RSS

Etiket arşivi: ferzan özpetek

Keşke.. keşke.. keşke!

Anneannem öldü, ardından da annem önemli bir göz ameliyatı geçirdi. Hal böyle olunca keyifleri biraz yerine getirebilmek için İstanbul Kırmızısı’nı izleyelim dedik. Keşke demeseymişiz.

Ferzan sonuçta hepimizin sevdiği bir yönetmen. Her seferinde ışığını, müziğini, karakterlerini gülümseyerek hatırladığımız, Sezen Aksu şarkıları ile renklenen birbirinden güzel filmleri var. Cahil Periler favorim. Ama Karşı Pencere ya da Mükemmel Bir Gün’ü saymazsam da olmaz. Hali ile İstanbul Kırmızısı hepimize iyi gelir diye düşündük. Ki ben bundan 3 sene önce İstanbul Kırmızısı’nın kitabını okurken de tam bunu düşünmüştüm. Doktor kapısında sıra bekliyordum, doktorun ameliyatı uzadı ve kitap iki buçuk saatte elimden kaydı, gitti. Tamam, ona buna dokundurma (Gezi ve benzeri…) klişeleşmiş İstanbul şeyleri olmakta birlikte, annesi, çocukluğu, birlikte büyüdüğü kadınlarla birlikte yine gülümsenerek biten bi kitaptı.

Filme gitmeden önce merak ettiğim şey, Tolga Örnek’in Kaybedenler Kulübü’nde yaptığını yapıp yapmadığı oldu. Sonuçta Tolga Örnek’in yaptığı çok zekiceydi. Kitabın filmini çekmeye kalksa, herkes karşılaştırma yapacaktı. O, kitapta anlatılmayan karakterlerin filmini çekmeyi tercih etti. Böylece yeni bir hikaye yazdı ve herkes çok beğendi.

Bir de kafama takılan, filmin İstanbul galasının ardından yapıl(a)mayan yorumlar oldu. Filme girmeden önce güçlü oyuncu kadrosu nedeniyle methiyeler düzenlerin tamamının yüzünde bi kekremsilik vardı film çıkışında. Kimi “İstanbul’un unuttuğumuz sesleri ile film bizi yeniden buluşturdu” dedi, kimi “Zaten gelmeden önce de açtım. Ferzan’ın her zamanki kocaman sofraları beni iyice acıktırdı, hemen yemek yemeye gidiyoruz” dedi.

Sonuçta, birbirinden ünlü kişileri aynı filmde buluşturmak her zaman bir risktir. Hayran kitlelerine dayanarak filmin iyi bir gişe hasılatı yakalayacağını garanti edersiniz de… o kadar. Tamam, kimse bir Ocean’s Eleven beklemiyor belki ama…

Nejat İşler’in artık her konuşmasına yapışan korkunç, çarpık gülüşü, Mehmet Günsür’ün “Hay dilin kopaydı da söylemeyeydin!” dedirten ‘keşke’leri… monolog mu diyalog mu olduğu anlaşılmayan metin, Halit Ergenç’in ensesi elbette… Tuba Büyüküstün’ün göz süzmekten ve el detaylarından başka bir şey bulamamak çok üzücüydü. Herkesin en kötü oyunculuğu bir araya mı gelir!

Mehmet Günsür, “İstanbul Kırmızısı, benim Ferzan’la Hamam filmini çekmemin üzerinden tam da 20 yıl geçerken vizyona girdiği için çok heyecanlıyım” demiş röportajında. Yazık olmuş heyecanına. 20 yıl önce Hamam’da Mehmet Günsür’ü sevgilisiyle hamamda seviştirip Hamamcılar Odası’nı ayağa kaldıran Ferzan Özpetek bu kez imajlarına zarar gelmesin(!) diye, aralarında aşk olduğu sürekli olarak ima(!) edilen Nejat İşler ve Mehmet Günsür’ü aynı kareye sokmamış bile. Bir tek sahnede bile! Her konuya dokunayım. eleştirimi de yapmadan geçmeyeyim kafası elbette bu filmde de kendini göstermiş ama keşke göstermeseymiş. İstanbul’u gezen karakterlerin yanından geçtiği Cumartesi Anneleri, eyleme giden, eli pankartlı gençler, doğuda köyü terör nedeniyle yıkıldığı için göç etmek zorunda kalan hizmetçi kızın abisi ve ailesi… Eleştiriyormuş gibi ama eleştiri değil. İstese de kimse o eleştiriyi üzerine alınamaz!

Sonuçta Ferzan da Tolga Örnek’in yolundan gitmiş ve kitabı ile isim benzerliği dışında neredeyse hiç alakası olmayan bir film çekmiş. Ferzan’ın bu suya, sabuna dokunmaz hali için elbette pek çok şey söylenebilir. Bugünün siyasi durumundan girer, onun yaşlanması ile birlikte isyanını ılımanlaştıran karakterinden çıkar, evlenince eşini bulmuş olmanın getirdiği sükunetten baya bir yol kat ederiz. Daha önce dediğim gibi, sadece hayranları gidecek olsa her bir karakterin, o bile gişeyi kurtarmasına yeter de…

Yaşadığımız hayal kırıklığına paha biçilemez!

Diardi

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Gidemem ben buralardan

Yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi.

Biliyorum kimsenin tahammülü kalmadı yaşananlara. Kayıplara, ölenlere…Bak yine ağladım bu sabah kardeşini kaybeden Gürkan Korkmaz’a. “Ali İsmail’in abisi değil babası gibiydim ben” dedi. Berkin’in annesi seçim meydanlarında yuhalanınca, “Lanet olsun seçimine de, belediyesine de, al buralar senin olsun, ben nefes alacak başka bir yer bulurum kendime” dedi herkes Twitter’da. Parası yeten herkes kendine bir ev de Amerika’dan almaya başladı ama.. yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi. Gidemem ben.

Bir sürü arkadaşım yaşadı yurt dışında, bir çoğu da hala yaşıyor. Her seferinde pijamalarını dolabımdan alıp koltuğuma oturduklarında, “İşte şunu yapamıyorsun yaban ellerde” dediler. Oysa her seferinde dolapta vardı atıştıracak bir şeyler ve kediler ayaklarına dolanıyorlardı onlar anlatırken. 

Burada hayat, iş çıkışı “Çok darlandım bugün, bi kahve içelim mi deniz kenarında?” demek arkadaşına. Çocuğunu işe giderken komşuna emanet etmek hatta arkadaşlarının mahallesine taşınmak, başka yerden ev bakan ablana içten içe dua etmek en bencilinden, “ev bulama inşallah uzak yerlerde” diye. Çiçeklerine hayran komşuna bi sardunya iliştirivermek en sevdiği renkten. Eve dönerken annene uğramak günlük gazete bırakacağım bahanesiyle… Lokma kuyruğunda Arapçasını bilmediğin duaları kendi dilinden mırıldanmak, Allahım yattığı yerde huzur ver, diye ve yakınlarının gözleri ile buluşmaya çalışmak acılarını paylaştığını söyleyebilmek için. Her akşam karşılaştığın otobüs şoförü ile ahbap olmak, çöpçüye kolaylık dilemek. Türkçeden başka hiçbir dilde çalışan birine “Kolay gelsin” demenin karşılığı yok biliyor musun? Çünkü onlar için çalışan zaten işini yapıyor sadece, ne gerek var ki iyi niyet gösterisine…

Bak bugün Emin’in doğum günü. Emin.. bizim can dostumuz. Hani “Buca stadında dondum!” diye telefon açıp emineve gitmek yerine bize gelen, çorbasını içip ilaçlarını aldıktan sonra biz film seyrederken mışıl mışıl uyuyan ve sabah zımba gibi kalkan. Hani çektiği fotoğrafa hepinizin hayran olduğu. Bizim çok güzel bir evimiz var. Bakmayın Ferzan Özpetek ya da klasik İtalyan filmlerinin kocaman, kalabalık, bol kahkaha ve müzikli sofralarına özendiğimize… o sofraların hepsi evimizde.

Milletçe toplu halde yaşarız aslında bir düşünsenize… İş değiştirirken durumun artılarını-eksilerini bile birlikte düşünürüz. Güzel bir renk rujun ya da ojenin bir tekini de mutlaka diğerimize alırız. Oysa Almanya’da arkadaşına “Akşam bi bira içelim mi?” diye telefon açtığında iki hafta sonrasına randevu veriyorlarmış düşünsene.. iki hafta sonrasına! Benimle gelinlik bakmaya gelmedi diye küstüğüm arkadaşım var benim, ne diyorsun sen iki hafta diye! 

Her şeyden öte,
ailem var benim burda…

Gidemem ben hiçbir yere, kimse kusura bakmasın…

Diardi

 
3 Yorum

Yazan: 19/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

En son hangi kadının göğsünde çekincesiz uyudun?

Bazen sadece 10 parmak akşam kahvaltısına dalıp ardından kahkahalarla bi kanepeye doluşup kedili köpekli,
kızlı erkekli mutlulukfilm seyretmek ve sızdığın uykudan,
“Ay bak bu pek güzel oldu” diye uyanmaktır…

Daha fazla ne arıyoruz ki?

 
Yorum yapın

Yazan: 03/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Dayanıklı milletiz vesselam!

Türklere bir şey pazarlamak istiyorsanız, içinde ağlak zırlak bir şeylerin mutlaka olması gerek. Yoksa boşa gider o paralar. 
 
Ferzan Özpetek ile son filmi “Kemerlerinizi Bağlayınız” hakkında Hürriyet için yapılan röportajda tırnak içinde verilmiş: gözyaşlarına boğulabilirsiniz! Bir de, son nefesini Türkiye’de verip hatta Mevlana’ya yakın, Konya’da bir yere gömülmek istediğini açıklamış Farid Farjad. Ve sanıyorum öğünülerek belirtilmiş, sadece Türkiye’de “Kemanı ağlatan adam” olarak tanımlanıyor, diye. 
 
Halimiz duman. Her sabah yeni bir skandal.. atasözümüz bile var “Gülüyoruz ağlanacak halimize” diye ama hala eğer bize “pazarlanacaksa” bir şey, temel satış noktası ağlamak! Çocuğunu “eşşoğlu eşşek” diye severek küfürü normalleştir, pazarlama stratejisi olarak gözyaşlarını kullan, ağlamayı normalleştir. Ne dayanıklı milletmişiz, hala yaşayabiliyoruz bu psikolojiyle!
Diardiöfke
 
Yorum yapın

Yazan: 28/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: