RSS

Etiket arşivi: huzur

Gidemem ben buralardan

Yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi.

Biliyorum kimsenin tahammülü kalmadı yaşananlara. Kayıplara, ölenlere…Bak yine ağladım bu sabah kardeşini kaybeden Gürkan Korkmaz’a. “Ali İsmail’in abisi değil babası gibiydim ben” dedi. Berkin’in annesi seçim meydanlarında yuhalanınca, “Lanet olsun seçimine de, belediyesine de, al buralar senin olsun, ben nefes alacak başka bir yer bulurum kendime” dedi herkes Twitter’da. Parası yeten herkes kendine bir ev de Amerika’dan almaya başladı ama.. yok, kimse beklemesin benim buralardan gitmemi. Gidemem ben.

Bir sürü arkadaşım yaşadı yurt dışında, bir çoğu da hala yaşıyor. Her seferinde pijamalarını dolabımdan alıp koltuğuma oturduklarında, “İşte şunu yapamıyorsun yaban ellerde” dediler. Oysa her seferinde dolapta vardı atıştıracak bir şeyler ve kediler ayaklarına dolanıyorlardı onlar anlatırken. 

Burada hayat, iş çıkışı “Çok darlandım bugün, bi kahve içelim mi deniz kenarında?” demek arkadaşına. Çocuğunu işe giderken komşuna emanet etmek hatta arkadaşlarının mahallesine taşınmak, başka yerden ev bakan ablana içten içe dua etmek en bencilinden, “ev bulama inşallah uzak yerlerde” diye. Çiçeklerine hayran komşuna bi sardunya iliştirivermek en sevdiği renkten. Eve dönerken annene uğramak günlük gazete bırakacağım bahanesiyle… Lokma kuyruğunda Arapçasını bilmediğin duaları kendi dilinden mırıldanmak, Allahım yattığı yerde huzur ver, diye ve yakınlarının gözleri ile buluşmaya çalışmak acılarını paylaştığını söyleyebilmek için. Her akşam karşılaştığın otobüs şoförü ile ahbap olmak, çöpçüye kolaylık dilemek. Türkçeden başka hiçbir dilde çalışan birine “Kolay gelsin” demenin karşılığı yok biliyor musun? Çünkü onlar için çalışan zaten işini yapıyor sadece, ne gerek var ki iyi niyet gösterisine…

Bak bugün Emin’in doğum günü. Emin.. bizim can dostumuz. Hani “Buca stadında dondum!” diye telefon açıp emineve gitmek yerine bize gelen, çorbasını içip ilaçlarını aldıktan sonra biz film seyrederken mışıl mışıl uyuyan ve sabah zımba gibi kalkan. Hani çektiği fotoğrafa hepinizin hayran olduğu. Bizim çok güzel bir evimiz var. Bakmayın Ferzan Özpetek ya da klasik İtalyan filmlerinin kocaman, kalabalık, bol kahkaha ve müzikli sofralarına özendiğimize… o sofraların hepsi evimizde.

Milletçe toplu halde yaşarız aslında bir düşünsenize… İş değiştirirken durumun artılarını-eksilerini bile birlikte düşünürüz. Güzel bir renk rujun ya da ojenin bir tekini de mutlaka diğerimize alırız. Oysa Almanya’da arkadaşına “Akşam bi bira içelim mi?” diye telefon açtığında iki hafta sonrasına randevu veriyorlarmış düşünsene.. iki hafta sonrasına! Benimle gelinlik bakmaya gelmedi diye küstüğüm arkadaşım var benim, ne diyorsun sen iki hafta diye! 

Her şeyden öte,
ailem var benim burda…

Gidemem ben hiçbir yere, kimse kusura bakmasın…

Diardi

 
3 Yorum

Yazan: 19/03/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Edebiyat, Gezi, popüler kültür ve diğerleri…

Suç ve Ceza’yı okurken kriz geçirmiştim. Elbette bir dünya klasiği yaratan Dostoyevski’nin bir suçu yoktu ancak benim zamanlamam baya bir yanlıştı. Sen tek tuşla her sabah bilmem kaç yüz kişiye mail at, sonra vicdan azabını kağıda dökebilmek için yataklara düşen Raskolnikov’u anlamaya çalış. Gerçekten her şey zamanında yapılmalı. Dünya klasikleri de mümkünse belli bir yaşa kadar okunmalı, bitirilmeli, fikir edinilmeli, çok isteniyorsa detaylı ikinci okumaları ileri yaşlarda yapılmalı. Hele hele yeni çevirilerini dönüp dönüp okuyabilen insanlara ayrıca bir hayranlık besliyorum. 
 
Okumak istediğim kitaplara asla yetişemeyeceğim hele böyle her gün yenileri eklenirken. Artık öyle bir “maruz kalma” hali yaşıyoruz ki, sadece kitaplar ya da gazeteler değil okumak istediklerim, internet ve sosyal medyadan da yüzlerce sayfa yağıyor her an ekranıma. Sadece günceli takip etmek bile 7/24 çaba gerektiriyor. Okuyucu olmanın yetmediği, bir figür olarak sosyal medya içinde yer almaya çalışmak ise ayrı bir sorun. İnsanların garip endişeleri türedi. Sosyal medyada bir şey paylaşmak da dert. Bir yanda Ali İsmail’in annesi, elinde yavrucağının fotoğrafı ile onu döve döve bu dünyadan alanlara seslenirken, “doğru yazılışını asla ezberleyemeyeceğiniz 20 kelime” paylaşımları ile 30 saniye de olsa gülmeye eriniyor insan. Çoğu zaman gizli gizli attığı kahkahalar bile boğazına düğümleniyor. 
 
Bir başka açıdansa, her şeyin birbirine girmesi edebiyatımızı da kötü etkiledi. Kötü etkiledi diyorum çünkü bugün yazılan ve piyasaya sürülen kitapların pek çoğunda artık gözle görülür derecede popülerlik kaygıları söz konusu. Bu konuda Ahmet Ümit, ne yazık ki attığım tweetleri yaptığı retweet’ler arasına alınmaya layık görmese de, son romanı ile beni fena derecede hayal kırıklığına uğratanların başında geliyor. Biliyorum, telif konusu öyle beter bir noktadaki, insanların telif gelirleri ile hayatlarını sürdürecek parayı kazanmaları ve yeni şeyler üretmeleri mümkün değil. Öte yandan da satış rakamlarını artıracağım diye roman daha piyasaya sürülmeden her televizyon kanalına konuk olmak, anlata anlata romanda merak edilecek bir küçük paragraf dahi bırakmamak da bana biraz garip geliyor. Ki sen bir polisiye yazarısın… Ama bence daha acısı, artık romanların sadece pazarlanmasının değil yazılışının da popüler kaygılar taşıyor olması. Zeka oyunlarından, betimleme meziyetinden uzak ama bir yerinde mutlaka Gezi’ye, polis şiddetine, kadın şiddetine, rant gelirlerine dokundurarak belli bir kesimin takdirini kazanmaya çalışmak, biliyorum hoşlanmayacağınız bir kelime olacak ama, edebiyatı “ucuzlaştırıyor”. 
 
donusBu sorunla karşılaştığım son roman da Ayşe Kulin’in Dönüş’ü oldu. Akıcı dili, detaylandırmalarındaki inceliklerle her zaman okumaktan zevk aldığım Kulin de Dönüş’te Ahmet Ümit’le aynı kaygıya düşmüş. Eşcinselliği işlemesi konusunda son günlerde basında yer alan Melik Gökçek’li tartışmalarından bahsetmiyorum. Bu kez Çamlıca’ya yapılması için proje yarışması açılan cami malzeme olmuş. Belki, nefret ettiğim bir tanımlama ile, “sanatçı duyarlılığını” romanına yansıtmak istemiş Kulin ama “Sultanahmet’in kopyasına birincilik veren jüriyi eleştiren bir yazı yazdığı için politik kaygılarla işten çıkarılan ve hayatını Ege’nin huzurlu kıyılarında sürdürmeye karar veren bir mimar” bana yine biraz zorlama geldi. İşin kötü yanı, tweeter’da saniyede binlerce tweet ekranınızda nehirler gibi akarken, her saniye Youtube’a 60 dakikalık videolar yüklenirken, 4,5 milyar yaşındaki dünyanın tüm bilgisinin yüzde 90’ı son iki yılda üretilmişken… bu duyarlılığı, bu kaygıları dile getirmek ve daha hatırlanabilir kılmak için başka bir şeyler yapmak gerekiyor gibi geliyor bana. Düşünsenize, artık elinden akıllı telefonunu düşürmeyen, tabletsiz nefes alamayan ancak kitap ile “gözükmekten” utanan gençler var hayatımızda. Gençlerin ve potansiyel yeni okuyucuların ilgisini çekebilmek için kalemine yeni kavramlar eklemek elbette gerekli ama sanırım bunu yaparken temel çıkış noktasının kaçırılmaması şart.
 
Diardi
 
Yorum yapın

Yazan: 05/02/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

iyimser, geniş, dingin ve turuncu

Gündeminin hızına yetişemediğimiz yalnız ve güzel ülkemiz..Şeytan size de diyor mu bazen, al çantanı çık git, pencerebakma arkana..Ama işte insanın öbür yanı..
Kişisel olarak kirlenebilir insan..Zaman zaman lazım da belki. Peki, etrafa saçmadan, pisliğe batmadan yaşamak..Evliya olmaktan bahsetmiyorum ya..Sade,basit, kendi halindeliği söylüyorum..Bu kadar mı zor? Ne ara bu hale geldi dünya, ne ara düştük bu çukura? Bu kabullenişi nereden öğrendik peki?  Düşünüp içinden çıkamadığımda, önce bir kendimizi temizleyelim azizim diyorum..Bir hesaplaşalım,bir tatlı huzur bulalım önce içimizde..Pencerenin önünde dur bakalım biraz..İçerisi güvenli, bir izle bakalım..Ama her an çantayı alıp çıkacak gibi.
İşte bu düz ovada, bozkırda, ömrümün yaşanabilir halini ancak bu kadar uzatabilirim,bu kadar yetebilirim biliyorum..

Ömrümü Böyle Uzatıyorum

ağaçları suluyorum durmadan

ışığın ve rüzgarın peşinde
uzun yürüyüşlere çıkıyorum.
yerimi çocuklara veriyorum
parklarda ve otobüslerde
çocukları büyüklerden çok seviyorum.
bir genç kızın halka halka gülüşü
duvar diplerinde soluklanan ihtiyar.
aynı hazzı veriyor aynı yalınlıkla
gökyüzünü biçimleyen bulutlar.

eğiliyorum toprak, eğiliyorum sular
bir kıyısız zamana kanat vuruyor
üzerimden uçan bütün kuşlar.
dört mevsim bire indi uzaya uzaya
iyimser, geniş, dingin ve turuncu.
kimseleri kıskanmıyorum artık
kimselere gücenmiyorum
gerilerde kaldı, çok gerilerde
hayatın yüreğime verdiği acı
ışıklı vitrinlerin gövdemdeki kırbacı.

yeni bir gülümseme edindim yüzüme
bozkır sabrında ve tenime yakışan.
insanların çevremde açtığı yalnızlığı
yine onlarla doldurmak için
güneşle birlikte çıkıp yataklardan
ayışığı ile dönüyorum evlere
azalan ömrümü böyle uzatıyorum.

1993

Şükrü Erbaş

 
Yorum yapın

Yazan: 20/12/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Affetmek…

Hayatta her şey, her zaman istediğiniz gibi olmuyor. Bir şeyleri kabul edebildiğiniz kadar yaşayabiliyorsunuz. “Olduğu gibi” kabul edebildiğiniz kadar. İnsanları değiştiremiyor, ilişkileri yönetemiyorsunuz. Bir şeyler “olacağı gibi” devam ediyor kontrolünüz dışında. Siz sadece, kabul etmeye çalışıyorsunuz. Eğer durumun farkında, öfkenizi yenebiliyorsanız. Öfkenizi yenebilmek bile bir kontrol istiyor sonuçta.

Ben bunları neden mi yazıyorum? Bilmiyorum. Yazarken seçtiğim font bile okurken içimi daha az daraltsın diye dikkatle seçilmiş bir gösterge belki. 

Huzur ve mutluluk her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Sağlıklı kalabildiğin kadar mutlu ve huzurlusun sonuçta. Ve en önemlisi de akıl sağlığın belki de.

İyi ihtimal, birkaç ay sonrası için planlar yapabiliyorsun, birkaç yıl sonrası için değil. Sana dayatılan şartlar bu kadarına izin veriyor. Elinde olanlarla mutlu olmaya çalışıyor, geçirdiğin her gün için “Allah beterinden korusun, buna da şükür” diyorsun. Elindekilerle yetinebilmek önemli çünkü. “Gördüğün günden geriye düşmek” en kötüsü.

Bazen düşünmek değil, düşünmemek seni kurtarıyor. Düşünüp de istediğin şekle sokamadığın zaman çıldıracak gibi oluyorsun. Çıldırmamak için düşünme, en güzeli. Vazgeçmek mi bu? Karşıdan bakınca belki öyle algılanabilir. Ama değil, kabul etmek. Kabul edemediğin, kendini ve kararlarını, seçimlerini affedemediğin noktada bitiyorsun aslında. Bitmemek için önce kendini, sonra da seni üzen herkesi ve her şeyi affedebilmelisin. Affedebiliyor musun? Tartışılır. Ama yine de deniyorsun. Bu bile bir çaba. Denemeye devam…

start

Diardi 

 
Yorum yapın

Yazan: 28/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Başını yastığa huzurla koyduğun kadar zenginsin

2008 yılından önceki yılbaşlarından biri olmalı. 10 numara alakasız insanların bir araya toplandığı, (Rusya’dan Eskişehir’e. E niye Eskişehir’e diyorum, zira biz İzmir’deyiz..) bir akşam ama bahsettiğim. Karşıyaka’daki mutlu zamanlarımız. Çoluk yok çocuk yok, kağıt oynayıp 70’liklerde balık avladığımız bitmeyen film geceleri falan…

Neyse işte yılbaşı akşamı 10 kişiden de fazlayız. Rusya’da bir adet varmış. Yılbaşı gecesi çiftler bir kağıda yeni yıl için 3 dileklerini yazar, ceplerine koyarlarmış. Yeni yıla girilen dakikalarda da herkes eşinin kağıdını alır açar, örtüşen dileklere sevinilir, örtüşmeyenler için yeni planlar yaparmış. (Bizdeki Hıdırellez’e benzettim bak şimdi yazarken. İster ülke ister coğrafya değişsin. İnsan faktörünün girdiği her yer aynı demek ki..)

Neyse… Eşim ve ben de diğer çiftler gibi yazdık bir şeyler, koyduk cebimize. Saat oldu 12, havai fişekler, yeni yıla girdik şamatası falan. Çıkardık cebimizden kağıtları. Ben, “Aşk, huzur, sağlık” yazmışım, eşim “Huzur, aşk, sağlık”:) Diyecek bir şey yok, boşuna yaşlanmıyoruz birlikte. (Bak şimdi, bunu da yazınca aklıma yarın evlilik yıldönümümüz olduğu geldi:))
huzur
Çok uzattım lafı, nerden nereye geldim yine. Aslı Peker’in Milliyet’teki köşesini okuyordum bugün. Mark Twain’in bir sözüne takıldım: İyi arkadaşlar, güzel kitaplar ve uykulu bir vicdan, işte ideal hayat budur! Diyeceksiniz, nerden bağladın “huzur”a? Huzursuz bir ruhun iyi arkadaşları ile sağlıklı ve keyifli ilişkileri olamaz. Huzursuz bir ruh, kitapların dünyasında kaybolamaz, huzursuz bir ruh başını yastığa koyup vicdanı rahat, deliksiz bir uyku uyuyamaz.

Öfke ve şiddetle dolduğumuz, yaşadığımız stresi gerçek hayatın ta kendisi sandığımız günler içinde kapısını kapattığınız anda huzurlu ve mutlu yaşadığınız evler ve yürekler dilerim.

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 17/09/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Ray Manzarek – The Story of Riders on the Storm

Ray Manzarek – The Story of Riders on the Storm

The Doors eFotoğraf: wikimediafsanesinin kurucularından Raymond Daniel Manczarek (sonradan soyadını Manzarek olarak değiştirdi) safra kanseri tedavisi gördüğü Almanya’da 74 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Toprağa karışan büyük müzik dehalarındandı.. Sayesinde dünya güzelleşti. Şimdi de Jim Morrison ile beraber diğer tarafa da el atacaklarına eminim.

Huzur içinde yatsın.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: