RSS

Etiket arşivi: Viyola

Sad Violin

Acı tuhaftır. İğne batar, kol duyar, ama acıyan aslında beyindir. Sevilen gider, yürek yanar, ama acıyan gene beyindir. Beynim, kendini benden gizler. Acıyı duyan o değil de duyularımmış gibi beni kandırır. Ben acıyamam yalnızca bir yerim acıyabilir.

Bununla da kalmaz, beynim acı yoluyla sınırımı da belirler. Kötülük sayarız, kötünün işi biliriz acıyı, oysa iyiliğimizedir de. Deri acımasaydı, kavrulana kadar ateşten sakınmaz, kemik ağrımasaydı kırılana kadar duramazdık. “Dost acı söyler” derler, unutulmamalıdır.

Bir bebek dünyaya geldiğinde gözleri görür ama gördüğü karaltı gibidir.
Görme keskinliği ortalama yetişkinin yüzde onu kadar bile değildir, anca sekiz ay kadar sonra normal düzeyine gelir. İşitmesi görmeye göre daha gelişmiştir ve bir ay içinde olgunlaşır. Öbür duyumlarla kıyaslandığında,  yeni doğanın yalnızca acı duyumu birçok bakımdan yetişkinden üstündür.  Omurilik sinir hücreleri daha iletkendir. Yüzey sinir hücreleri daha geniş bir alana yayılmıştır. Küçük bir dokunma bile kaçınıcı refleks düzeneğini devindirmeye yeter ve üstelik daha uzun sürer. Bu üstünlükler bir bakıma gelişmemişliktendir. Acı dindirici düzenekler yetersizdir ve zararlı olan olmayan ayrımım iyi yapamayan bebek, acıya hem daha duyarlı hem de daha az seçici olur. Ama bu onun yaşamda kalmasına doğrudan yardımcı olur. Yeri gelmişken, daha yirmi yıl öncesine kadar tıp dünyasında bebeklerin acı duymadıklarına ilişkin genel-leşmiş bir inanç vardı. Bugün bilimciler, sinir sisteminin, ilk yirmi hafta içinde acı duymayı sağlayacak yetkinliğe eriştiğini ve dölütün, en geç otuzuncu haftadan sonra acı duyduğuna kesin gözüyle bakılabileceğinde birleşiyorlar.

Gerçekten acı duyumunun erkenden devreye girmesi gerekirdi, çünkü organizmanın bütünlüğünün korunması bakımından dışsal etkilerin değerlendirilmesinde temel duyum acıdır. Ana karnındaki sıvı yatağında uykumsu bir bilinçsizlikte yaşayan dölütün bile buna gereksinmesi vardır. Çünkü anasının bedeninin aldığı biçime bağlı olarak görece en elverişli konumu koruması bir ölçüde buna bağlıdır.

Acı ilkin dışsaldır. Organizmayı bulunduğu konumu, durumu terk etmeye, çare bulmaya, değişmeye zorlayan bir olumsuzluktur. “Acı”nın İngilizcesi, “pain”, Latince poena sözcüğünden gelir ve ceza demektir. Organizma en kısa yoldan acıdan kurtulmaya çalışacağından acının geometrisi doğrudur (iki ucu kapanmayan eğridir de diyebilirdik). Acı bu olumsuzluğuyla, dünyayı, ben ve öbürü diye böler. “Rüyada mıyım, çimdikle beni!” deyişi bunu anlatır. Acı, sandığımın aslı olmadığını veya gördüğümün sandığım olmadığını doğrudan öğretir. Hayal ile gerçeği kesip ayırmakla, ben/ben-olmayan duyumunu kazandırır, kendi bilincime varmamın temelini kurar. “Acı” sözcüğünün etimolojik kökeninde de ayırma anlamı vardır (İ. Z. Eyuboğlu, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü).

— silverland

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: