RSS

Etiket arşivi: almanya

Adrenalin pompalayan parçalar Vol. 3

“Seyirciyi patlamayla terörize edemezsiniz ama patlama ihtimaliyle edebilirsiniz” Alfred Hitchcock

nick caveBu motto/formülün müzikte uygulandığı örneklerden; her ne kadar sonunda patlama gerçekleşse de.

Avustralya’nın bağrından kopup dünyada “cool”luk önderlerinden olmayı başarabilmiş Nick Cave ve grubu The Bad Seeds’in, seri katil/cinayet öykülerini konu aldığı ve bu konsepte rağmen en çok ilgi gören albümü “Murder Ballads”ta yer alan parçası “Stagger Lee”

Çok sağlam, iniş çıkışlı, sonuna kadar tekrar eden bass melodisi etrafına örülen seslerden oluşan parça, giderek artan tansiyonun sonunda, Cave’in Almanya günlerinde tanışıp kadrosuna katılmaya ikna ettiği Blixa Bargeld’in (Einstazürden Neubaten) çığlıklarıyla tepe noktasında sona eriyor.

Parça, kan akışını hızlandırır ve sonundaki çığlığa eşlik etmeye teşvik eder nitelikte. Orijinalinde kullanılmış olmasaydı da uygun ortamda (mesela kafa kıyakken) parçayı seven biri, zaten çığlıkla sonlandırırdı parçayı…

Totoro

 
Yorum yapın

Yazan: 25/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Gidemem ben buralardan

Yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi.

Biliyorum kimsenin tahammülü kalmadı yaşananlara. Kayıplara, ölenlere…Bak yine ağladım bu sabah kardeşini kaybeden Gürkan Korkmaz’a. “Ali İsmail’in abisi değil babası gibiydim ben” dedi. Berkin’in annesi seçim meydanlarında yuhalanınca, “Lanet olsun seçimine de, belediyesine de, al buralar senin olsun, ben nefes alacak başka bir yer bulurum kendime” dedi herkes Twitter’da. Parası yeten herkes kendine bir ev de Amerika’dan almaya başladı ama.. yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi. Gidemem ben.

Bir sürü arkadaşım yaşadı yurt dışında, bir çoğu da hala yaşıyor. Her seferinde pijamalarını dolabımdan alıp koltuğuma oturduklarında, “İşte şunu yapamıyorsun yaban ellerde” dediler. Oysa her seferinde dolapta vardı atıştıracak bir şeyler ve kediler ayaklarına dolanıyorlardı onlar anlatırken. 

Burada hayat, iş çıkışı “Çok darlandım bugün, bi kahve içelim mi deniz kenarında?” demek arkadaşına. Çocuğunu işe giderken komşuna emanet etmek hatta arkadaşlarının mahallesine taşınmak, başka yerden ev bakan ablana içten içe dua etmek en bencilinden, “ev bulama inşallah uzak yerlerde” diye. Çiçeklerine hayran komşuna bi sardunya iliştirivermek en sevdiği renkten. Eve dönerken annene uğramak günlük gazete bırakacağım bahanesiyle… Lokma kuyruğunda Arapçasını bilmediğin duaları kendi dilinden mırıldanmak, Allahım yattığı yerde huzur ver, diye ve yakınlarının gözleri ile buluşmaya çalışmak acılarını paylaştığını söyleyebilmek için. Her akşam karşılaştığın otobüs şoförü ile ahbap olmak, çöpçüye kolaylık dilemek. Türkçeden başka hiçbir dilde çalışan birine “Kolay gelsin” demenin karşılığı yok biliyor musun? Çünkü onlar için çalışan zaten işini yapıyor sadece, ne gerek var ki iyi niyet gösterisine…

Bak bugün Emin’in doğum günü. Emin.. bizim can dostumuz. Hani “Buca stadında dondum!” diye telefon açıp emineve gitmek yerine bize gelen, çorbasını içip ilaçlarını aldıktan sonra biz film seyrederken mışıl mışıl uyuyan ve sabah zımba gibi kalkan. Hani çektiği fotoğrafa hepinizin hayran olduğu. Bizim çok güzel bir evimiz var. Bakmayın Ferzan Özpetek ya da klasik İtalyan filmlerinin kocaman, kalabalık, bol kahkaha ve müzikli sofralarına özendiğimize… o sofraların hepsi evimizde.

Milletçe toplu halde yaşarız aslında bir düşünsenize… İş değiştirirken durumun artılarını-eksilerini bile birlikte düşünürüz. Güzel bir renk rujun ya da ojenin bir tekini de mutlaka diğerimize alırız. Oysa Almanya’da arkadaşına “Akşam bi bira içelim mi?” diye telefon açtığında iki hafta sonrasına randevu veriyorlarmış düşünsene.. iki hafta sonrasına! Benimle gelinlik bakmaya gelmedi diye küstüğüm arkadaşım var benim, ne diyorsun sen iki hafta diye! 

Her şeyden öte,
ailem var benim burda…

Gidemem ben hiçbir yere, kimse kusura bakmasın…

Diardi

 
3 Yorum

Yazan: 19/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kaç 7 yıl geçti hayatınızdan?

Geçen gün kime anlattım hatırlamıyorum.. 17 yaşındaydım ilk kez yurtdışına çıktığımda. Ailede herkes fıttırı fıttırı gezmiş uçaklarla, nasıl eksikleniyorum..

Peki o zaman, dediler, gidiyorsun!
Nereye?
Kanada’ya!

Bir an bende hatlar karıştı. Yaş 17, üniversite sınavına yeni girmişim. Kafa karışık zaten, hatlar yanık. Gidilir mi gidilir. Hem de ne kadar zamanlığına, 3 aylığına. Yuh!

İlk kez yalnız bindim uçağa. Hem de ne binmek. İzmir-İstanbul, İstanbul-Londra, Londra-Toronto… Her binişte uçak biraz daha büyüyor, her aktarmada bekleme süresi biraz daha artıyor, yalnızım elin havaalanlarında. Kaçırsam etsem s.çtım. Benim “Eh öyle, idare eder..” dediğin İngilizceme ne haksızlık ediyormuşum ben meğerse, bülbül gibi şakıdığımdan haberim yoktu!:) İzmir’den Toronto’ya vardığımda aradan 17 saat geçmişti. Ortama uyum sağlama şudur budur derken 1 ayın nasıl geçtiğini anlamadım bile.

Şimdi hatırladım, bugünlerde doktora için Almanya’ya gidecek bir arkadaşımla konuşurken hatırladım bunları ben…

Elimde fotoğraf makinesi, CN Tower’ı çekeceğim. Ama o zamanlar öyle böyle değil, “dünyanın en uzun kulesi!” CNTowerAttım kendimi yere, anca kadraja sığdırdım kareyi ve o an şunu söyledim: Tanrım, şu an nerde ne yaptığımı bir sen biliyorsun, bir de ben ve bu çok güzel bir duygu!

Sonra döndüm. Ardından Ankara’ya gittim, bir yeniden başlama seansı daha, bir kaybolma hali. Elimde valizimle AŞTİ’ye indiğim an akşam nerde kalacağımı bilmiyordum. Sonra herşey oturdu zamanla yerine. 5 sene bitti de nasıl geri geldiğimi anlamadım.

Sonra bu kez yeniden İzmir’e alışma zamanı. Üniversite okumadığınız bir yerde iş bulmak çok zormuş ne kadar doğduğunuz kent olsa da. Kentlerin değişme hızı insanlarınkinden daha yüksek, asla yetişemiyorsunuz. Hele bu aralar içinde yaşarken bile ona yetişemediğimi hissediyorum… Geçti bir 10 sene daha.

Sabah sabah amma konuştum di mi.. ama sebebim var. Bu aralar kariyer nedeniyle şehir değiştiren, değiştirsem mi diye düşünen, karar veremeyen, heveslenen, yeni hayatlara gebe bir sürü arkadaşım var. Hepsi daha güzel hayatları, hayallerini gerçekleştirmeyi hak eden insanlar. Hepsi, gidecekleri yerde başarılı olacaklar. Ki bence, eğer ailenizin sağlık sorunu gibi hayati nedenlerle size ihtiyacı yoksa
(yanlarında olmanıza paha biçilemeyeceği için birşey demiyorum o kısma),
eşiniz-sevgiliniz-nişanlınızla yenilenebilmeyi paylaşabilecekseniz ama daha güzeli bekarsanız,
ruhunuzun yaşı hala yeni heyecanlara ayak uydurabilecek kadar gençse ve
bedeniniz de ona hala eşlik edebiliyorsa…

Doğum yapan annenin hayata getirdiği bebekle birlikte kendi hücrelerinin de yenilenmesi gibi bir şey bu bence. Hem yeni öğrendiğim bir bilgiye göre 7 yılda bir insanın vücudundaki bütün hücreler yenilenirmiş. Yani düşünsenize, 7 yılda bir yeni bir siz, yeni bir kendiniz. Kaç 7 yıl geçti hayatınızdan? Bir yenisine yeni bir hayatla başlamak güzel olmaz mıydı?

Diardi

 
2 Yorum

Yazan: 27/09/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: