RSS

Aylık arşivler: Mart 2012

Happy Birthday Eric Clapton

Eric Clapton – Autumn Leaves

Blues müziğin “Slowhand” lakaplı efsane ismi Eric Clapton’ın doğum günü bugün. Şarkı ararken şöyle bir hayatına bakayım dedim de, Türk filmi gibi! Yasak aşk çocuğu olarak doğ, anneni uzun yıllar ablan, anneanneni annen bil. Bir grup kur efsane ol ama git arkadaşının karısına aşık ol. Sonra adamın ahı tutsun beter ol, eroin tedavileri gör. Yetmesin, ben ettim benim gibi olanlar kurtulsun diye bi tedavi merkezi kur. Ama işin elbette dalga geçilemeyecek kısmı 3 yaşında 53’üncü kattan oğlun düşsün ve sen Tears in Heaven’i yaz… Öff öf içlendim bak şimdi!

Neyse işte bundan sonraki ömrü güzel olsun..

– diardi

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Chris Isaak – Blue Hotel

Fena derecede hasta oldum. Hatta 20 sene sonra penisilin yiyecek kadar! Hayatta her şeyin teknolojisi ilerledi de şu penisilin hala yakıyo ya adamın bacağını, ben daha ne diyeyim… Diyeceksiniz, penisilin-hastalık ve Chris Isaak ne alaka? Şu alaka: Bütün pazartesi gününü uyuyarak geçirdim, salı sağ gözüm açıldı, çarşamba anca sol. Bu arada televizyonun sinema kanalında Küçük Buda’ya rastladım. Hani Keanu Reeves’in Sidartha olduğu ve Chris Isaak’in de çocuğun babasını oynadığı 1993 yapımı Bernardo Bertolucci filmi. Gerçi Chris Isaak’in sinema kariyeri hakkında Emin daha önce detaylı bişeyler yazmıştı ama ben yine de film boyunda adam ne zaman “Blue Hotel…” demeye başlayacak diye bekledim.
( Bakınız: https://mikroorganizma.wordpress.com/2012/01/18/chris-isaak/
) Dedi mi, demedi.

– diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Birsen Tezer & Bülent Ortaçgil – Kimseye Anlatmadım

Hayatta kaçırdığıma en çok üzüldüğüm konserlerden biri 2010 yılında Bülent Ortaçgil’in 40’ıncı Sanat Yılı deneniyle Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde verdiği 40. Yıl Konseri olmuştu. Yıllardır DVD’sinin çıkıp, izlemenin hayalini kuruyordum.

Bugün Youtube’ta konser sırasında Birsen Tezer & Bülent Ortaçgil’in Kimseye Anlatmadım şarkısını birlikte yorumlayışını izleyince yeniden iştahım kabardı. Biraz araştırdım. Hala Konser DVD’sinden ses seda yok.
Sağolsun google beni http://www.peremeci.com/tr/peremeci-film-den-haberler/62-buelent-ortacgilin-40-ylnda-peremeci-film-de-oradayd.html adresine yönlendirdi. Ortaçgil’in Akın Eldes/Serhat Ersöz, Birsen Tezer, Bulutsuzluk Özlemi, Candan Erçetin, Erkan Oğur, Ezginin Günlüğü, Feridun Düzağaç, Fuat Güner, Gürol Ağırbaş, Grup Gündoğarken, Jehan Barbur, Levent Yüksel, Mirkelam, Mor ve Ötesi, Pinhani, Yaşar ve Zuhal Olcay ile birlikte verdiği 40 senede bir olacak o muhteşem konseri o gün Peremeci Film şirketi kaydetmiş. Şirketin internet sitesinin iletişim bölümünden Konserin DVD’si ne zaman çıkacak diye mesaj attım. Yanıt bekliyorum bakalım 🙂

Birsen Tezer bu şarkıyı ne güzel yorumlamış di mi?
Peki sözler nasıl?


Ben bunları kimseye anlatmadım

Kendimle bile konuşmadım
Bir tek sen duy diye, sen bil diye, sen anla diye..

– Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Pixies – Where is my mind

Yoğun başlayan bir haftanın bitmeyen ilk gününe özel..
Pixies – Where is my mind (Fight Club Soundtrack)

Aslında niyetim Fight Club ya da Tyler Durden’ı dürtmek değildi.
Sadece Where is my mind ¿ demek istedim.
Filme ve müthiş repliklerine daha sonra değiniriz.

– Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Fikret Kızılok – Bir harmanım bu akşam

Fikret Kızılok – Bir harmanım bu akşam

EYLÜL’ÜN SESİYLE

Baylar!
Bin dokuz yüz seksen birdeyiz
Karşınızda eylülün sesi
Ağustosa çekildi, eylülün sesi
Birazdan konuşacak
“Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar.”

Tepelerde bulamaçların kahverengi eridiği
Eriyip sarı sarı aktığı bir mevsim
Bir saat gibi işlerken avucumdaki güz çiçeği
Yosunların kapılara usulca
Tırmanıp yerleştiği
Yani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar.

Yaz geçti, sözgelimi midyelerden yorulduk
Eni boyu belirsiz bir ıslaklıktan
Upuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerden
Eylül ki, sorabilir mi
Hüzünler iç kamaştırıyor, aşklarsa niye yoksul
Bir asfaltın kuru sıcak soğuğundayız
Oysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür baylar.

Dahası
Bu düğmesiz giysileri şöylece giymek
Bir boşluğu giyinmek mi olur
Olsun
İşte karşınızda ekimin sesi
Kasımın sesi sonra
Yağmurun eşliğinde -çocuğunu emziriyor yaz-
Bundan böyle günlerimiz nasıl geçecek baylar.

Her şey o kadar dokunaklı ki
Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen
Dağınık, renksiz bir mozaik gibiysem
Üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar.

Sonra bir kır kahvesi kendini okurken
Masaları toplanmış, bardakları toplanmış
Tam kendini okurken
Derim ki bir semti iyi tanımak kadar
İyi tanımalı dünyayı
Açın radyolarınızı: eylülün sesi
Bu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar.

Elmalar silik silik kırmızı artık -olsun-
Gözlerimiz tozlanmış, kirli
Gizlisi yok, bu dünyada böyle sıkılmak iyi
Sıkılmak iyi baylar
Biz hazır tuttukça böyle
İçi yangından alev alev
Dışı buz tutmuş kalplerimizi.

Edepli adam Edip Cansever’den..Bazen herhangi bir mevsimde, baharın ortasında ya da karakışta..bir Eylül hüznü gelir oturur şuramıza..bir yandan da huzur veren bir hüzündür..Anlam verilmez..Böyle bir harman olmuşuzdur, bir derman bulunamaz sanki..İşte tam o anda,,,Fikret Kızılok yetişir..Çocukluk tınıları..Huzurlu dakikalara sığınırız..Bİr dahaki Eylül hissiyatına kadar, geçer…Herşey gibi…

– silverland

 
2 Yorum

Yazan: 23/03/2012 in Muzik, Türkçe Pop

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

PERVANE

Aslında Zuhal Olcay’la aram baya da bir iyidir hani. Daha önce eklediklerimi bilenler bilir, yakinen severim kendisini ama bu şarkısını anca düğünümde duydum dediğimde baya bi şaşırmıştı eşim. Ki bence asıl şaşırılması gereken, düğüne ne geleni, ne gideni, ne o akşam orada neler olduğunu hatırlayamayan benim bir tek şarkıyı hatırlıyor olmamdı bence. Neyse, sonra oturup dinlediğimde bir kadın yerine erkeğin söylemesinin bu şarkıya -sanırım sözlerine- daha çok yakışacağını düşünmüştüm. Emre Kınay söylemiş..

–diardi

 

Etiketler: , , , , ,

“Sessiz Gemi” şiirinin hüzünlü hikayesi…

“SESSİZ GEMİ” şiirinin hüzünlü hikayesi….
(Nazım Hikmet’in, Annesi ile Yahya Kemal arasındaki aşkı farkettiği an…)

Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı… İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı.

1900 yılında bu dillere destan güzellik, Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi. Şair Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktı. 1916’ya gelindiğinde Celile Hanım‘la eşi Hikmet Bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı. O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı. Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı. Tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu. O aşkın aktörleri sadece Celile Hanım ve ünlü şair Yahya Kemal değildi.
Nazım Hikmet, Necip Fazıl hatta Celile’nin yeğeni Oktay Rıfat’ın, yani Türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o.

Heybeliada’da okuyan genç Bahriyeli Nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi. Yahya Kemal o günlerde genç birer Bahriyeli olan Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi.
Yahya Kemal hafta sonları “Genç Nazım Hikmet’e Türkçe ile şiir dersleri” verirken, İstanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaştı. Nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda Celile Hanım ile Yahya Kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı.
Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu Nazım’ın ve Necip Fazıl’ın öğrencisi olduğu Bahriye mektebinde duyuldu. Dedikoduların ayyuka çıkması üzerine Yahya Kemal bir süre okula gelmedi. Geldiğinde karşısına öğrencisi Necip Fazıl çıkacaktı. Hocası olan Yahya Kemal’e şöyle dedi: “Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk. Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim.”
Hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir Deniz Harp Okulu öğrencisi Bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı. Necip Fazıl “Bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “Kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda. Ne ki bu Fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın Celile ile Yahya Kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu. Olayı genç Nazım Hikmet de fark etmişti. Necip Fazıl’dan sonra bir gün Yahya Kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı. Kâğıtta Yahya Kemal’e hitaben şöyle yazıyordu: “Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz.”
Bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu. Bir süre Celile Hanım’ın evine gelmedi. Genç Nazım’la karşılaşmaktan çekindi.

Celile Hanım

Celile Hanım ise Yahya Kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün İstanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti. Artık evlenmek istiyordu. Yahya Kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu. Aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı: “1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum. Bu kadın yazın adada otururdu. Ben de orada idim. Deli divane olmuştum. Sonbahar’da Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a inerdi. 1916 Sonbaharı’nda yine İstanbul’a iniyordu. Ben müthiş muzdariptim. Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar… O gidinceye kadar Ada dopdolu idi. Gider gitmez benim için boşalıverirdi. Tam o günlerde Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı. Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a geldiğinde geceler düzenler, İstanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı. Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu. Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim. Gitmeyeceğine yemin etmişti. Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘Berlin Büyükelçisi bu gece davet veriyor… İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum. Müthiş bir acıyla yerimden kalktım. İskeleye doğru gittim. Son vapur çoktan kalkmıştı. Sert bir lodos esiyordu. Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim. Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı. Çok para verince biri ikna oldu. Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı. Denizde çalkalanıp duruyorduk. Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı. Ölmek üzereydik; ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum. Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik. Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım. Yoktu. Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim. Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım. Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim. Kan ter içinde Bostancı’ya geldim. Vakit hayli geçti. Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var.’ dedim. Aradılar taradılar birini buldular. Yine bir sürü para verdim. Arabayla yola koyuldum. Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı… Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum? Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım. Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım. Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş, uyuyor, demiş. Geldi haber verdi. Sanki dünyalar benim oldu.
Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim. Sabahleyin, doğru eve çıktım. Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı.”
Yahya Kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu. Belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç Nazım Hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten… Hiçbir zaman o evlilik olmadı. Yahya Kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten.

Uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden. Nazım Hikmet büyük bir şair olmuştu. Sosyalistti. Dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu. Celile artık yaşlanmıştı. O güzelliğinden eser kalmamış, üstüne üstlük kör olmuştu. Oğlunun hapislerden kurtulması için Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği.
Tuhaf bir rastlantı sonucu, Celile açlık grevi yaparken, Yahya Kemal Galata Köprüsü’nden geçiyordu. Büyük aşkını gördü. Ama yanına gitmedi. Bir zamanlar: “Hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum.” diyen genç Nazım Hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan Celile’ye destek imzasını vermedi. Hızla uzaklaştı oradan. Öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı Yahya Kemal’in. Şöyle yazıyordu: “Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir. Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim.”
Celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece Paris’e giderken, Sirkeci Garı’nda vermişti Yahya Kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği.

Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir. Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi, Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol” dizeleri. Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır. Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu. Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir.

Sessiz Gemi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol,
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu,
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler,
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.

— silverland

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: