RSS

Etiket arşivi: yılmaz erdoğan

Yaşamak dediğin oğlum zor zanaat

Pastırma Yazı

böyle zamansız güneşli,
umulmadık mavi günlerde
bir bekleme salonu yalnızlığına
bürünüyorum..
iliklerimdeki yitik aşkı
sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum…
sanki şiirini bilmediğim
bir Fransız akşamında
kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin..
içimde ayak izlerin,
aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan…
ve ben ne zaman,
kiminle sevişsem,
hâlâ seni aldatıyorum!

Önce filmlerinden açıldı konu, sonra son filminin adını hatırlamaya çalışırken tiyatro oyunlarına geldi laf. Hepimizin aynı fikirde olduğu şeyse şiirleri oldu. Hele yolu bir şekilde Ankara’dan geçenler için başka bir şeydir ya Yılmaz Erdoğan.

Mehmet, “Yardan düştüm / Yaralarım yardan armağan” dedi. candel
Benim aklıma Berfin geldi, “Berfinim, içimin gülen yüzü / Hoşgeldin”geldi.

Dün yine Ankara karaya büründü, benim aklıma Yılmaz Erdoğan şiirleri geldi.

“Ne zaman Ankara’ya kar yağsa,
elim, gönlüm, çocukluğum buz tutar…”

Diardi

 

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Bugün günlerden AŞK

Ekibin hatun kişileri karar verdik, hepimiz “AŞK”ı seviyoruz. Aşk; iyi eder. Aşk; mucizelere inandırır. Aşk; eveask

ekmek getirmez belki ama ruhunu doyurur.. Aşk; insanın hayata bağlanma aynı zamanda da hayattan kopma sebebidir. Aşk; insanın kendine ters düşmesidir. Bazen kendisiyle barışması. Bazendir…

Aşk; şiir de yazdırır, şairliği de bıraktırır..O’ndan ala şiir yoktur.

Aşk; aynaya bakarken O’nu görmektir.

Bu konuştuklarımıza daha niceleri eklenir.. Siz de sizinkileri ekleyin lütfen. Bugün günlerden Pazartesi değil,

bugün Aşk günü olsun..Kısacası; Aşk; iyidir…

İmza: Ekip Hatunları

 

SANA BAKMAK

 

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla 

uçak örneğin uçurtma mesela 
altına konulabilir 
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için 
sallanan bir masanın 
veya şiir yazılabilir 
süresi ötekilerden kısa 
bir ömür üzerine. 

bir beyaz kağıda 
her şey yazılabilir 
senin dışında 
güzelliğine benzetme bulmak zor 
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan 
her şeyden 
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor 
belki tabiattadır çaresi 
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin 
ve benim 
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim 
anlarım bitkiden filan 
ama anlatamam 
toprağın güneşle konuşmasını 
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla 

sen bana ışık ver yeter 
bende filiz çok 
köklerim içimde gizlidir 
gelen giden açan soran bere budak yok 
bir şiir istersin 
“içinde benzetmeler olan” 
kusura bakma sevgilim 
heybemde sana benzeyecek kadar 
güzel bir şey yok 

uzun bir yoldan gelen 
tedariksiz katıksız bir yolcuyum 
yaralı yarasız sevdalardan geçtim 
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu 
her şeyi anlattım 
olan olmayan acıtan sancıtan 
bilsem ki sana varmak içindi 
bütün mola sancıları 
bütün stabilize arkadaşlıklar 
daha hızlı koşardım 
severadım gelirdim 
gözlerinin mercan maviliğine 

sana bakmak 
suya bakmaktır 
sana bakmak 
bir mucizeyi anlamaktır 

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır 
aşk sorgusunda şahanem 
yalnız kelepçeler sanıktır 
ne yazsam olmuyor 
çünkü bilenler hatırlar 
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar 
bahçıvanlar değil tüccarlardır 
sen öyle göz 
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı 
sen teninde cennet kayganlığı iken 
sana şiir yazmak ahmaklıktır 

bir tek söz kalır 
dişlerimin arasından 
ben sana gülüm derim 
gülün ömrü uzamaya başlar 

verdiğim bütün sözler 
sende kalsın isterim 
ben sana gülüm derim 
gül sana benzediği için ölümsüz 
yazdığım bütün şiirler 
sana başlayan bir kitap için önsöz 

sana bakmak 
bir beyaz kağıda bakmaktır 
her şey olmaya hazır 
sana bakmak 
suya bakmaktır 
gördüğün suretten utanmak 
sana bakmak 
bütün rastlantıları reddedip 
bir mucizeyi anlamaktır 
sana bakmak 
Allah’a inanmaktır

 

Yılmaz Erdoğan

 

 

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 16/12/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Pazartesi sendromu, Denizli şarabıyla romantik komedi tadında

Dün gece klasik bir pazar gecesi yapalım dedik ve yine önce balkon sefası sonra da film keyfi diye Emin’in yolunu tuttuk. Balkon sefası tamam, yemekler eyvallah da film konusunda kapris kapris üstüne. “Pazar akşamı acıklı film olmaz, sonu iyi bitsin. Aksiyon istemem, zaten yarın pazartesi sendromunda aksiyonun Allahını yaşayacağız. Komikli olsun, romantikli olsun, o olsun, bu olsun…” diye adamın başını yedikten sonra, aperatif olarak Haybeden Gerçeküstü Aşk’ı aldık ve bi güzel gevşedik. Ardından yemekler hazır olunca sıra esas filme geldi ve tongaya basmak istemeyen her loser’ın eski sevgiliye bir süreliğine geri dönüşü gibi “Nothing Hill” dedik. Oyunculara bakarsan hem kızlar mutlu hem erkekler. (Ay kızlı erkekli oturmuşuz da farketmemişiz bile bak!) Konu desen, herkese hitap! Filmin de amma müzikleri varmış, her biri ayrı bir harika. “Yarın mutlaka birşeyler yazalım Mikro’ya” dedik Silverland’le ama o kadar Denizli ev şarabından sonra topla kafayı toplayabilirsen..

Silverland:
“Film isimlerini Türkçeye çevirme efsanelerinden “Aşk Engel Tanımaz” yani aslen “Nothing Hill” filmini bilmem kaçıncı seyredişimiz… Julia Roberts’ın aslında tek tek bakıldığında güzel bir kadın olmadığı ama bütününde etkileyici, küçük kız çocuğu ürkekliğinin çok şirin olduğu, Hugh Grant’ın bir çok İngiliz’e gore (Jude Law varken tanımayız tabiJ) hele de 2000’lerin başında gayet giderinin olduğu konularında her zamanki tartışmalar, fikir karşılıkları falan filan.. Ama bir sahne var ki.. Herkes orada hem fikir… Birisi zamansız gittiğinde ki onun aslında hiç zamanı olmaz… Mevsimler geçer.. Sadece “üstünden mevsimler geçer” demekle kalmayacak kadar geçer üstünüzden mevsimler.. Yağmur, çamur, rüzgar, güneş.. Dünya kendi zamanıyla döner gider.. Siz aynı mavi gömlekle, aynı hissiyatın içinde aynı ruh halini döndürmüşsünüzdür uzun bir süre.. Konuşulacak anlatılacak hiçbir yanı kalmamıştır artık, arkadaş toplantılarında bu konular foruma dönüşür.. Herkes kendi zamanını yaşar, kendi mevsimini ta ki güneş gerçekten doğana kadar…” demiş..

“the fame thing isn’t really real you know.. don’t forget, i’m also just a girl, standing in front of a boy, asking him to love her”

Benimse aklımda en çok, o terk edilip edilip yine de vazgeçemeyen adam kalmış o muhteşem mutlu sona rağmen. Çok alakasız bulacaksınız ama Çocuklar Duymasın dizisinin yıllar önce denk geldiğim bi bölümünde Haluk tarafından terk edilen Meltem’e, Haluk’un eve gelmediği akşamlarda ne hissettiğini sordu terapisti ve Meltem şu cevabı verdi: “O yokken ben en çok üşüdüm.”

Ain’t no sunshine when she’s gone…

Silverland – Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 11/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İlk cemre…

img2.blogcu.com

CEMRE

hiçbir şiirin eskitemediği
gözlerin,
gözlerimin önünde
el pençe divan…
bahar damarı çatladı toprağın
bir nefes daha yaklaşıyor bahar.!

YILMAZ ERDOĞAN

 
Yorum yapın

Yazan: 21/02/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , ,

Ayten Alpman – Söyle Buldun mu

kaynak: galeri.uludagsozluk.com


Sevmek gibi geliyordu herşey,

Sevmek gibi gidiyordu kadın
Adının anlattığı, canın teni yakmasaydı,
Bir bulut evet ama aslolan
Bulutun suyu yağmasıydı…

“bir insanı sevmekle başlıyordu herşey”
Ve boşanmak için
En az iki şahit gerekiyordu!

Böyle zamansız güneşli,
Umulmadık mavi günlerde
Bir bekleme salonu yalnızlığına
Bürünüyorum..
İliklerimdeki yitik aşkı
Sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum…

Sanki şiirini bilmediğim
Bir Fransız akşamında
Kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin..
İçimde ayak izlerin,
Aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan…

Ve ben ne zaman,
Kiminle sevişsem,
Hala seni aldatıyorum!

Yılmaz ERDOĞAN

 
Yorum yapın

Yazan: 28/12/2012 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: