değil misin?’ Evet o’yum. ‘Gel gel, kardeşin de gelsin’ diyor.

Terasına yaklaşıyoruz. Biraz değil bayağı tombiş bir teyze. Ama bayağı. Bakın aşırı bir kibar bir insan olduğum için ayıboğan demiyorum. ‘Efendim teyze?’ ‘Atla duvardan’ diyor. O kadar çaresizim ki. Ulan duvardan terasına atlayacağım da ne olacak? Öğlen yemeği ben miyim? Avukatın kızları mısınız da dedi. Demek ki babamızı tanıyor. Herhalde bizi ekmek arası yapıp yemeyecek. Kardeşime bakıyorum. Duvarın öte tarafında küçük bir domuz gibi duruyor. Asla göz teması kurmuyor. Ve olanlar oluyor.

Teyze elime bir cımbız tutturup, ‘Bak bak çenemin altında iki üç tane sakal çıktı da alamadım. Sen alıver!’i patlatıyor. 

Allah seni kahretsin teyze. Aklımı kaçıracak kadar korkuyorum. Arkama bakıyorum. Kardeşim yok. Çünkü kendini çimenlere atmış, ‘Ayy şimdi altıma işiycem, allaaaah’ diye bağırarak gülüyor.

‘Ben bilmem alamam teyzecim sakallarını’ diyorum. ‘Haaaayıııır, hiç bilmem olur mu, o kadar kolejlere gidiyorsun, bak alırsın şıp diye hiç zor değil’ diyen teyze ikna turlarında…

Kolejle ne alakası var? Kuaför salonu mu bizim okul dana teyzem? Allah canımı oracıkta alsın, sakallı bebek denizden çıksın, hepimizi yesin istiyorum.

Kardeşim altına işedi işeyecek, buna gülmek denemez artık ağlıyor. Teyzenin iki tane sakalını söküyorum, ‘Hah bak gördün mü zor muymuş diğerini de al…’ Teyze salmış sakalları, hadi ben berber çırağına döndüm de, asıl bu Ebru’yla ömür geçer mi? Kardeş dediğin böyle olur mu?

Oluyormuş. 

Büyürken dev dövüşüyoruz. 4 mevsim birbirimizi öldürme planları yapıyoruz. Birbirimize tehdit mektupları yazıyoruz.

‘Senin bugün bana söylediğin 5 eşşek, 1 domuza karşılık bana simli silgini verirsen bu kağıdı anneme vermeyeceğim’ Annemin kapıyı çalmasıyla kağıtlar yırtılıyor, silgiye karşılık defter veriliyor. Konu kapanıyor. Yanak yanağa annemi karşılayıp, ne kadar iyi anlaştığımızı anlatıyoruz. Annem yemiyor. Çünkü iki dakika sonra masanın altndan birbirinin kolunu, bacağını büktüren yine biziz.

O benden daha çalışkan, ben duvarlara bakıp hayaller kurduğum için hep ikmale kalıyorum. Özellikle yaz aylarında benim helvamın yenmesini istiyor.

Okullar açılıyor. ‘Şu Burak denen çocuk bana aşk mektubu yazmış, sen yazsana be, güzel yazarsın!’ İstediği mesajları veremediysem, ‘Bunu anlamaz o. Daha sert bir şey yaz. Benden uzak dursun!’

O aklını kaybetmiş gibi Ajda Pekkan dinliyor, ben Yeni Türkü.

‘Sen marjinalsin ya, gel de kopalım Ajda’da!’ Kabul ettiğim anda, rol dağılımı geliyor. ‘Şimdi ben Ajda’yım, sen benim asistanımsın, önce saçlarımı tara, sahneye çıkacağım’

Oyunlarda o hep kraliçe ben yerleri süpüren zavallı hizmetçi kız, o müdür ben sekreter. ‘Efendim bağlıyorum’ Videocuyu arıyor, ‘Bize 5 bölüm Dallas, 3-4 tane de korku filmi, musluklardan kan aksın yalnız!’ Allah kahretsin diyorum, ne manyak bir insana denk düştüm. Ben okul yüzünden Dürrenmatt okuyorum, o Çatı serisini. ‘Oku oku da zaten almancadan çakacaksın’ Haklı. Çakacağım.

18 yaşında arabayla okula gitmeyi o istiyor, babamla büyük pazarlıkta, benim umurum değil, dolmuşta uyuyakalıp Bostancı’ya gidip gidip geliyorum.

Karlı bir gece Roxy’e gidip, bize bir şey olmaz deyip arabayı köprüden geçirirken, ‘Sus ve besmele çek’ diye bana çemkiren yine o.

Eve yedi milyon besmelenin ardından varınca ne kadar iyi bir şoför olduğunu anlatıyor. Sigara içmeye ilk o başlıyor. ‘Gel be iç, bak nefis sohbet ederiz, iki tane türk kahvesi yanına da tüttürürüz’ Sohbet uğruna sigaraya başlıyorum.

Aynı andan evden çıktığımız zamanlar, ‘Uzak yürü benden’ diyor. Babamın hırkalarını giyip Kurt Cobain’leşmeye çalışıyorum, o hep süper şık giyiniyor.

Batikten ikimiz de hoşlanmıyoruz neyse ki. 

O hep gülüyor, ben hep bakıyorum. Annemle babamla 7 şiddetinde geçinemiyorum, o ballı börek.

Onun eve girişi bile farklı. ‘Karşıdan karşıya geçerken tam önümden sinek geçti’ye kadar anlatıyor. Ben pek konuşmuyorum.

Günlüklerimiz var. ‘Koca kafalı, hiç sevmiyorum’ diye benden bahsediyor sevgili günlüğüne, ‘yarın görüşürüz canım günlüğüm, bakalım yarın bundan neler çekeceğiz?’ yazıyor. ‘Bundan’ dediği benim. Yok efendim benim harçlığım azmış, onun başarıları yüzünden harçlığı çokmuş. Tamamen atıyor. Ben de günlüğüme o çocuğun ona değil bana baktığını yazıyorum. Tabii ki ben de tamamen atıyorum.

Sonra bir gün geliyor. Palavrayı bırakıyoruz. Kılıçlar ortadan kalkıyor. Bir çift el hep omzumda.

Düşüyorum, beni o ayağa kaldırıyor.

Ben gülerken o ağlıyorsa, ben de ağlamaya başlıyorum. Onu üzen beni de üzüyor, beddualarımız çiftkaplan gücünde tutuyor.

Ona depresyon hırkalarımı veriyorum. ‘Güzelmiş be senin tarzın’ diyor. Son ses Ahmet Kaya dinliyoruz. ‘Kum gibi’, ‘Beni Vur’ derken eve alınan biraları içip içip, odamızda sarhoş olup, annemle babama ‘İyi gejeeeeler’ demeye utanmıyoruz.

Hayvan gibi uzak ülkelere düşüyoruz. Başka ülkelerde beraber dolaştığımızı biliyoruz. O prosecodan iki tane, ben biradan iki tane, birbirimiz için içiyoruz. 

O bu dünyaya gemiler yapmak bense gemiler yakmak için gelmişiz. Farketmiyor. Yaktığım gemileri tamir ediyor.

Tek başıma yürüdüğümü sandığım zamanlarda birden gölgesi, sonra kendisi çıkıp geliveriyor.

Nasıl bir darlığa düşersek düşelim, zifiri karanlıktan ferah yollara çıkıyoruz.

Kör olduğumu sandığım her an tüm çözümleri, tüm aklı, tüm merhameti ve iyi kalpliliğiyle yanımda bitiyor, yeniden görmeye başlıyorum.

Bir sır değil artık. Ben hayatta en çok kardeşimi seviyorum.

Bir de şu hayatta da en çok kardeşini sevenleri seviyorum.

Müsaadenizle kardeşini çok sevenlerin sevgililer gününü kutluyorum!

Gerisi palavra.

Elif Key

 

 
Yorum yapın

Yazan: 14/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Sözsüz..

in the mood for loveYağmurda en çok giden şarkıları seçmiştik geçenlerde.. Yumeji’s Theme’i atlamışız. Hoş, bu havaya en çok giden film de In The Mood For Love olurdu ya.. Bir sırrın yağmurla yıkanışı, zerafetle salınan bir kadının ağlayışı gibi.. Çok yavaş, telaşsız.. Yarın yok gibi.. Söze hacet yok.. Müzik durumu olduğu gibi anlatıyor, iyi dinle…

 

Silverland

 
Yorum yapın

Yazan: 13/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: