RSS

Etiket arşivi: Saadet Aksoy

Başarılı projelerde artık hep onun adı var: Mert Fırat

Çocukça mı desem sesinin bıraktığı kırılgan tada yoksa kararlılığından bir an bile şüphe duymayacağın tutku mu bilemiyorum çoğu zaman…mert firat 2

Onu ilk kez her yıl en az bir oyununu izlemeye çalıştığım Oyun Atölyesi’nin Testosteron adlı oyununda
izlemiştim. Gerçi o oyunda o kadar isimlerden oluşan bir kadro vardı ki, açıkçası adını çok da fark etmemiştim sanırım aralarında. Ama sonuçta tüm oyun ve oyunculuklara verdiğim puan 10’du. Mert Fırat benim için artık takip edebileceğim bir isimdi.

Ardından Olgun Şimşek’li, Nejat İşler’li, Engin Altan Düzyatan’lı Kapalıçarşı’da izledim. Sanıyorum ilk kez Kapalıçarşı’da fark ettim mahcup ama tutkulu bakabilen, içinin duygusunu en iyi gözlerine yansıtan ifadesini. Dizi yine raytinglere kurban, apar topar bitti, keyfimiz kursağımızda kaldı.

Başka Dilde Aşk’ı tabii ki vizyona girişinden çook sonra bi ev keyfinde izledik eşimle. Hani çok da bir mert firat 1beklentimizin olmadığı bir akşamda, “Bu neydi ya!?” dedirten muhteşem bir performans koymuştu ortaya. Otizm ve Down Sendromu üzerine yapılan pek çok projeye destek veren, cep telefonu operatöründe çalışan arkadaşlara sahip biri olarak yine yine yine baştan sona sarstı beni Başka Dilde Aşk… Hele o eylem sahnesini, hayatımızdaki “iletişim kazaları”nın bizi sürüklediği karadelikleri bir kez daha gördüm sarsılarak. Bu arada elbette son filmini çok beğendiğim Saadet Aksoy’un gerçeklikte sınır tanımayan performansını da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Çok iyi bir ekip olmuşlardı. 21. Ankara Film Festivali’nde en iyi kadın ve erkek oyuncu ödüllerin almalarına şaşmamak lazım…

Dedemin İnsanları konusundaysa, fazla söze gerek yok. Çocukluğunun büyük kısmı Seferihisar’da geçmiş, İzmir Karantina’da hali hazırda ikamet eden biri olarak izledikten sonraki duygularımı yine burada paylaşmıştım sizlerle. Merak edenler biraz gerilere uzanırsa filmin güzel müziğini dinleme şansı bulabilir…

Bu yıl kendime Oyun Atölyesi’nden Antonius ve Kleopatra’yı hediye ettim izleyeceğim yılın tiyatrosu olarak. Hani Haluk Bilginer ve Zerrin Tekindor’un performanslarına ayrı bir gün yazmak isterim ama “Sezar’ın hakkı Sezar’a” dedirten oyunculuğu ile sadece bir ekran yüzü değil, iyi bir sahne sanatçısı ve tiyatrocu olduğunu Mert Fırat yine, yeni, yeniden kanıtladı herkese. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü kaç mezun verdi böyle? Hepsini saygıyla anmak lazım.

Ve işte benim için büyük şans, yılın dizisi İntikam! Hani dizi delisi olduğumdan değil. Ancak dayanılmaz set koşulları, artık kötü senaryo ve oyunculukları yemeyen Türk seyircisi için daha iyi neler yapılabileceğine gerçekten kafa yoranların da olduğunu ispatladılar bize. (Nejat İşler’i severdim, bu dizide baktım baktım.. bi terslik var bu adamın yüzünde. Kendini iyi ve yakışıklı hissettiği, her durumda takındığı sabit, mahcup, çekingen ama böyle dudaklarını aşağı büze büze bi ifade var… “Anne ya” dedim, “Bu adamın sesinin tonlaması bi başkaydı, ipi güzeldi falan da..ne olmuş bu adama?”. “Kilo almış!” dedi. “Çapkın gülümseyince dudaklarının gidecek yeri kalmamış suratında!”. Annem benim ya, çözen kadın!) 

Her neyse… Tüm bunları inanmazsınız, Kelebeğin Rüyası’nı izlemeden yazıyorum. Hani bir de izlesem neler çıkar elimden, bilemiyorum. Benim şiir okumaya bile 60 yaşından sonra Can Yücel’le başlayan annem, “Git. Ama yanına mendil almayı unutma” dedi. Artık siz anlayın. Hani filmin güzelliğini ağlama ile doğru orantılı değerlendirenlerden olmamakla beraber düşünün ki O bile nasıl etkilenmiş!

Antakyalıyız ezelden!

Haaa! Lafı çok uzattığımın farkındayım ama bir de sözünü etmeden geçemeyeceğim bir şey daha var ki o da Mert Fırat’ın mutfak kültürü. Ne alaka demeyin lütfen. Mert Fırat’ın, Vedat Milor’un Tadı Damağımda sohbetlerine Hatay Sofrası ile katılan, baba tarafından Antakyalı ve yemek kültürü fena derecede gelişmiş biri olduğunu da hatırlatmak isterim. Merak edenler, kıymet verenler demek daha mı doğru olur acaba, bi you tube’lasın lütfen. Antakya’ya yaptığımız ekip Mide Fesadı Şenlikleri gezisini yazmış mıydım, hatırlamıyorum. Yazmadıysam hatırlatın, bir ara büyük bir keyifle onu da yazarım!

Sonuç olarak, başarılı projelerde artık hep onun adı var. Umarım daha da iyilerini izleme şansımız hep olur!

Diardi

 

 
Yorum yapın

Yazan: 08/04/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bence en güzel kelime “teşekkürler”

Ne yazık ki oldum olası geç izliyorum filmleri. Vizyonu takip edebilmek gibi bir alışkanlığa sahip olamadım gitti. Üniversitede öğrenciyken festivallerden falan yakalıyordum bir şekilde ama şimdi.. her neyse, çok uzattım.

Kısa zaman önce Sevdalinka’yı okudum ve bu akşam Bosna Savaşı ile ilgili ikinci darbeyi yedim. Allah aşkına bana “Ayşe Kulin mi okuyorsun?” diye ağzını burnunu eğip duran erkekler bi dursun ve hak edenin hakkını hak edene teslim etsin, Ayşe Kulin yine dönem belgeseli tadında harika bir romana imza atmış. Her neyse, asıl konumuz bu da değil. 

Bu aralar eşimle kültürmantarılığı turlarımıza hız verdik. Dün akşam İzmir Sanat’ın çok sesli korosunun konserine gittik (Valla koroyu annemin yönetiyor olması ile bir alakası yok), bu akşam da kendimizi iş çıkışı DESEM’e attık. Programı birlikte yaptığımız arkadaşlar bu akşamki son gösterimi kaçırmasın diye yazıyorum gecenin bi vakti.

Televizyonda haberleri çıktığı zaman ben anlamamışım Saadet Aksoy’un nasıl başarılı bir işe imza

attığını. Orijinal adı ile Twice Born, Türkçe adı ile Sen Dünyaya Gelmeden, inanılmaz bir film olmuş. Gerek savaşa getirdiği muhteşem, insanı bakış açısı, gerek oyunculukları ve müzikleri ile tam da Oscar töreninin ardından tüm sinema sektörü ve anlayışları yeniden sorgulattı bana. Ne Argo’da yeniden ısıtılan Amerika-İran tepişmesi, ne Umut Işığım’daki Jennifer Lawrence performansı.. Margaret Mazzanti’nin romanından uyarlanan filmde yeniden yeniden yeniden kafamıza teflon tavayla vurulan bir insanlık dramı, muhteşem oyunculuklar ve harika çekilmiş bir film var. Gönlümün Oscar’ını verdim gitti kendilerine! İzmir’de ikamet edenler yağmur çamur demesin, hatta yağmurlu havada yapılabilecek en güzel şeyi yapsın ve DESEM’in yolunu tutsun. Yok ben evden çıkamamcılar da bi zahmet yolunu bulsun ve bu güzel filmi izlesin. 

Farkındaysanız ne Penelope Cruz diyebildim size, ne Emile Hirsch, Mira Furlan. Hakikaten Saadet Aksoy harika bir iş çıkarmış. Basınımızda çıkan haberlere kanmayın, inanmayın, aldanmayın (seks ve çıplak içerik açısından söylüyorum) ve lütfen filmi izleyin. Bambaşka bir şey göreceksiniz….

 

 

Bosna Savaşı’nın cephesinden oyunculuğa

Lafı çok uzattığımın farkındayım ama beni çok şaşırtan ve mutlu eden bir şeyden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Daha önce Saraybosna ile ilgili olarak yazığım bir yazıda, tanıştığım Jovan Divjak’tan bahsetmiştim size. Film bana bir sürpriz yaptı ve bu güzel insanı yeniden çıkardı karşıma. Bosna Savaşı’nın kahramanlarından, aynı zamanda Eğitim Bosna’yı İnşaa Ediyor Derneği Başkanı bu güzel insanı hatırlamak için önce bir tıklayın, sonra siz de gülümseyin benim gibi. Bir insanın vatan sevgisinin neler yaptırabileceğinin kanıtı adeta kendisi… https://mikroorganizma.wordpress.com/?s=amel 

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 28/02/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: