RSS

Etiket arşivi: sertab erener

Yara – Küçük İskender & Attila Özdemiroğlu & Sertab Erener

Yara

Kör noktalar vardır her aşkta
İnsan doğar ölmez o suçlaattila ozdemiroglu
Orada o küçük çoçukla kalan
Ağlar hayatın sonsuzluğuna

Kim tutar ki elini bir daha
İçini kanatan bir rüya olur bu yara
Bir masalın sonunda ölüme
Aşkını anlatan bir kadın olur bu defa

Hiç konuşmaz bazen gül susar
Yaprak titrer acıyla düş yanar
Orada o güzel uykuda hüzün
Büyür büyünün sonsuzluğuna

Söz: Küçük İskender
Müzik: Attila Özdemiroğlu

Reklamlar
 

Etiketler: , , ,

“Lahmacun yesek, iş bitmiş demektir zaten!”


Bence Ally Mcbeal’in en unutulmaz repliklerinden biriydi Robert Downey Jr’ın Lucy Liu’ya söylediği:lahmacun

– Beni artık sevmiyorsun.
(Yorgun, bir an önce uykuya dalma çabasıyla yastığa başını koyan Lucy’den sadece bi “Hım…” gelir.)
– İlişkimizin başında sevişme ihtimalimiz bile seni heyecanlandırırdı ve yatağa girerken bacaklarına jilet yapardın ama artık sabah duşunda yapıyorsun sadece!
 
İlişkiler eskir. Hani anne babanıza sorarsanız, aşk zamanla sevgiye dönüşmüştür. Hatta yol arkadaşlığı, kader birliğine. Bilmem ne kadar zaman sonra çiftler içinde eşine karşı ancak çocuğuna duyduğu hisleri besleyebilenler bile olduğuna şahit oldum. Hatunlar analık sevgileri ile erkeklerse babalık şefkati ile yaklaşmaya başlarlar eşlerine. İlk duygu, başına gelebilecek her kötü şeye karşı onu korumak, acılara karşı bedenini siper etmektir. Hatırlasanıza, Levent Yüksel ve Sertab Erener boşanırken “Artık kardeş gibi olduk” demişlerdi ve bunu bir şekilde anlayabilmiştik!
 
Özcan Deniz’in son filmi “Su ve Ateş” hakkında Ömür Gedik’in yazdıklarını okuyunca aklıma geldi. Aynen aktarıyorum:
Sarışın, batılı kız Yağmur’la (Yasemin Allen) esmer, Kürt kökenli, doğulu adam Kemal’in (Özcan Deniz) ilk buluşmaları. Yasemin’in arkadaşı, buluşmaya özenip bezenip gitmeye çalışan Yağmur’la dalga geçiyor, “Ne uğraşıyorsun ki bu kadar, ne de olsa lahmacun yiyeceksiniz!” Ama beklenenin aksine son derece şık bir lokantada şaraplar eşliğinde geçiyor akşam. Yağmur da kıkır kıkır gülerek arkadaşı ile geçen diyaloğu anlatıyor Kemal’e. Kemal işte o anda patlatıyor bombayı: “Daha lahmacun yiyecek seviyeye gelmedik. Lahmacun yesek, iş bitmiş demektir zaten.”
 
İyidir o samimiyet noktasında durduğunuz an. Artık elinize yakışan en güzel takının onun eli olduğuna emin olduğunuz an. Ama “Farkındalık” eşiğini aşmamak da önemli bir o kadar önemli. Zira Robert Downey Jr ve Lucy Liu’ya bağlamak da an meselesi sonuçta!
Diardi
 
Yorum yapın

Yazan: 14/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Yalnızlık Paylaşılmaz Senfonisi

Kimi zaman hiç bir şey yokken ortada bir anda dünya tepe taklak olmaya niyetlenir. Sonra etrafındakilerin sesi ve nefesi ile umut bulacağım derken bir kez daha tepe taklak olursun.

 Aklına ergenlikte yazdığın şiirin dizeleri gelir.

“Daha ana karnında anladın

Herkes tek gelir dedin

İstisnalar ya ikizlerdi

ya da mükemmeller”

sadri alışıkSonra içindeki sancı, yara artık o her ne ise vücudunda sanki onmak nedir bilmeyen bir yara gibi sızlar durur.Yine de bilirsin içten içe. Bir gün her şey yoluna girecek ve seninle kahkahaları paylaşanlar yine paylaşacaklar kahkahaları… Ne de olsa iyi günde… ve pek tabii iyi bir günde gülmektir esas olan….Biliyorum, insan yaz günü yalnızlık çekmez. Partilerde kaçamaklarda, kısa kollu günlerde ya da ramazanda yalnızlık çekmez. İnsan her daim yalnızdır da bir türlü yalnız olduğunu kabul etmek istemez. Sözüm kendime, başkasına zerre kadar ucu dokunuyorsa yalnızlığımda boğulayım!

Not: Gezi Parkı eylemleriyle yalnız olmadığını sanan, Çok yalnızım be atam diye bağıran siyasi gündeme gönderme niteliği taşımayan, sürrealist bireysel bir pazartesi iç konuşmasından başka bir tezahürü yoktur metnin; şu altında her şey çoktan söylenmiş gökkubedeki yankısında

Morrisse Eserese

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Lazım!

Aşktan yana derdim yok şükür ama onun dışındaki pek çok şey için…

Katlanmam için iyi bir neden,

Bol bol sabır,
Tez zamanda iyi yeni ihtimaller,
Yapabilecek cesaret,
Şans lazım…

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 20/05/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , ,

Ali Alışır: “Fotoğraf makinem fırçam, bilgisayarım tuvalim oldu”

Bütün ailesi opera sanatçısı olunca insanın, en çok karşılaştığı sorulardan biri “Sen neden tercih etmedin? Gazetecilik de nereden çıktı?” oluyor. Gerçi sadece müzik temelli değil köküm, babamdan gelen resim ve fotoğraf temelini de azımsamamak lazım ama gazetecilik dediğimde kimse bu detayı hatırlamıyor nedense ya da bilmiyor zaten böyle de bir geçmiş olduğunu ailemde. 

Son günlerde, seneler sonra da olsa flaşsız fotoğraf çeker oldum. Sanırım yaşlanıyorum ya da yavaşlıyorum. İş telaşının koşturmasını karelerde doğal renklerle güzelleştirmek zamanı yakalamaya çalışmaktan daha önemli gelir oldu. Tam da böyle bir zamana geldi Fotoğraf Buluşması…

Gitmeden önce de biliyordum zevk alacağım bir şeyler çıkacağını ama tahmin etmiyordum. Mehmet (Çeliksan) yavrum… bu buluşmanın düzenlenmesi lafı ortaya atıldığından bu yana Ali Alışır dedi durdu da ben ne dediğini anlamadım. Anlamalıymışım. Vaktini (nereden bulacaksam) bulup dersime önceden çalışacakmışım. Böyle boş boş gitmeyecekmişim adamın karşısına. Sonra böyle ağzım açık kalırmışım… Beter olayım ben. 

“Fotoğraf makinem fırçam, bilgisayarım tuvalim oldu”

Hani nasıl anlatayım şimdi sohbeti muhabbeti bilemiyorum ama siz benim gibi yapmayın, bir şekilde http://www.alialisir.com adresini ziyaret edin. Hatta vaktiniz varsa gidin sergisine, edinin çalışmalarından bir tane. “Fotoğraf makinem fırçam, bilgisayarım tuvalim oldu” diyen bu adamla tanışın. Kendi yüzünden yoksun insanların kendilerine ve birbirlerine yabancılaşmalarından ve her geçen gün birbirlerine daha çok benzemelerinden yola çıktığı Sanal Bedenler’ine, Survivor ve BBG evleri ile doğal olmaktan uzaklaşan hayatların mekanlarına yeni bir yorum getirdiği Sanal Mekanlar’ına ve seneler sonra bir Ankara sabahında ikinci Körfez Savaşı’nın ilk görüntüleri ile neden hüngür hüngür ağlamaya başladığımı anlatan Sanal Savaşlar sergisine bir şekilde ulaşın, portfolyosuna bir göz atın.

Hazırladığı sunumlarında fotoğraflarına eşlik etmesi için seçtiği müziklerin çarpıcılığı (Requiem for a dream gibi..) ile beni her ne kadar kökümden sarsmayı başarsa da, sohbeti sonun yanından ayrıldığımda nedense ben Sertab Erener’in Lal’ini söylüyordum. Sanırım fikrim bir şekilde masumiyete sığınmak istedi o kadar sanallığın ardından…

Bir de siz deneyin bakalım, size hangi şarkıyı söyletecek?

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 13/05/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Geçmiş Güzel Günler

Etrafımdaki herkes belli bir yaş aralığında dağılınca ortak dilden daha kolay ortak müziği bulmak. Kimi zaman serenatlar yaparken hatta içindeyken Sertab Erener’in çıkış şarkısı gibi hissederiz çoğunlukla. Neydi o hatırlar mısınız?

Sonra aradan zaman geçer bir süre sonra iki kişinin ilişkisi nihayete erince birbirlerine genelde yine benzer nidalarla yaklaşırdı etrafındakiler. Günümüzde bu şarkı türüne “Atarlı / Giderli” ya da “Demet Akalın” tarzı şarkılar deniyor. Bu şarkıların atası işte “ayar veren” ilk popüler kültür şarkımız!. Gerçi o da bir dönem klipten anlaşılacağı üzere askeri vesayet altındaymış. İleri demokrasiye geçince atardaki çeşitlilik arttı.

Sonrasında geçmişinize bakar ve sorgularsınız bir an. Gerçekten bütün bu çevreden gelip geçtikten sonra bu ana ya da bu davranışa mı dönüştürdü hayat beni diye. Nutkunuz tutulur. Kişisel normalleşme süreciniz proses hatası nedeniyle hasarlı gerçekleşmiştir. Her şey size “normal” görünür.

Bu hastalıklı bir durumdur. İster istemez ilk çıkışlarını lüks semtlerin evden bozma polikliniklerinde yapan Türk Psikiyatrlar Derneğinin üyelerinden birinin kapısını çalarsınız. Ağzınızdaki lakırdı artık itiraf karinesi taşır, masumiyetini yitirmiştir.

Doktor noktayı koyacaktır. Her durumda yapılacak en iyi ikinci şeyi yapıp sizi başından atacak ve kendisi de sürekli yakındığı sevgilisinin yanında alacaktır soluğu. Psikiyatr bile olsa gidecek bir evi kaçacak bir deliği ve hatta düzenlenmesi gereken bir hayatı vardır. Bütün gün “arabeskten olma, batıdan prematüre doğma bu şarkı tadında hikayelerden sonra kulaklarını temizlemek isteyecek ve pek tabi ki güne Wagner’den bir eser ile son verecektir. Ta ki ertesi gün aynı kakafoniye başka bir yerden bakmayı öğrenene kadar. Tabii “Wagner ile Magner ile bu iş olmaz, ömür boyu sürecek bir uğraş bulmak lazım. En  münasip yeri nerededir bu ömür boyu sürecek uğraşın? Bilen var mıdır acep?” cümlesi ile durumu kronikleşene kadar.

– Morrisse Eserese

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sertab Erener-Yanarım

kaynak: 3.bp.blogspot.com

Kızartma yemem, fast food ayda bir anca.
Zeytinyağı favorimdir, tereyağlı pilav aramam.
Kola içmem, çay aklıma gelmez, günde bir Türk kahvesi şifa olsa gerek.
Öğle yemeği üzerine ilki olmak üzere günde 3 sigara kimseye komaz…
Sefertası hareketinin öncüsüyüm!
Meyvemi yerim, çok az tuz kullanırım, tatlı sevmem.

“Ciğerim yanıyo doktor bey!” diye dayandım kapısına,
“Ciğerin değil miden o” dedi.
Hala nedenini anlayamadım..

– Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 22/11/2012 in Pop

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: