RSS

Etiket arşivi: Hümeyra

Aşk, bize güç veren tek özgürlük yitimidir

Seneler önce okumuştum, hala bence aşk üzerine yazılmış en başarılı denemelerden biridir, Enis Batur’un enis batur“Aşk Üzerine Marazi Bir Deneme Daha”sı. Bu aralar bir şekilde ucu mutlaka aşka ve mutsuz ilişkilere ve acılara dayanan kitaplar içinde duruncu her bu sözler aklıma geliyor: “Mutlu aşkın yazılı tarihi yoktur” demiş Aşk ve Batı başlıklı bir incelemenin de yazarı olan kültür tarihçisi Rougemont. Enis Batur da kendinece güzel bir tanım yamış aşka.. “Sağlık sınırını aşmış, o çerçeveden taşmış sevgi türüne Aşk diyorum ben. Karşılıklı duygular dengesi bozulmuş, zihnin ve gövdenin elektrik yükü iyiden iyiye artmış, izan çerçevesi dağılmış, şiddet tırmanmaya koyulmuştur…” der ve devam eder. Büyük, zorlu aşk örneklerinin hepsinde rollerin bir evreden sonra ters döndüğüne, ateşin yön değiştirerek yakanın yandığı, yananın külünden yeniden doğduğu bir durum yaşandığına tanık olunur: Karşılıklı aşk, her zaman karşılıklı, bulaşıcı, yayılmacı bir yangın demeye gelmiştir. Tek taraflı aşk, zaten aşk değildir: Öteki’yle tamamlanma arayışından öte, kendi kendini bulamama güzargâhıdır: Bir som yanılgı, bir som yanılsama.

Elbette aşk söz konusu olduğunda cinsellik de onunla birlikte geliyor. Bedensel hazlarla uyarılanlar, beyinsel hazlarla uyarılanlar. Doyuma ulaşanlar ve ulaşamayanlar. Eksikliğini cinsellikle tanımlayanlar ya da herşeyi tam olup da cinselliği istedikleri gibi paylaşamayanlar. Sonuçta en başarılı saptama Lacan’dan gelmiş: “İnsan sevdi mi, seks sözkonusu değildir.” Başından ve sonunda başlayarak okunup üzerine saatlerce yorum yapılacak cümle…

Şükufe Nihal’in Domaniç dağlarında, sevdiği adamı genç yaşta yitirmiştir olağanüstü güzellikte, bütün erkeklerin etrafında pervâne gibi döndüğü bir kadını derlediği öyküsünü de atlamamak lazım elbet bu noktada. Hiçbir talibine dönüp bakmayacaktır o kadın: “Arslan yatan yere ben köpek bağlayamam.”

Bir arkadaşım söylemişti. Dünya üzerinde toplam 42 ana senaryo örneği vardır ve bütün film senaryoları bu 42 temel metnin varyasyonudur, diye. Keşke bütün aşk romanları da birer trajedi üzerine kurulmak yerine “Mutlu aşk yokturdiyen Aragon’un sözünün üzerine kurulmuş olsaydı: “Aşk, bize güç veren tek özgürlük yitimidir”.
Diardi
 
Yorum yapın

Yazan: 16/08/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

“Sessiz Gemi” şiirinin hüzünlü hikayesi…

“SESSİZ GEMİ” şiirinin hüzünlü hikayesi….
(Nazım Hikmet’in, Annesi ile Yahya Kemal arasındaki aşkı farkettiği an…)

Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı… İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı.

1900 yılında bu dillere destan güzellik, Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi. Şair Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktı. 1916’ya gelindiğinde Celile Hanım‘la eşi Hikmet Bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı. O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı. Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı. Tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu. O aşkın aktörleri sadece Celile Hanım ve ünlü şair Yahya Kemal değildi.
Nazım Hikmet, Necip Fazıl hatta Celile’nin yeğeni Oktay Rıfat’ın, yani Türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o.

Heybeliada’da okuyan genç Bahriyeli Nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi. Yahya Kemal o günlerde genç birer Bahriyeli olan Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi.
Yahya Kemal hafta sonları “Genç Nazım Hikmet’e Türkçe ile şiir dersleri” verirken, İstanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaştı. Nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda Celile Hanım ile Yahya Kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı.
Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu Nazım’ın ve Necip Fazıl’ın öğrencisi olduğu Bahriye mektebinde duyuldu. Dedikoduların ayyuka çıkması üzerine Yahya Kemal bir süre okula gelmedi. Geldiğinde karşısına öğrencisi Necip Fazıl çıkacaktı. Hocası olan Yahya Kemal’e şöyle dedi: “Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk. Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim.”
Hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir Deniz Harp Okulu öğrencisi Bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı. Necip Fazıl “Bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “Kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda. Ne ki bu Fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın Celile ile Yahya Kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu. Olayı genç Nazım Hikmet de fark etmişti. Necip Fazıl’dan sonra bir gün Yahya Kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı. Kâğıtta Yahya Kemal’e hitaben şöyle yazıyordu: “Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz.”
Bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu. Bir süre Celile Hanım’ın evine gelmedi. Genç Nazım’la karşılaşmaktan çekindi.

Celile Hanım

Celile Hanım ise Yahya Kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün İstanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti. Artık evlenmek istiyordu. Yahya Kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu. Aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı: “1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum. Bu kadın yazın adada otururdu. Ben de orada idim. Deli divane olmuştum. Sonbahar’da Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a inerdi. 1916 Sonbaharı’nda yine İstanbul’a iniyordu. Ben müthiş muzdariptim. Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar… O gidinceye kadar Ada dopdolu idi. Gider gitmez benim için boşalıverirdi. Tam o günlerde Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı. Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a geldiğinde geceler düzenler, İstanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı. Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu. Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim. Gitmeyeceğine yemin etmişti. Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘Berlin Büyükelçisi bu gece davet veriyor… İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum. Müthiş bir acıyla yerimden kalktım. İskeleye doğru gittim. Son vapur çoktan kalkmıştı. Sert bir lodos esiyordu. Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim. Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı. Çok para verince biri ikna oldu. Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı. Denizde çalkalanıp duruyorduk. Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı. Ölmek üzereydik; ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum. Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik. Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım. Yoktu. Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim. Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım. Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim. Kan ter içinde Bostancı’ya geldim. Vakit hayli geçti. Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var.’ dedim. Aradılar taradılar birini buldular. Yine bir sürü para verdim. Arabayla yola koyuldum. Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı… Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum? Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım. Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım. Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş, uyuyor, demiş. Geldi haber verdi. Sanki dünyalar benim oldu.
Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim. Sabahleyin, doğru eve çıktım. Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı.”
Yahya Kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu. Belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç Nazım Hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten… Hiçbir zaman o evlilik olmadı. Yahya Kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten.

Uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden. Nazım Hikmet büyük bir şair olmuştu. Sosyalistti. Dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu. Celile artık yaşlanmıştı. O güzelliğinden eser kalmamış, üstüne üstlük kör olmuştu. Oğlunun hapislerden kurtulması için Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği.
Tuhaf bir rastlantı sonucu, Celile açlık grevi yaparken, Yahya Kemal Galata Köprüsü’nden geçiyordu. Büyük aşkını gördü. Ama yanına gitmedi. Bir zamanlar: “Hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum.” diyen genç Nazım Hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan Celile’ye destek imzasını vermedi. Hızla uzaklaştı oradan. Öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı Yahya Kemal’in. Şöyle yazıyordu: “Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir. Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim.”
Celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece Paris’e giderken, Sirkeci Garı’nda vermişti Yahya Kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği.

Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir. Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi, Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol” dizeleri. Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır. Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu. Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir.

Sessiz Gemi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol,
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu,
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler,
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.

— silverland

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kent Ozanları

Haftanın son günü olduğu için mi, yoksa banyo yaptırılıp, tırnakları kesilerek TRT Ana Haberleri başladığını gösteren saatin saniyesi eşliğinde yatağa gönderilen çocukluktan mı kaynaklanıyor bilinmez, Pazar geceleri sakinleşiyor insanın ruhu. O sırada dinlediği müzikler de ona göre seçiliyor. Bitki çayı ya da bir kadeh içkiyle birşeyler karıştırırken, arka planda hoş ezgiler çalsın istedim. Tam da bu sırada yeniden karşıma çıktı “Kent Ozanları”

Umay Umay, Ferudun Hürel, Hümeyra, Mehmet Güreli, Vedat Sakman, Tibet Ağırtan, Teoman, Nejat Yavaşoğulları, Kudret Kurtcebe, Murat Yılmazyıldırım… kimler yok ki.. 98 yılında sanıyorum EKO TV’de program yapımcısı Güven Erkin Erkal’ın öncülüğüyle bir araya gelen Kent Ozanları, müthiş bir albüm oluşturdu.

Feridun Hürel Seni Sevmek Yok Mu derken, Tibet Ağırtan Hiç Düşündün Mü dediği, Murat Haşarı’nın Yansıma ile Fa Sol, Fa Sol Fa Sol, Sol Fa Sol notalarını anlamlandırdığı, Teoman’ın bile Kıyılarıma Vuran Sen Misin? diye sorduğu albümü aşağıdaki listedeki Youtube linklerinden dinleyebilirsiniz.

— Emin

Murat Haşarı – Yansıma

01.Feridun Hürel – Seni Sevmek Yok mu —> Dinlemek için tıklayın
02.Hümeyra – Ölüm —> Dinlemek için tıklayın
03.Mehmet Güreli – Kimse Bilmez —> Dinlemek için tıklayın
04.Vedat Sakman – Birisi Var —> Dinlemek için tıklayın
05.Taner Öngür – Tutukluyum Şehirde —> Dinlemek için tıklayın
06.Murat Haşarı – Yansıma —> Dinlemek için tıklayın
07.Tibet Ağırtan – Hiç Düşündün mü —> Dinlemek için tıklayın
08.Cenk Taner – Eğ Başını Eğeceksen —> Dinlemek için tıklayın
09.Teoman – Sessiz Eller —> Dinlemek için tıklayın
10.Umay Umay – Şeker Anne —> Dinlemek için tıklayın
11.Nejat Yavaşoğulları – Mualla —> Dinlemek için tıklayın
12.Kudret Kurtcebe-Çocuk —> Dinlemek için tıklayın
13.Serdar Keskin – Vize —> Dinlemek için tıklayın
14.Murat Yılmazyıldırım – Ağladıkça —> Dinlemek için tıklayın
15.Erdinç Ünlü – Kapkaragümrüklüleştiremediklerimizden misiniz? —> Dinlemek için tıklayın

Youtube linkleri hata verirse albümü BURADAN da dinleyebilirsiniz.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: