RSS

Etiket arşivi: yolda

3 Haziran 1963 – Nazım’a özlemle…

Genco Erkal – Bugün Pazar & Karıma Mektup

Bugün pazar…

Bugün, beni ilk defa
Güneşe çıkardılar.
Ve ben, ömrümde ilk defa
Gökyüzünün
Bu kadar benden uzak,
Bu kadar mavi,
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak,
Kımıldamadan durdum
Sonra, saygıyla toprağa oturdum,
Dayadım sırtımı duvara.
Bu anda;
Ne düşmek dalgalara,
Bu anda;
Ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak,
Güneş ve
Ben…
Bahtiyarım…

Karıma Mektup

Bir tanem!
Son mektubunda:
‘Başım sızlıyor yüreğim sersem! ‘ diyorsun.
‘Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
‘yaşıyamam! ‘
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nazıma!

Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim…

Karım benim!
İyi yürekli
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim:
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.

Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.


Nazım Hikmet

* Tüm bunlarla birlikte hep düşünürüm, Genco Erkal’la birlikte bir yarısı daha mı gidecek Nazım’ın diye. Sesiyle Nazım’ı var eden Erkal’ın uzun yıllar susmaması dileği ile..

– diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 01/06/2012 in Blog, Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yolcu ve Hancılara dair…

Bunca zaman içinde gitmek her daim benim istediğim oldu kalmak değil. Neden sonra fark ettim. Ben bir yerlere ayrılamayacak kadar hancıyım. Demem o ki nereye gidersem gideyim ben hancı olabiliyorum yalnızca yolcu değil. Heybesini sırtına alıp uzak memleketlerde gördüklerini bilincine yazıp, uzun yolculuk hikâyeleri anlatacak adam değilim ben. Her daim bir hanın içinde gelip geçen yolcuları izleyecek olanım ben. Ötesi değil. Nereye gidersem gideyim hanlar kurarım yolcular için. Bu öyle büyük burunlukla yapılacak bir şey değildir ama. Gelen yolcuları kabul etmek için önce yolcu beklemeyi öğrenirsin. Uzak yollardan gelen yolcuları tekrar gelebilsinler diye güler yüzle karşılarsın. Nereden geldiklerinin de nereye gideceklerinin de önemi yoktur. Yolcudur çünkü onlar kendi yolunda. Alt tarafı bir dinleniş ya da bir durak olduğunu unutmazsın. Seferi hikâyeleri içinde pek fazla yerin olmayacağını bilirsin. Onların hayatında bir şey ifade etmeden onları izleme, onları gözetleme geride bıraktıklarını toplayıp düzenleme imkânı verdikleri için seversin hancı olmayı, yolcuları ağırlamayı, onlar seni sevdiğin için değil. Bir çıkarın yoktur hayatta hancı olmakla. Yerin yurdun bellidir en fazla ama yolcu hikâyeleri karşılığında yatacak yeri, giderken geride bıraktıkları anıları içinse yemeği verirsin yolculara.

Onlara kıyasla şanslı olduğun tarafta vardır şansız olduğun tarafta. Bir ömrün içindeki yolculuktur onlarınki. Gitme emri için kuzey rüzgârının saçlarını savurması yeter. Habis bir virüs gibi sarar keşfetme isteği yolcuları. Doğdukları yeri geride bıraktıklarından beri gitmek istedikleri bir yer hep olacaktır. Yurt ettikleri yer sırt çantasına sığdırabildikleri kadarıdır. Yurtsuz olmak ille de nerde noktayı koyacaklarını bilmemek onları maceradan maceraya sürükler. Konakladıkları yerlerde geniş halkalar kurulur etraflarında. Ağızlarından çıkan hikâyeleri pür dikkat dinleyenlere, uzak diyarların hikâyelerini  dilleri döndüğünce anlatırlar. Her hikâyede dalar gözleri uzağa. Ne eksik ne fazla anlatma telaşı içinde saklamak istediklerini es geçerek anlatırlar uzak diyarların hikâyelerini…

*Metin Yolcu – Hancı ikilemi Kısa Hikayeler – Kiper’den alıntıdır.

– morrisseeserese

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Diardi’ye mektup…

Nereye gideceğimizi sormadan çıktığımız kaç yolculuk vardı hayatımızda? Bazen hayatta yola çıkmanın ne demek olduğunu sorsalar ne cevap veririm diye düşünürüm. Uzun uzun sorarım yolculuk hali sadece yola çıkma hali olabilir mi? Kuralları yolcular tarafından bilinen ama yolunun sonunun önemi olmadığı bir yer değiştirme biçimi olabilir mi? Korkarım içeriden farklı bir cevap gelmesinden her seferinde …

Sonra karnavalda pamuk şekeri görünce tutturan yanakları al al kızı çocuğu gibi ya da dizleri yara bere içinde üstü başı çamur içinde ama gözlerindeki gülümsenin her şeyi unutturduğu ol o oğlan çocuğu gibi hissederim kendimi. Kendimi güvende hissetmenin ne demek olduğunu yola çıkmak ile olacağını bilseydim, misal dizin kanayınca arka sağ koltukta oturan kadının canının yanacağını bilseydim önceden veya arka sol koltukta oturan adamın beline kuşağı bağlayacağımı kestirebilseydim çok önceden ne önemi kalırdı ki yaşamanın?
Anları fotoğraflayan o adam mı? Kadınını kaybettiği günden beri aklını yatakta arayan hergele mi? Bırakın o dünya bize henüz çok yeni.. Dillendirmeyelim şimdi…
Yolda olanın yolda kalmadığı yolculuklar ise içinde düştüğünüz kontağı nerede kapatacağınızın önemi kalmaz. Bilirsiniz kontağın kapandığı gün zaten siz de nefes almaz olursunuz. kimileri buna yolculuk der, kimileri yolda olmak. Fark sonunu bilmemek ile sonu düşünmemek arasındadır, gerisini önemsiyorsanız şayet hangi kitapçıya gidip sorarsanız bulursunuz  Jack Kerouac’ın On the Way (Yolda)  isimli meşhur kitabını…

— morrrisseeserese

——————– Replay All ———————-

Yolun sonunu bildiğin ya da bilmediğin nice yolculuklara kardeşim.
Bak Pablo Neruda ne diyor..

yavaş yavaş ölürler
seyahat etmeyenler.
yavaş yavaş ölürler
okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

yavaş yavaş ölürler
alışkanlıklarına esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
bir yabancı ile konuşmayanlar.

yavaş yavaş ölürler
heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

yavaş yavaş ölürler
aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar 

— Emin

Mektubun sonunu da şöyle bağlayalım ;

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: