RSS

Etiket arşivi: Oyun Atölyesi

“Kimseye eksik bir aşkı yaşatmaya hakkınız yoktur”

“En beğendiğiniz film hangisi?” sorusuna Closer yanıtını verir miydim bilmiyorum ama kesinlikle en etkilendiğim filmler arasında ilk 10’da yeri vardır. Hatta ne ilk 10’u, ilk 5’e sokarım. Konu Jude Law ya da Julia Roberts’ın oyunculuğu falan değil, repliklerin gerçekliği sanırım. Yani gerçek repliklerden de öte, sanırım insanın aklından geçeni belli bir kalıba sokmadan, allayıp pullamadan ya da yanlış anlaşılmasını engellemeye çalışmadan söylemesi. Hepimizin başına gelir ya, demek istediklerimiz, düşündükten sonra ağzımızdan çıkanlar ve asıl aklımızdan geçenler…

Bugün Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu Nehir’de bunu bir kez daha düşündüm. Çok kalıp bir cümledir ya Murathan’ın “Ben sende bütün aşklarımı temize çektim…” deyişi. Herkes aynı cümleyi kurmaya çalışır, ilişkisinin bir yerine iliştir(ebil)meye özenir falan filan da söyleyen de yalan söyler genelde ve bunun da fena derecede farkındadır. Eksik bir aşkı başkasına yaşatmanın verdiği kekremsilik bir tek bunu bilen tarafı rahatsız etse de ilişki pratiği olanlar genelde algılar hikayenin bir başı ve kendisi ile bitmeyecek bir sonu olduğunu. O yüzden “salağı oynamak” bazen ilişkiyi kurtarsa da, gerçek bir ilişki yaşamak isteyenler için tek yönlü bitiş bileti kangreni sona erdiren darbedir. Bütün bunları yaşarken kendin olabilmek, kendin kalabilmek, kendin olarak o ilişkinin içinde var olabilmek ve bir ilişki var edebilmek de başlı başına bir problemdir zaten. Yıllar önce biri, “Her erkeği mutlu edebilirim. Ne istediklerini keşfettikten sonra ilişkiyi sürdürmek ne kadar zor olabilir ki? Yeter ki canım istesin..” demişti. Şu an kendisinin hangi rolü oynadığını merak ediyorum….
 
Haluk Bilginer’in artık oyunculukta aşmışlığına Ayça Bingöl ve Canan Ergüder’in başarılı performanslarını nehirekleyince, bana “Closer’ın tiyatro versiyonu” dedirten bir oyun çıkmış ortaya. Adını şu an bilemediğim ama geçen yıllarda 7 Shakespeare’de izlediğim şeker hatunu ve Tolga Çebi’nin de müziklerini eklersek, kesinlikle izlenmesi gereken bir oyun derim.
 
Hayat enteresan bir döngü ve hepimiz iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, kendi tercihlerimizi yaşıyoruz. Şu an ne yaptığımızı durup bir gözden geçirmek için verilecek iyi bir mola Nehir…
 
Diardi
 
Yorum yapın

Yazan: 03/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Başarılı projelerde artık hep onun adı var: Mert Fırat

Çocukça mı desem sesinin bıraktığı kırılgan tada yoksa kararlılığından bir an bile şüphe duymayacağın tutku mu bilemiyorum çoğu zaman…mert firat 2

Onu ilk kez her yıl en az bir oyununu izlemeye çalıştığım Oyun Atölyesi’nin Testosteron adlı oyununda
izlemiştim. Gerçi o oyunda o kadar isimlerden oluşan bir kadro vardı ki, açıkçası adını çok da fark etmemiştim sanırım aralarında. Ama sonuçta tüm oyun ve oyunculuklara verdiğim puan 10’du. Mert Fırat benim için artık takip edebileceğim bir isimdi.

Ardından Olgun Şimşek’li, Nejat İşler’li, Engin Altan Düzyatan’lı Kapalıçarşı’da izledim. Sanıyorum ilk kez Kapalıçarşı’da fark ettim mahcup ama tutkulu bakabilen, içinin duygusunu en iyi gözlerine yansıtan ifadesini. Dizi yine raytinglere kurban, apar topar bitti, keyfimiz kursağımızda kaldı.

Başka Dilde Aşk’ı tabii ki vizyona girişinden çook sonra bi ev keyfinde izledik eşimle. Hani çok da bir mert firat 1beklentimizin olmadığı bir akşamda, “Bu neydi ya!?” dedirten muhteşem bir performans koymuştu ortaya. Otizm ve Down Sendromu üzerine yapılan pek çok projeye destek veren, cep telefonu operatöründe çalışan arkadaşlara sahip biri olarak yine yine yine baştan sona sarstı beni Başka Dilde Aşk… Hele o eylem sahnesini, hayatımızdaki “iletişim kazaları”nın bizi sürüklediği karadelikleri bir kez daha gördüm sarsılarak. Bu arada elbette son filmini çok beğendiğim Saadet Aksoy’un gerçeklikte sınır tanımayan performansını da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Çok iyi bir ekip olmuşlardı. 21. Ankara Film Festivali’nde en iyi kadın ve erkek oyuncu ödüllerin almalarına şaşmamak lazım…

Dedemin İnsanları konusundaysa, fazla söze gerek yok. Çocukluğunun büyük kısmı Seferihisar’da geçmiş, İzmir Karantina’da hali hazırda ikamet eden biri olarak izledikten sonraki duygularımı yine burada paylaşmıştım sizlerle. Merak edenler biraz gerilere uzanırsa filmin güzel müziğini dinleme şansı bulabilir…

Bu yıl kendime Oyun Atölyesi’nden Antonius ve Kleopatra’yı hediye ettim izleyeceğim yılın tiyatrosu olarak. Hani Haluk Bilginer ve Zerrin Tekindor’un performanslarına ayrı bir gün yazmak isterim ama “Sezar’ın hakkı Sezar’a” dedirten oyunculuğu ile sadece bir ekran yüzü değil, iyi bir sahne sanatçısı ve tiyatrocu olduğunu Mert Fırat yine, yeni, yeniden kanıtladı herkese. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü kaç mezun verdi böyle? Hepsini saygıyla anmak lazım.

Ve işte benim için büyük şans, yılın dizisi İntikam! Hani dizi delisi olduğumdan değil. Ancak dayanılmaz set koşulları, artık kötü senaryo ve oyunculukları yemeyen Türk seyircisi için daha iyi neler yapılabileceğine gerçekten kafa yoranların da olduğunu ispatladılar bize. (Nejat İşler’i severdim, bu dizide baktım baktım.. bi terslik var bu adamın yüzünde. Kendini iyi ve yakışıklı hissettiği, her durumda takındığı sabit, mahcup, çekingen ama böyle dudaklarını aşağı büze büze bi ifade var… “Anne ya” dedim, “Bu adamın sesinin tonlaması bi başkaydı, ipi güzeldi falan da..ne olmuş bu adama?”. “Kilo almış!” dedi. “Çapkın gülümseyince dudaklarının gidecek yeri kalmamış suratında!”. Annem benim ya, çözen kadın!) 

Her neyse… Tüm bunları inanmazsınız, Kelebeğin Rüyası’nı izlemeden yazıyorum. Hani bir de izlesem neler çıkar elimden, bilemiyorum. Benim şiir okumaya bile 60 yaşından sonra Can Yücel’le başlayan annem, “Git. Ama yanına mendil almayı unutma” dedi. Artık siz anlayın. Hani filmin güzelliğini ağlama ile doğru orantılı değerlendirenlerden olmamakla beraber düşünün ki O bile nasıl etkilenmiş!

Antakyalıyız ezelden!

Haaa! Lafı çok uzattığımın farkındayım ama bir de sözünü etmeden geçemeyeceğim bir şey daha var ki o da Mert Fırat’ın mutfak kültürü. Ne alaka demeyin lütfen. Mert Fırat’ın, Vedat Milor’un Tadı Damağımda sohbetlerine Hatay Sofrası ile katılan, baba tarafından Antakyalı ve yemek kültürü fena derecede gelişmiş biri olduğunu da hatırlatmak isterim. Merak edenler, kıymet verenler demek daha mı doğru olur acaba, bi you tube’lasın lütfen. Antakya’ya yaptığımız ekip Mide Fesadı Şenlikleri gezisini yazmış mıydım, hatırlamıyorum. Yazmadıysam hatırlatın, bir ara büyük bir keyifle onu da yazarım!

Sonuç olarak, başarılı projelerde artık hep onun adı var. Umarım daha da iyilerini izleme şansımız hep olur!

Diardi

 

 
Yorum yapın

Yazan: 08/04/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: