RSS

Kategori arşivi: Klasik

“Kıskançlık, dünyadaki en umutsuz zindan”

“Kıskançlık, Tsukuru’nun rüyası sırasında anladığı kadarıyla, dünyadaki en umutsuz zindandı. Neden derseniz, mahkumun kendi kendini tsukurukapattığı bir zindandı da ondan. Birileri tarafından zorla içeri tıkılmış değildi. Kendiliğinden oraya girmiş, kilidi içeriden kapatılmış, anahtarını ise kendisi parmaklıkların dışına fırlatıp atmıştı. Dahası, onun orada kapalı olduğunu, bu dünyadan bilen tek bir kişi bile yoktu. Elbette çıkıp gitmeye karar verecek olsa çıkıp gitmesi için bu yeterliydi. O zindan Tsukuru’nun yüreğinin içindeydi neticede. Fakat o kararı veremiyordu. Yüreği taş bir duvar gibi sertleşmişti. İşte, kıskançlığın özü tam da buydu.”

Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları
Haruki Murakami

Nereden buldum da Murakami okumaya başladım, hiçbir fikrim yok. Ki kendisi Japonya’da ünlü bir yazarmış ve romanları çok satıyormuş falan ama… hiç hatırlamıyorum. Sahilde Kafka en çok aklımda kalan kitabı. En çok aklımda kalan diyorum zira benim için günlük hayatta geçiyor gibi yapan ama bildiğin fantastik bir dünyası var. Arada bir şişmekle birlikte sürükleyiciliği de yüksekmiş ki üçüncü kitabını okuyorum bak haksızlık etmeyeyim şimdi. Ancak kesinlikle beni çok hoşuma giden bir özelliği var adamın, her kitabında bir sürü klasik ve popüler müzik var kitaplarında. Az önce ekşi şeyler’de Murat Menteş’in bayıldığım kitabı Ruhi Mücerret’te geçen müziklerin listesini gördüm de aklıma geldi. Kesinlikle Murakami için de böyle bir liste yapılmalı bir gün hatta üşenmesem de ben yapsam…

Hadi bir tane şarkı daha ekleyeyim Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları’ndan da konuya girmiş olayım bir yerinden:

Diardi

 

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Hakikatli Şarkı

 

pretend

Eskisi gibi şarkı-türkü takip edemiyorum son yıllarda. Hani öyle birşey olmalı ki, dinletmeli kendini, kalbime dokunmalı. Teknoloji gibi, müzik endüstrisi de dünyadan daha hızlı hareket ettiği için yetişilmiyor da artık. Dikkatimi çekmesi için “mış gibi” değil de şöyle hakikatli birşey olması gerekiyor (Yaşlanmıyorum! seçiciliğim artıyor:)

İyi müzik kendini bende şöyle belli ediyor: Bıkmadan, yıllar geçmesine rağmen arada bir hatırlıyor dinliyorsam benimdir, ilk 30 saniyede cezbetmiyorsa zaten hiç benim olmamıştır:) Son yılların en kaliteli müziğini yapan sayılı birkaç sesten bir tanesi olduğunu düşünüyorum Tom Odell kardeşimizin. Tabi bu kişisel fikrim, duygum. Müzik eksperliğim yok neticede.  Ama tarzını bozmadan giderse, son günlerin meşhur tabiriyle buradan yürür gider. Daha uzun yıllar dinleriz kendisini. Son birkaç yıldır ara ara aklıma gelip defalarca dinlediğim şarkısını da buyrunuz; Şarkı “imiş” gibi değil, Diardi’nin dediği gibi “anam babam” şarkı işte;  Can’t Pretend, hakikatli şarkı!

Silverland

 

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Nerede kalmıştık?

Bayılıyorum radyo reklamlarına.

Jotun diye bir boya firması var mesela. Muhteşem bir reklam hazırlamışlar. “Eyfel kulesi. Bilmem kaç metre yüksekliğinde, şu şu şu joshua bellözelliklere sahip. Serdarların evi. 7 metre 10 santim yüksekliğinde, 3 oda, 1 salon. İkisinin ortak yanı, Jotun boyası!”

Bazen çok anlamlı ile çok anlamsız, çok kıymetli ile çok kıymetsiz yan yana pek de güzel durabiliyor. Hangisinin ne anlama geldiğini çözebilmek bazen çok zaman alıyor, bazen hiç becerilemiyor.

Joshua Bell. Konser biletlerinin fiyatı ortalama 100 dolar. Metro istasyonunda 45 dakika sokak çalgıcısı kıyafetleri ile 6 eser çalmış, epi topu 32 dolar toplayabilmiş. Güzel çalmıyor mu? Elbette çalıyor. Farkına varabilmek, bazen imkansız.

Bir ay önce bir randevu aldım. Yapacağım görüşme ortalama 20 dakika sürecek. Randevunun bedeli 465 TL. Çıkışta “Hadi geçmiş olsun, nerede kalmıştık?” diyeceğiz. Değer mi, değer.

Diardi

 
 

Etiketler: , , , , , , ,

Sevmek Bil Ki Doğmaktır Yeni Baştan

 

Hep şarkılara şiirler, şiirlere şarkılar yakıştıracak değiliz ya..Ekiple izleyip üstüne uzuun uzun konuştuğumuz filmler var..Nothing Hill de onlardan biri (Evet hala ergeniz:)

Hani o meşhur sahnesi filmin, esas kız esas oğlana dökülür kapının önünde.. İşte o kapının önündeki sahneye de Erkin Koray’ın o muhteşem şarkısı yakışırdı valla. Her dinlediğimde o meşhur sahne niye gelsin yoksa aklıma? Ama işte ne bilsin elin Hollywood’u bunu?  Ah bir bilseler ne kaçırdıklarını!

Silverland

nothing hill

William: The thing is, with you I’m in real danger. It seems like a perfect situation, apart from that foul temper of yours, but my relatively inexperienced heart would I fear not recover if I was, once again, cast aside as I would absolutely expect to be. There’s just too many pictures of you, too many films. You know, you’d go and I’d be… uh, well buggered basically. I live in Notting Hill, you live in Beverly Hills. Everyone in the world knows who you are, my mother has trouble remembering my name.
Anna: Fine. Fine. Good decision. The fame thing isn’t real you know? And don’t forget I’m… I’m also just a girl, standing in front of a boy, asking him to love her!!!

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Diriliş Leonardo!

“Bir Avuç Dolar”, “Birkaç Dolar İçin”, “İyi, Kötü ve Çirkin”, “Batıda Kan Var” ve “Cinema Paradiso” gibi sinema dünyasının unutulmazları arasında yer alan filmlerin müziklerine imza atan Ennio Morricone’ye 2006 yılında el birliği ile Oscar heykelciği verilmesi için kampanyalar düzenlenmiş, duygusal baskıya dayanamayan akademi de izleyicilerin ısrarının da büyük etkisiyle Morricone’ye “film müziği sanatına olağanüstü ve çok yönlü katkısından dolayı” Oscar Onur Ödülü vermişti.

Dün akşam Leonardo DiCaprio’yu yine Oscar adayı yapan The Revenant’ı (Diriliş) izlerken Morricone geldi aklıma. Kaderleri benzer, DiCapriodicaprio da daha önce 4 kez aday olup heykelciği evine bir türlü götüremeyenlerden. Innaritu’nun inadı münasebetiyle ayı boğuşması sahnesi dışında filmin dijital ortamda çekilmemesi ve muhteşem doğa manzaraları kesinlikle iyi olmakla birlikte DiCaprio’nun oyunculuğunun hastası da olmadım hani. Heykellenir mi, heykellenmez mi diye konuşurken, filmin yapımı üzerine biraz daha okumam gerek dedim de…

Vikipedi’de şöyle denmiş, “Leonardo DiCaprio vejetaryen olmasına rağmen filmin bir sahnesinde gerçekten bir yaban öküzünün karaciğerini yemiştir ve hayvan cesetlerinin arasında uyumuştur.”

Saygılar.

Diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Gribe tavuk çorbası, iç sıkıntısına Neşeli Günler:)

neseli günler

Tavuk çorbası gribe nasıl iyi geliyorsa, Neşeli Günler (ve bilumum Adile Naşit’li Münir Özkul’lu filmler) ve Füsun Önal da iç sıkıntısına o kadar iyi gelir. Haber izlemeye, gazete okumaya tahammül mü edemiyorsun? Depresyon hırkası giyip kahve üstüne kahve içip acıklı şarkılar mı dinleyesin var? Kendine gelme vakti… Patlat bir Neşeli Günler, Gülen Gözler, ardından da bir Senden Başka ya da Ah Nerede’yi tatlı niyetine..

Sen sağ ben selamet..

@silverland

 

Etiketler: , , , , , , , ,

“İçinden” söyleyenlere gelsin…

Bryant Park

Bryant Park

Sağolsun New York’un beni şefkatle karşılayıp meşhur kış soğuğunu göstermeyişinden faydalanıp, sokaklardır, parklardır, bahçelerdir bol bol dolaştığım günler..Buralarda parklar bahçeler, insanların eğlenme fırsatını kaçırmadan etkinliklere katılabildiği, bir arada güzel güzel vakit geçirebildiği yerler tabi. Ağaçları keselim de bir beton dikelim insanlar toplanmasın, biraraya gelip iki söyleşmesin gibi mantık henüz yok burada. Zaten eni boyu belli bir şehir ama yukarı doğru büyüyor gökdelenler sebebiyle. Şehir halkı topluca klostrofobik olmasın diye, o parklara ihtiyaçları var. O yüzden çok da iyi bakıyorlar, babalarının hayrına değil yani, bakmak zorundalar haliyle.. Hatta bir çoğumuzun ismine aşina olduğu Gramercy Park (işte bunlar hep Amerikan filmi), belli bir mahallenin halkına ait ve anahtarı yalnızca o parka bakan tarihi apartmanların sakinlerinde bulunan “günümüzdeki tek özel park” ünvanın taşıyor ve ona göre korunuyor:)))

Konuya dönüyorum; Yılın özel zamanlarında, büyük şehirler insanı biraz zorluyor, birşeyler dayatıyor. Dinlediğiniz müziğe kadar hem de.. (Demet Akalın yeni albüm çıkarınca İstiklal Caddesi’ndeki tüm mağazalardan aynı şarkının yükseldiğini hatırlayınız). Özellikle son bir buçuk aydır, “Jingle bells” ve “Christmas tree” şarkılarının parklarda, mağazalarda hatta marketlerde bile aşırı dozuna maruz kalmışım..Gezerken müzik dinleme keyfim zaten kalmamış kalabalıktan, gürültüden.. Bu tantana bitti, havalar hazır şahane gidiyorken şöyle kendimi yine parka bahçeye atayım, bakalım yine eğlenecek neler bulmuş bu insanlar derken… Fon müziği kulağıma bir yerlerden çalındı. Gerçekten nereden hatırlıyorum şarkıyı bilmiyorum. Ama sesi ve nakaratı bildiğin hatırlıyorum! Kimbilir hangi filmin karesinden…”Once In A Lifetime”…Vaktinde Frank Sinatra’ya kafa tutan ama yarıştan erken çıkan Bobby Darin söylüyor.

Alakasız şarkıları birbirine benzetme oyunu oynamayı çok seven zihnim sebebiyle, hemen bu kareden çıkıp, bizim oralarda bir başka karenin içine gittim. Bizden bir önceki kuşağın, hatta bizim kuşağın kadınlarının “idolü” Erol Evginli günlere…Şimdi şöyle hafızanızdan geçiyor değil mi birkaç şarkı? Geçsin geçsin iyi gelir. O şarkılar ki, her mevsime, her moda gitmez mi? Sözleri, melodileri derindir ama depresyona sokmaz, insanın diline dolanır ama acılı zamanları hatırlatmaz. Kendi içinde bir dünyadır aslında.. Parktaki şarkı, Erol Evgin’in bir şarkısını hatırlattı. Bütün gün bir onu bir ötekini sokaklarda içimden söyleye söyleye dolaştım..İçimden ama, kimseyi rahatsız etmeden, çaktırmadan..İnsanın içinde bir şarkısının olması iyidir..Kış günü bana iyi geldi..

Belki size de gelir, zamanınız varsa dinleyiverin diyecektim işte, bu kadar lafı sırf bunu söylemek için yazdığıma inanamıyorum:)) Emin’in balkonda konuşuyomuşuz gibi geldi birden:))

@silverland

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: