RSS

Etiket arşivi: Thom Yorke

best of damar 2

Listeye ikinci bir 10’luk deste eklemek ne zamandır aklımdaydı da işten güçten fırsat olmamıştı. Bu ikinci desteyi 11 – 20 arası olarak numaralandırıyorum (sanki Grammy dağıtıyormuş gibi bi havalar, bi şeyler!)
içkilerinizi aldıysanız başlıyorum o zaman;

20 – Brainstorm – “Lonely feeling” : Brainstorm’la tanışmam güzel albümleri “Four shores” ile olmuştu. CD’sini ilk aldığımda uzunca bir süre “Thunder without rain”den ötesine geçmediğim için albümdeki asıl güzelliği geç fark edebildim. Müzikleri, videoları ve tarzlarıyla tam bir Amerikalı izlenimi veren grubun Letonyalı olduğunu öğrendiğimde epey şaşırmıştım. (aynı duyguyu Beirut’un Amerikalı olduğunu öğrendiğimde de yaşamıştım. Beirut ve Brainstorm ülkeleri değiştirse kimse yadırgamaz!)
“to be lonely” olarak da bilinen “Lonely feeling”in sözlerine bakmak bile yeterli, böyle güzel güfteleri (!) pek göremiyoruz artık;

“All songs should be happy
Actors young and soap operas crappy
Movies are x-rays
Our destinies are choosing our ways
And what should we do?
To enjoy life the most
Or hiding like ghosts?
All is well, only
This is such a lonely feeling
This is such a lonely feeling”

19 – Violent Femmes – “color me once” : Yine bir film neticesinde bağlanılan şarkılardan. Zira rahmetli Brandon Lee’nin çekimleri esnasında bu dünyadan göçtüğü ve kalan sahnelerinin bilgisayar yardımıyla çekilip kurgulandığı rivayet olunan kült film “The Crow” da duymuştum şarkıyı ilk kez. (bu arada o filmin soundtrack’i ayrı bir yazı konusu olabilir. Hatta düşündüm de bir bütün olarak o filmin soundtrack’ini aşan bir film yok sanırım!) Sonrasında Violent Femmes külliyatını keşfetme şansı tanımıştır bana bu şarkı (sanki Amerika’yı keşfediyor, laflara gel!) Sonuç; Gordon Gano büyük adam, r.i.p. Brandon Lee.. şu filmi de en yakın zamanda tekrar izleyeyim!

18 – Incubus – “Love Hurts” : Son albümünü saymazsak her zaman sağlam işer çıkartmıştır Incubus! “pardon me”, “anna molly”, “megolomaniac” olsun her daim sevmişimdir, 2007’deki İstanbul konserine gidememek çok koymuştu zamanında! (yeri gelmişken; perşembe günü konser mi olur lan allahsızlar!!) Light Grenades’in içinde “dig” gibi daha güzel şarkılar da mevcut ama konumuz damar ise konsepti bozmayalım; grubun canlı kayıtlarını topladığı şukela dvd’si “look alive”da da yer alan (ki dvd’nin orjinali bende mevcut, isteyen güzel female arkadaşlarla paylaşabilirim!) canlı yorumu ile “love hurts” bu listeye buradan girer hacılar!

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=Vg1jyL3cr60

17 – Portishead – “Roads” : Öncelikle bir itiraf; benim Portishead ile tanışmam çok yenidir. 2-3 sene var ya da yok. Sonrasında şu aşağıdaki şarkıyı dinleye dinleye beynimin döndüğü günler olmuştur. Hele ki aşağıdaki canlı kaydı nefis. Ne kadar da sade, bir o kadar güzel. Fazla söze ne hacet, Beth Gibbons söylemiş işte;

“I got nobody on my side
And surely that ain’t right”

 (siz üzerinize rahat bir şeyle alın, ben de içkimi tazeleyip geliyorum panpalar!)
16 – msg – “nightmare” : Michael Schenker Group; namı diğer msg! Eski bir grup ve eski bir şarkı! Lise yıllarında bir arkadaşım tanıştırmıştı beni (Fırat, büyüksün!)  Kasetini çektirmiş ve dinleye dinleye aşındırmıştım (kaset çektirilen yıllar, vay be! viva 90’lar!) “anytime”, “doctor doctor” bilimum şarkıları ezberlemişsem de; Nightmare’in yeri ayrıdır. Hem dil özürlüsü olan benim için bile kolay anlaşılır sözleri, hem gitar çalamayan birisi olarak benim bile gitarın tek teliyle atabildiğim giriş intro’suyla az havasını atmamış, ekmeğini yememişimdir bu şarkının. Helal et msg! (dipnot: üniversite yıllarımda taşınma esnasında kaybettim o kasedi, o zamandan beri taşınmayı hiç sevmem! Ay heyt göçebe kültür, ay lav “oturun lan işte kurtlu musunuz ekolü”)
15 – rhcp – “under the bridge” : Aslında bu onluk liste için fazla “büyük” ve “mainstream” bir grup kaldı Red Hot Chili Peppers, farkındayım. Ama şu şarkıyı bilip de hastası olmayan birini bulmak, ortalama bir Yılmaz Özdil yazısında demagojiden uzak zeka ürünü bir satır bulmak kadar zor! Antony Kiedis’in, grubun overdose’a kurban giden gitaristi Hillel Slovak’ın kaybının ardından, yaşadığı hayat, şehir, uyuşturucu, vs.’nin tribiyle kaleme döktüğü şarkıdır. Frusciante’nin girişteki gitar intro’su en taş kalpleri bile hüzünlendirir. Eylül’deki İstanbul konserinde bu intro girer girmez kalabalığın halini görmeliydiniz! Çakmaklar yandı, sevgililer daha bir sarıldı, boğazlar düğümlendi, “yaşlanıyoruz anasını satayım” düşüncesi kafalardan kafalara yol aldı! Tek eksik Frusciante’ydi belki ama olsun. Konser sonrası çektiğim tüm yol sıkıntısını tek şu şarkıyı canlı dinlemiş olmaya helali hoş ediyorum! güzeldi be!
14 – Eddie Vedder – “long nights” : Bir önceki listeyi bilenler gelmiş geçmiş en sevdiğim şarkının “black” olduğunu hatırlarlar. Pearl Jam sevgimizi yinelemeye hacet yok, dünya döndükçe şarkıları da döner umarım. Bununla birlikte Eddie Vedder solo olarak da sağlam işler çıkarır her zaman (bkz; ukulele songs!) 
yine Sean Penn’in çok güzel filmi “into the wild”ın müziklerini üstlenmişti. (yeri gelmişken Sean Penn ve Eddie Vedder’in isimlerinin buluştuğu filmler boş çıkmıyor zaten; “dead man walking”in müzikleri de Vedder’ındı) işte Vedder’in “into the wild” için yaptığı şarkılardan biri “long nights”. Şarkıyı dinlemeniz yetmez, bence tam olarak hissetmek için filmi de izlemek şart; uzun uzadıya anlatmaya kalksam sayfalar yetmez! Ben gaza getirmesi için aşağıda kuple bırakıyorum, izlemeyen kalmasın bak! Acun seyretmekten pelteye dönen beyninize de bi oksijen olmuş olur! (sözcü gazetesi tipi mesaj kaygısı!)
13 – Björk – “i’ve seen it all” : Lars Von Trier’in kült filmi “dancer in the dark”da Peter Stormare ile söyler bunu Björk. O yüzden albümdeki (Thom Yorke’un eşlik ettiği) versiyonu tabii ki daha güzel. (neticede Stormare çok sağlam bir oyuncu abimiz olsa da iş yorumculuğa gelince Thom Yorke ile kıyaslayamayız haliyle.) aşağıdaki videoda her ne kadar Thom Yorke’un ismi yer alsa da filmin içinden birebir sahne olduğu için söyleyen Stormare! (yanlışsın youtube!) ama siz Thom Yorke’lu versiyonunu da bulup dinleyin! Onun linkini ayrı kopyalayamayacağım şimdi, onu da bi zahmet siz bulun! Dilerseniz çayınızı koyup portakalınızı soyup ayağınıza da ben getireyim! Her şeyi hazır beklemeyin! Öyle bir dünya yok! (içkim bitti, ayar oldum!)
12 – Interpol – “untitled” : Aynı isimde hem “Cure” hem de “Smashing Pumpkins”in şarkıları olmasına rağmen ve ben bu her iki grubu da sevmeme rağmen “untitled” denilince benim aklıma gelen şey, Interpol’un şarkısıdır. Bir gün konserini izlemeyi en çok istediğim gruplardandır Interpol, çünkü açın izleyin internetten canlı kayıtlarını, sahnede inanılmaz güzel çalıyorlar. Şarkıları hem albüm kalitesinde çalıyorlar, diğer taraftan hem de ayrı bir boyuta taşıyorlar. Nasıl yani demeyin, izah etmeme Türkçem yetmez! Ben burada “olağanüstü güzel görselinden ötürü” bence bir sanat eseri olan orjinal videosunu paylaşıyorum ama canlı kayıtlarını izlemenizi de şiddetle tavsiye ederim! yeri gelmişken; şiddetin her türlüsüne karşıyım, ama buradan bakınca içinizde hak edenler varmış gibi gözüküyor! bilemedim! (iyice Huysuz Virjin’e bağladık, hayırlısı!)

11 – The Last Shadow Puppets – “my mistakes were made for you” : Al bir sanat eseri daha! Şimdi öncelikle dayak yemeden buraya kadar gelebildik çok şükür! İçkim bittiği için nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum bu şarkıyı! Çünkü kardeşim bu şarkı dönerken ayık kalamazsın, kalmamalısın yani! (kolonyayı sek ve buzlu olarak denedim şimdi, hiç bana göre değil!) Alex Turner’in müridiyiz zaten. Sheffield’lı 86 doğumlu tıfıl bi çocuğun henüz 20 yaşına gelmeden, arkadaşlarıyla kurduğu Arctic Monkeys ile önce İngiltere’yi sonra dünyayı sallaması potansiyeli hakkında fikir vermişti herkese. Üzerine Miles Kane ile kurduğu diğer grubu (yan projesi) “the last shadow puppets” ile ortalığı bir kez daha ateşe verdi piç kurusu! (sevdiğimden sataşıyorum olm!) “the age of understatement” hala gözü kapalı sayacağım en iyi albümlerin içindedir. Çıkış şarkısı “my mistakes were made for you”, Turner&Kane’in birlikte ne kadar tehlikeli bir ikiliye dönüştüklerinin resmidir. Güzel demek kesmez, damar diyerek de tam olarak betimlemiş sayılmayız. Eli yükseltip şunu söyleyeyim; bunu sevmeyen benimle arkadaş kalmasın ya! Cidden! (ayriyeten şu videonun güzelliğine bakar mısınız?)
Bruno Falconeri
NOT: Kaynak, http://brunofalconeri.blogspot.com .
Çaldım, böyle yazmaya devam etsin, yine çalarım yine çalarım!
 
 
Yorum yapın

Yazan: 01/02/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

best of damar 1

Bazı şarkılar vardır ki dinlerken nefes alışınız değişir, gözünüz dalar, canınız içmek ister, (benim gibi) normalde kullanmasanız da bir sigara yakasınız gelir. Neredeyse göğsünüze bir ayı oturmuş gibi hareketsiz, nefessiz kalırsınız. Bu damar şarkılar tabii ki kişiden kişiye değişir. Aşağıdaki liste tamamen şahsi bir damar top 10 derlemesi olup, bu şarkıların tümü hayatımın değişik dönemlerine fon müziği olmuştur. Bu listenin yerlisini de bir daha ki sefere yapalım. Ödül töreni mantığıyla, 10’dan geriye doğru gidersek;

10) Metallica – “mama said” : Metallica diskografisinde bir kırılma albümü olan “load” için bile ayrıksı bir şarkı bu. Tüm metallica şarkıları içinde hala farklı yerini korur. Hetfield’in “anne&oğul” temalı sözleri de, country’e yakın müziği de olağanüstü. “i need your arms to welcome me, but a cold stone’s all i see” sözü sağlam vurur!

9) Alice in chains – “would” : Solistleri Layne Staley ölmeden önce grunge’ın en önemli temsilcilerinden olan grubun, belki de en sevilen şarkısı. Hem orjinal albüm kaydı, hem de mtv için unplugged yorumladıkları versiyonu güzeldir. (Alice in Chains, Staley’in ölümü sonrasında da yollarına devam ediyor, hatta geçen yaz Sonisphere için İstanbul’da da çaldılar) Çok geç keşfettim alice in Chains’i ve bu şarkıyı, kolay kolay da bırakmam! R.I.P. layne!

8) Nick Cave & PJ Harvey – “Henry Lee” : Cave’in “Murder Ballads” albümünden çıkan bir başyapıt. Kendisine, o dönemler beraber olduğu Polly Jean Harvey de o melek sesiyle eşlik etmiş ve usul usul akıp giden bu güzel şarkı dökülmüş. Ayrıca Nick Cave’in Kylie Minogue ile düeti “where the wild roses grow” ile, PJ Harvey & Thom Yorke işbirliğinden doğan “this mess we’re in” de aslında bu listeyi zorlayan başyapıtlar.

7) Muse – “muscle museum” : Muse’un çok daha güzel şarkıları oldu. ama madem başlığımız “damar”, ilk albümleri “showbiz”den çıkan “muscle museum”, kitleleri muse ile tanıştırmanın yanı sıra Matt Bellamy’nin olağan üstü vokali ile de ilgi çekmişti. Daha tıfıl bir üniversite öğrencisiyken bu şarkıyı dinleye dinleye helak etmiştim kendimi. 2006’daki Rock’n Coke konserinde çalmadı alçaklar, muhteşem konserin tek yarası odur bende!

6) Placebo – “without you i am nothing” : Eskiden, “black market music” zamanlarında çok dinlediğim bir gruptu Placebo. Yıllar geçtikçe bendeki etkisini yitirdi. Ama bu şarkı bir acayiptir. Ayrıca şu listede, grubundan canlı canlı dinleyebildiğim tek şarkıdır. (bu da 2006 Rock’n Coke) Brian Molko’nun sesinin en acıtan hali.

5) Nirvana – “where did you sleep last night” : Biz faniler arasında “my girl” olarak da bilinen, bir çok kişi ve grubun yorumladığı ve en nihayetinde Nirvana’nın da mtv-unplugged konserinde cover’ladığı bir şarkı. Unplugged albümün “the man who sold the world” ile birlikte iki şukela cover’ından biri olan şarkının sonunda Kurt Cobain’in çatallı sesi ile gırtlağını yırtarcasına söylediği nakarat kısmı, insanın ciğerini keser. Benim kesti, oradan biliyorum.

4) Jeff Buckley – “hallelujah” : İşte Cobain ve Staley gibi çok erken firar eden biri daha; Jeff Buckley.. Başta yaratıcısı Leonard Cohen olmak üzere, pek çok kişinin yorumladığı “hallelujah”ı öyle bir söyler ki, sanırız Cohen bile hakkını teslim etmiştir. Özellikle canlı konser kayıtlarından da dinlemek lazım. Şarkının sonlarında vokal, yaralı bir sokak köpeğinin uluması gibi.. enfes..

3) Sia – “breathe me” : Birçokları gibi ben de bu şarkıyı “six feet under”ın finalinde duydum. O enfes dizinin finalinin unutulmaz olmasının bir sebebi de bu şarkıdır. Dinler dinlemez şarkıyı indirmiş ve çok uzun süre müptelası olmuştum. Uzun yıllar geçti, dizi de, şarkı da bende bıraktığı intibayı halen korur. O nedenle şarkının aşağıda sunduğum orjinal videosu ile yetinmemek, “six feet under”ın final dakikalarını da arada tekrar hatmetmek gerekir.

2) Radiohead – “let down” : “ok computer”i tüm zamanların en iyi albümü sayanların sayısı hiç de az değildir. Hemen hepsi başyapıt olan şarkılardan oluşan bu albümün, aslında arada kalmış, ilk dinleyişte pek sarmayan şarkısı “let down”, ilerleyen zamanlarda, temiz 2-3 yılıma fon müziği olmuştur. Bıraktığı etki insana “Thom Yorke, insan mısın sen allahsız?” dedirtir. Müslüm Gürses fanatikleri ingiltere’de doğmuş olsalardı ideal jilet şarkıları bu olurdu. Geceleyin, tek başınıza ve alkollü dinlemeyin, çarpar!

1) Pearl Jam – “black” : Buraya kadar geldik, ama ben bu şarkıyı nasıl anlatayım ki şimdi? Nasıl tarif edeyim? “ten” zaten evladiyelik albümdür, hele ki bu şarkı.. Sözler ayrı vurur, melodi ayrı deşer.. kasaturalarla girişseler daha az acıtırdı! Hayatımın şarkısı ve sanırım bu değişmeyecek. Eddie’nin nasıl muhteşem bir vokal olduğunun, Pearl Jam’in ne kadar büyük bir grup olduğunun kanıtı. Eğer tanrı olsaydım, sırf bu şarkıyı yaptıkları için cennetimi çoktan hak etmiş olurlardı!

1.bp.blogspot.com

 

 

 

 

 

 

 

Bruno Falconeri

NOT:

Kardeş blog http://brunofalconeri.blogspot.com’dan itina ile yürütülmüştür,
gerisi itinayla yürütülecektir…

 
Yorum yapın

Yazan: 28/01/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: