RSS

Etiket arşivi: Gertrude Stein

100 yaşında bir kahraman – Ruhi Mücerret ve Maskeli Balo

Bugünün benim için en iyi tarafı, Vatan Kitap günü olması oldu. Yeni kitaplar aldım, çılgınlar gibi oturup tüm mesaiyi okumaya veresim var ama yanıma kitap almamışım! Allah beni davul etsin derken Vatan Kitap imdadıma yetişti. Tabii hemen kitap fuarından alınacaklar listesine yeni eklemeler de yapıldı okunurken. Ama en çok hoşuma giden, daha önce kitapları ile tanışma fırsatını bulamadığım Murat Menteş’in son kitabı Ruhi Mücerret ile ilgili Özlem Akalan tarafından yapılan röportajı oldu.

100 yaşında, maceraları arasında bir yandan da ölmeyi beklerken mezar taşına yazılmasını istediği cümle hakkında bir türlü karar veremeyen bu enteresan karakterin romanını okumayı merakla beklerken, röportajdan bir cümle, şu an bu satırların yazılmasına neden oldu.

Picasso, Gertrude Stein’ın bir portresini yapmış. Stein, “Pablo, bu resim bana hiç benzemiyor ki?” demiş. Picasso cevap vermiş, “Zamanla sen ona benzeyeceksin”.

Gertrude Stein, kaynak uramericansinparis.files.wordpress.com

100 numara bilen ancak 99’unu öğreten ve birini kendine saklayan pehlivanın saatinin son dakikaya doğru hızla saymaya devam ettiği günlerde, eşime her bakışımda, sakallarında ve şakaklarında ilk kez beliren ve sayıları her geçen gün artan beyazları görüyorum. Bir yandan, onların orda olmasında benim de suçum var, diye üzülürken, diğer yandan da onunla birlikte yaşlandığım için Tanrı’ya şükrediyorum.

Picasso’nun yorumu ve eşimin tavsiye ettiği şarkı ile güzel yaşlanmalara…

Diardi

Not:
Ruhi Mücerret’ten mezar taşı yazısı önerileri:

– Sizi ayakta karşılayamadığım için özür dilerim.– Tıbba inanmıyorum.
– 2005’te öldüm. Bu durumda kaç yıldır sigara içmiyorum?
– Kurtuluşu için savaştığım ülkeye yeni yeni adapte oluyorum.
– Nutella’nın tadı hala damağımda.
– Tehditler bana sökmez.
– Benim için de dua et Barbie.
– Barbaros Hayrettin Paşa’nın ne hissettiğini şimdi daha iyi anlıyorum.
– Uykum eskisinden de ağır.
– Yaşamak ölülerin de hakkı.
– Ölü canlar bir olalım.
– Bu taş başka mezara ait, fakat elden ne gelir?
– Kız olsaydım Avni Vav’la yatardım.
– Yalnızca geceleri dışarı çıkmama müsade var.
– Yaşamak bir ayrıcalıktı!

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 15/01/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Conal Fowkes – Let’s Do It (Let’s Fall In Love) – Midnight In Paris OST

Conal Fowkes – Let’s Do It (Let’s Fall In Love) – Midnight In Paris OST

Sizce tarihin “Altın Çağ”ı ne zamandı? 80’ler mi, 20’ler mi? Yoksa siz de 1920’lere mi aşıksınız yoksa Rönesans mıydı en güzel zamanlar? Sanat, sosyal hayat, gelişmeler derken…

80′ kuşağına mensup biri olarak bence devletler, teknolojik gelişmeler, moda ve daha bir çok konuda en inanılmaz olayların çakışmasının talihsizliğini yaşıyoruz hala ve bu daha nerelere gidecek, merak ediyorum. Ama hani bir tarih dönemi seç Altın Çağ için deseniz, uzun süre düşünmem gerekir sanıyorum. Sık sık “Bugünkü aklımla üniversite yıllarıma yeniden dönmek istiyorum” diyen biri olarak Murat hocanın (Ankara İleşitim, Murat Güvenir) sözünü bir kez daha tekrarlıyoruz ve: Olaylar, geliştikleri tarihler dahilinde değerlendirilmelidir, diyoruz. Yani, bugünden bakınca geçmiş güzel de, içinde yaşarken de öyle mi diyordu acaba insanlar?

Buralara nerden geldik diyeceksiniz ama dün akşam güzel birşey oldu. Bir-iki gün önce To Rome With Love filminin müziğini paylaşırken en kısa zamanda Midnight in Paris’i izlemek istediğimi yazmıştım. Hatta edinmek üzere girişimlerde bile bulmuşken, sağ olsun Teledünya bana dün akşam filmi hediye etti. Hani Allah’tan başka şey istesem olurmuş durumu vardır ya, tam olarak o yani.

Barselona ve Roma’nın ardından bu kez Paris sokakları, kafeleri ve gökyüzü altında geçen bir şekerlik içinde, günümüze dair sağlam mı sağlam bir eleştiri ve kafamızdaki “Altın Çağ” üzerine bol bol düşünme gereği hissettiren filmi izlemenizi artık kesinlikle tavsiye ederim. Günümüzün sığ entellektüalitesinin değerlendirilmesindeki zekiliği, detaylarındaki inceliği, naifliği ve tüm bunları insanı mutlu eden bir dil ile yapabilmesindeki başarısı ile ben yine çok sevdim bu Woody Allen filmini. Müzikleri To Rome With Love kadar etkileyici ve çeşitli olmasa da yerli yerindelik konusunda tabii ki hiçbir sıkıntısı yoktu. Ancak, Ernest Hemingway’den Pablo Picasso’ya, Dali’den Zelda ve Scott Fitzgerald’ve Gertrude Stein’a uzanan zenginliğinde Owen Wilson, Rachel McAdams, Marion Cotillard, Kathy Bates, Carla Bruni, Adrien Brody ve Michael Sheen’i izlemek çok şaşırtıcıydı.

2012 yılının hem Akademi, En İyi Senaryo Oscar’ını hem de Altın Küre’sini almış ve Oscar’a En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Sanat Yönetmeni dallarında aday olmuş filmi izlenenler/izlenecekler listesine bir an önce eklenmeli.

— diardi

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: