RSS

Etiket arşivi: Emin

Belki bir gün bu günleri de özleriz…

Bir yıl daha geçmiş yine hiç farkında olmadan. 

Emin bu blogu açtığında hepimiz aslında tam olarak ne yapacağımızı bilmiyorduk. İşimiz yazmak, gücümüz yazmak da hep iş. Hepimizin yazmakçiziktirdiği şeyler vardı elbet kendi kendimize konuştuğumuz. “Yazsak bundan ne hikayeler çıkar” ya da “Açma eski defterleri!” dediğimiz birbirimize ama böyle bir günlük tutmak hiçbirimizin aklına gelmemişti. Teknoloji Bakanımız Emin işte…

Şimdi geriye dönüp bakıyorum da, ne günler geçmiş gerçekten. Sevinçler, düğünler, ölümler, isyanlar, aşklar ve ayrılıklar, kör öfkeler, küskünlükler, affedişler ve unutuşlar. Aramıza katılanlar olmuş, aramızdan ayrılanlar. Boşluğu hiç doldurulamayanlar, gelip gidişi fark edilmeyenler. Şimdi kör topal devam ediyoruz bu dijital günlüğü tutmaya. Daha ne kadar devam eder bilmem. 

Woody Allen’ın Paris’te Bir Gece’de dediği, Adele’nin çığlık çığlığa ses verdiği gibi hep eskileri özleyeceğiz sanırım. Bugünün farkına varabilmek için üzerinden hep daha çooook zaman geçmesi gerekecek. Belki bir gün bu günleri de özleriz. Belki daha güzellerini yaşar ama fark etmeyiz. 

Göreceğiz.

Diardi

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Gidemem ben buralardan

Yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi.

Biliyorum kimsenin tahammülü kalmadı yaşananlara. Kayıplara, ölenlere…Bak yine ağladım bu sabah kardeşini kaybeden Gürkan Korkmaz’a. “Ali İsmail’in abisi değil babası gibiydim ben” dedi. Berkin’in annesi seçim meydanlarında yuhalanınca, “Lanet olsun seçimine de, belediyesine de, al buralar senin olsun, ben nefes alacak başka bir yer bulurum kendime” dedi herkes Twitter’da. Parası yeten herkes kendine bir ev de Amerika’dan almaya başladı ama.. yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi. Gidemem ben.

Bir sürü arkadaşım yaşadı yurt dışında, bir çoğu da hala yaşıyor. Her seferinde pijamalarını dolabımdan alıp koltuğuma oturduklarında, “İşte şunu yapamıyorsun yaban ellerde” dediler. Oysa her seferinde dolapta vardı atıştıracak bir şeyler ve kediler ayaklarına dolanıyorlardı onlar anlatırken. 

Burada hayat, iş çıkışı “Çok darlandım bugün, bi kahve içelim mi deniz kenarında?” demek arkadaşına. Çocuğunu işe giderken komşuna emanet etmek hatta arkadaşlarının mahallesine taşınmak, başka yerden ev bakan ablana içten içe dua etmek en bencilinden, “ev bulama inşallah uzak yerlerde” diye. Çiçeklerine hayran komşuna bi sardunya iliştirivermek en sevdiği renkten. Eve dönerken annene uğramak günlük gazete bırakacağım bahanesiyle… Lokma kuyruğunda Arapçasını bilmediğin duaları kendi dilinden mırıldanmak, Allahım yattığı yerde huzur ver, diye ve yakınlarının gözleri ile buluşmaya çalışmak acılarını paylaştığını söyleyebilmek için. Her akşam karşılaştığın otobüs şoförü ile ahbap olmak, çöpçüye kolaylık dilemek. Türkçeden başka hiçbir dilde çalışan birine “Kolay gelsin” demenin karşılığı yok biliyor musun? Çünkü onlar için çalışan zaten işini yapıyor sadece, ne gerek var ki iyi niyet gösterisine…

Bak bugün Emin’in doğum günü. Emin.. bizim can dostumuz. Hani “Buca stadında dondum!” diye telefon açıp emineve gitmek yerine bize gelen, çorbasını içip ilaçlarını aldıktan sonra biz film seyrederken mışıl mışıl uyuyan ve sabah zımba gibi kalkan. Hani çektiği fotoğrafa hepinizin hayran olduğu. Bizim çok güzel bir evimiz var. Bakmayın Ferzan Özpetek ya da klasik İtalyan filmlerinin kocaman, kalabalık, bol kahkaha ve müzikli sofralarına özendiğimize… o sofraların hepsi evimizde.

Milletçe toplu halde yaşarız aslında bir düşünsenize… İş değiştirirken durumun artılarını-eksilerini bile birlikte düşünürüz. Güzel bir renk rujun ya da ojenin bir tekini de mutlaka diğerimize alırız. Oysa Almanya’da arkadaşına “Akşam bi bira içelim mi?” diye telefon açtığında iki hafta sonrasına randevu veriyorlarmış düşünsene.. iki hafta sonrasına! Benimle gelinlik bakmaya gelmedi diye küstüğüm arkadaşım var benim, ne diyorsun sen iki hafta diye! 

Her şeyden öte,
ailem var benim burda…

Gidemem ben hiçbir yere, kimse kusura bakmasın…

Diardi

 
3 Yorum

Yazan: 19/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Pazartesi sendromu, Denizli şarabıyla romantik komedi tadında

Dün gece klasik bir pazar gecesi yapalım dedik ve yine önce balkon sefası sonra da film keyfi diye Emin’in yolunu tuttuk. Balkon sefası tamam, yemekler eyvallah da film konusunda kapris kapris üstüne. “Pazar akşamı acıklı film olmaz, sonu iyi bitsin. Aksiyon istemem, zaten yarın pazartesi sendromunda aksiyonun Allahını yaşayacağız. Komikli olsun, romantikli olsun, o olsun, bu olsun…” diye adamın başını yedikten sonra, aperatif olarak Haybeden Gerçeküstü Aşk’ı aldık ve bi güzel gevşedik. Ardından yemekler hazır olunca sıra esas filme geldi ve tongaya basmak istemeyen her loser’ın eski sevgiliye bir süreliğine geri dönüşü gibi “Nothing Hill” dedik. Oyunculara bakarsan hem kızlar mutlu hem erkekler. (Ay kızlı erkekli oturmuşuz da farketmemişiz bile bak!) Konu desen, herkese hitap! Filmin de amma müzikleri varmış, her biri ayrı bir harika. “Yarın mutlaka birşeyler yazalım Mikro’ya” dedik Silverland’le ama o kadar Denizli ev şarabından sonra topla kafayı toplayabilirsen..

Silverland:
“Film isimlerini Türkçeye çevirme efsanelerinden “Aşk Engel Tanımaz” yani aslen “Nothing Hill” filmini bilmem kaçıncı seyredişimiz… Julia Roberts’ın aslında tek tek bakıldığında güzel bir kadın olmadığı ama bütününde etkileyici, küçük kız çocuğu ürkekliğinin çok şirin olduğu, Hugh Grant’ın bir çok İngiliz’e gore (Jude Law varken tanımayız tabiJ) hele de 2000’lerin başında gayet giderinin olduğu konularında her zamanki tartışmalar, fikir karşılıkları falan filan.. Ama bir sahne var ki.. Herkes orada hem fikir… Birisi zamansız gittiğinde ki onun aslında hiç zamanı olmaz… Mevsimler geçer.. Sadece “üstünden mevsimler geçer” demekle kalmayacak kadar geçer üstünüzden mevsimler.. Yağmur, çamur, rüzgar, güneş.. Dünya kendi zamanıyla döner gider.. Siz aynı mavi gömlekle, aynı hissiyatın içinde aynı ruh halini döndürmüşsünüzdür uzun bir süre.. Konuşulacak anlatılacak hiçbir yanı kalmamıştır artık, arkadaş toplantılarında bu konular foruma dönüşür.. Herkes kendi zamanını yaşar, kendi mevsimini ta ki güneş gerçekten doğana kadar…” demiş..

“the fame thing isn’t really real you know.. don’t forget, i’m also just a girl, standing in front of a boy, asking him to love her”

Benimse aklımda en çok, o terk edilip edilip yine de vazgeçemeyen adam kalmış o muhteşem mutlu sona rağmen. Çok alakasız bulacaksınız ama Çocuklar Duymasın dizisinin yıllar önce denk geldiğim bi bölümünde Haluk tarafından terk edilen Meltem’e, Haluk’un eve gelmediği akşamlarda ne hissettiğini sordu terapisti ve Meltem şu cevabı verdi: “O yokken ben en çok üşüdüm.”

Ain’t no sunshine when she’s gone…

Silverland – Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 11/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nirvana – Come As You Are (Unplugged In New York)


19 yıl önce bugün aramızdan ayrılan Kurt Cobain’in anısına..
Onu Nirvana’nın “Come As You Are” adlı parçasıyla anıyoruz…

Dip not: Daha önce de doğum gününü kutlamıştık kendisinin..
O da BURADA

-Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Video

Kesmeşeker – Ne zaman gitti tren (Akustik)

Kesmeşeker – Ne zaman gitti tren (Akustik)

Şehir efsanesine dönüştürüp, bir anlam mı yüklemeye çalıştılar, gerçekten yaşandı mı bilinmez;
25 yıl kadar önce stüdyoda çalışırken, kaydı kesen tonmaystere ‘Kesme be şekerim’ diyerek verilen tepkinin sonrasında kurulmuş grup. Çok ilginçtir,  Wikipedia, Kesmeşeker için “Tek sabiti Cenk Taner olan değişken organizma”dır diye yazıyor. Çok güldüm.

90’lı yıllar, Türk Rock müziğin yükselişi, efsaneleşen gruplar ve şarkıların ötesinde, başka bir şeyden; o dönemde dinlenince bu kadar anlamlı olmayan bir şarkıyı anımsatayım istedim: “Ne zaman gitti tren”

Önce treni kaçırdığımızı hissettiren, ardından da bize yaşamın bazen sabır istediğini anlatan şarkı…

Uzundur ömür meraklanma
Mühimdir yalnızlık telaşlanma
Saatler geri yavaşlama
Sayfalar sarı bir zamanlar genç olsan da

Yaşamdan yaralı hayvan gibi
İnsafa gelmeyen sahip gibi
Duygular, saygılar eşyalardan sonra
Yazılmış suya bir zamanlar aşk olsan da

Ne zaman gitti tren, bir ben kaldım bir de gölgem
Saatim mi geri kalmış bilmem, ne zaman gitti tren

Bir rüzgara kapıldık biz
Yelkenler delik deşik
Acıktık bir anda acıya
Bir rüzgara kapıldık biz

Ne sen anladın ne ben öğrendim
Önsözler gereksizmiş geç bildim
Okuduk yine de gençmişiz işte
Öylesizliğin daha güzelmiş öylece

Bir kısa film hayattan kalan
Oyuncu olsam, yönetmen olsan
Gördüklerini unutmuş olsan
Yaşamak bazen sabır ister

şarkıyla ilgili küçük bir ayrıntı: albümdeki ilk versiyonunda cenk taner; “sayfalar sarı, bir zamanlar genç olsan da…” ve “yazılmış suya, bir zamanlar aşk olsan da…” derken “hidden track” olarak albümün sonuna eklenmiş olan versiyonda ise; “sayfaları sarı, bir zamanlar aşk olsan da…” ve “yazılmış suya, bir zamanlar genç olsan da…” diyor ve bizi yine bitiriyor…

Dip not: Kesmeşeker severler BURADAN daha önce yazdığımız grubun Tek kişiyim ben hala şarkısına ulaşabilir.

 
– Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

A bird ballet – Hand-made – Alt J

Hayat kısa, kuşlar uçuyor...

Hayat kısa, kuşlar uçuyor…

bir kuş balesi…

Neels Castillon, Parisli bir yönetmen. Videonun çekim sürecini şöyle anlatıyor: ” Görüntü yönetmenimle bir reklam için çekim yapıyorduk. Güneşin battığı esnada helikopteri beklerken birden binlerce ve binlerce kuş geldi ve bu harika dansı gökyüzünde yapmaya başladı. Harikaydı… İşimizi unuttuk ve bu küçük şiir parçasını çektik.”

Yapım: Neels CASTILLON
Görüntü Yönetmeni: Mathias Touzeris
Müzik: Hand-made – Alt J
Yer: Marsilya, Fransa

– Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Farketmeden

Oyuncu Demet Evgar, 14 Şubat’ta sevgilisi Çağ Rical Gürle için kurduğu internet sitesinde yayınladığı kliple hepimizi darma duman etti. Tahminim herkesin içinden geçen “Ah bunu keşke ben de yapabileydim” hissi bana 1990’ları hatırlattı. Hani radyodan 90’lık kasetlere kayıt yaptığımız, aralarına şiirler okuduğumuz zamanı. 80’lerdeki Ergun karakterine hiiç gülmeyin, yaptık biz onları!

Ancak Emin yine benimle dalga geçecek ama yeteri kadar Ortaçgil kültürüm olmadığı gibi Fikret Kızılok kültürüm de onunkinin yanında solda sıfırdır tahmin edersiniz ki.. Hali ile ne yazık ki bu klibe kadar Kızılok’un böyle güzel bir şarkısı olduğunun da farkında değildim. İsteyene bir de orjinalini bulayım dedim.

Keyifli dinlemeler…

Diardi

 
1 Yorum

Yazan: 15/02/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: