RSS

Etiket arşivi: alev alev

Korkmadan, Korkmaktan korkmadan yaşa dostum, Nice Yıllara !

Bizi tanıyan herkes bilir, senle ben eskiden beri tanışırız. Ve yine bilir ki hiç derdimiz olmadan yaşadık yan yana. Bilmiyorum o çok sevdiğin filmi görünce neler hissettin ama ben bir hayli kızgındım sana. Ne de olsa “Papatya” özel ve önemliydi o sıra.  Daha sonrasında “Papatya” kısmi olarak zaman içinde önemini azalarak kaybetse de bizim seninle yollarımızın kesiştiği ilk şarkı belki bu nedenle “Papatya olmuştu – Teoman’dan”

Sonrasında zaman içinde “büyümek” ya da “evrilmek” denilen kavramın ne olduğu konusunda bir fikrimiz oldu. Evrim her zaman insanın içindeki iyiliğin yüzüne yansıması ya da insanın bir yalanın ardından kendisini kaptırması demek değildir dedik kendi kendimize. Bu sırada Dante’nin İlahi Komedyasındaki Mephisto’yu oynayan  Hendrik Hoefgen gibi bir adam olacağımızı ya da en azından sonrasında buna dönüşeceğimizi bilemezdik. O sıralar havalar çok sıcaktı. Biz sadece bir gece kahve içmek için çıkıp yola alev alev yanan içimizi pide eşliğinde söndürdük Foça’da. Güzel günlerdi.

Her zaman git ve gel dolu ilişkilerde zaman ve mekân çokça girdi araya. Neler geçmedi başından. Neler delip geçmedi insan hayatında yüreğimi. Birçoğunda yanımda dimdik ayakta duranların arasında sen de oldun. Bir kısmında salt yokluğun için bin bir kalayı yedin durdun. Kim bilir zaman içinde insan saflığına dair içine baktığında sadece geçmişin gölgesinde karar verdiğindendir belki de. Burak nasıl benim çocukluğumsa sen de benim gençliğimsin sanırım. Öyle görünüyor.

 

Bizim seninle sarı saçlarından suçladığımız kimse olmadı. Zaman konusunda tutmakla ilgili bir sıkıntımız da olmadı ona keza. Sanırım zaman bir yerinden tutuldu ve yırtıldı çoktan. Şimdilerde elimizde kalan zamansız iklimlerde beyhude bir var olma çabası hayata dair.

Sevimli olmayı hiç beceremedim şu hayatta. Yanında her şeye rağmen egomu aşağıda tutabildiğim, içimin çirkinliğini dışarı taşırmadığım ve engellenmiş hissetmeden yanında makul durabildiğim ender kişilerden birisin sen hayatımda.

Burnumu soktuğum her şeye burnumu ne olursa olsun yine sokarım dediğim anları hayatıma sokmuş adamsın. Zaman zaman içine çöreklenen meslek hastalığı nedeniyle kendinden kıllanan adama dönme halini sevmesem de yani kadı kızı alırken kusuru olduğunu bilsem de buradayım. Basit bir hesapla;

26 çilekli pasta,

2 Feridun Düzağaç konseri,

Sayısız ve haritada belirlenemeyecek miktarda İzmir İçi Turu

2 Feridun Düzağaç, 3 Duman kaseti

Sıcak çikolata dökülmüş yeni alınan pantolon,

Bülent Ecevit, Cem Uzan, Adriana Lima, Zuhal Olcay arası bir mevki,

Şapşal bir arkadaşı Kır çiçeğinde  hesap olarak bırakma,

Yüzlerce ayrılık, onlarca aşk, binlerce ağız dalaşı

Monopoly ve Katil kim arasında,

Karşıyaka Antalya yollarında,

Ve mümkünse bundan sonrasında da

Yolun açık olsun!

Korkmaktan vazgeçersen hayat senin olacak asil dostum,

Doğum günün kutlu olsun…

 Morrisse Eserese…

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Fikret Kızılok – Bir harmanım bu akşam

Fikret Kızılok – Bir harmanım bu akşam

EYLÜL’ÜN SESİYLE

Baylar!
Bin dokuz yüz seksen birdeyiz
Karşınızda eylülün sesi
Ağustosa çekildi, eylülün sesi
Birazdan konuşacak
“Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar.”

Tepelerde bulamaçların kahverengi eridiği
Eriyip sarı sarı aktığı bir mevsim
Bir saat gibi işlerken avucumdaki güz çiçeği
Yosunların kapılara usulca
Tırmanıp yerleştiği
Yani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar.

Yaz geçti, sözgelimi midyelerden yorulduk
Eni boyu belirsiz bir ıslaklıktan
Upuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerden
Eylül ki, sorabilir mi
Hüzünler iç kamaştırıyor, aşklarsa niye yoksul
Bir asfaltın kuru sıcak soğuğundayız
Oysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür baylar.

Dahası
Bu düğmesiz giysileri şöylece giymek
Bir boşluğu giyinmek mi olur
Olsun
İşte karşınızda ekimin sesi
Kasımın sesi sonra
Yağmurun eşliğinde -çocuğunu emziriyor yaz-
Bundan böyle günlerimiz nasıl geçecek baylar.

Her şey o kadar dokunaklı ki
Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen
Dağınık, renksiz bir mozaik gibiysem
Üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar.

Sonra bir kır kahvesi kendini okurken
Masaları toplanmış, bardakları toplanmış
Tam kendini okurken
Derim ki bir semti iyi tanımak kadar
İyi tanımalı dünyayı
Açın radyolarınızı: eylülün sesi
Bu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar.

Elmalar silik silik kırmızı artık -olsun-
Gözlerimiz tozlanmış, kirli
Gizlisi yok, bu dünyada böyle sıkılmak iyi
Sıkılmak iyi baylar
Biz hazır tuttukça böyle
İçi yangından alev alev
Dışı buz tutmuş kalplerimizi.

Edepli adam Edip Cansever’den..Bazen herhangi bir mevsimde, baharın ortasında ya da karakışta..bir Eylül hüznü gelir oturur şuramıza..bir yandan da huzur veren bir hüzündür..Anlam verilmez..Böyle bir harman olmuşuzdur, bir derman bulunamaz sanki..İşte tam o anda,,,Fikret Kızılok yetişir..Çocukluk tınıları..Huzurlu dakikalara sığınırız..Bİr dahaki Eylül hissiyatına kadar, geçer…Herşey gibi…

– silverland

 
2 Yorum

Yazan: 23/03/2012 in Muzik, Türkçe Pop

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: