RSS

Etiket arşivi: Julia Roberts

Sevmek Bil Ki Doğmaktır Yeni Baştan

 

Hep şarkılara şiirler, şiirlere şarkılar yakıştıracak değiliz ya..Ekiple izleyip üstüne uzuun uzun konuştuğumuz filmler var..Nothing Hill de onlardan biri (Evet hala ergeniz:)

Hani o meşhur sahnesi filmin, esas kız esas oğlana dökülür kapının önünde.. İşte o kapının önündeki sahneye de Erkin Koray’ın o muhteşem şarkısı yakışırdı valla. Her dinlediğimde o meşhur sahne niye gelsin yoksa aklıma? Ama işte ne bilsin elin Hollywood’u bunu?  Ah bir bilseler ne kaçırdıklarını!

Silverland

nothing hill

William: The thing is, with you I’m in real danger. It seems like a perfect situation, apart from that foul temper of yours, but my relatively inexperienced heart would I fear not recover if I was, once again, cast aside as I would absolutely expect to be. There’s just too many pictures of you, too many films. You know, you’d go and I’d be… uh, well buggered basically. I live in Notting Hill, you live in Beverly Hills. Everyone in the world knows who you are, my mother has trouble remembering my name.
Anna: Fine. Fine. Good decision. The fame thing isn’t real you know? And don’t forget I’m… I’m also just a girl, standing in front of a boy, asking him to love her!!!

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

“Kimseye eksik bir aşkı yaşatmaya hakkınız yoktur”

“En beğendiğiniz film hangisi?” sorusuna Closer yanıtını verir miydim bilmiyorum ama kesinlikle en etkilendiğim filmler arasında ilk 10’da yeri vardır. Hatta ne ilk 10’u, ilk 5’e sokarım. Konu Jude Law ya da Julia Roberts’ın oyunculuğu falan değil, repliklerin gerçekliği sanırım. Yani gerçek repliklerden de öte, sanırım insanın aklından geçeni belli bir kalıba sokmadan, allayıp pullamadan ya da yanlış anlaşılmasını engellemeye çalışmadan söylemesi. Hepimizin başına gelir ya, demek istediklerimiz, düşündükten sonra ağzımızdan çıkanlar ve asıl aklımızdan geçenler…

Bugün Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu Nehir’de bunu bir kez daha düşündüm. Çok kalıp bir cümledir ya Murathan’ın “Ben sende bütün aşklarımı temize çektim…” deyişi. Herkes aynı cümleyi kurmaya çalışır, ilişkisinin bir yerine iliştir(ebil)meye özenir falan filan da söyleyen de yalan söyler genelde ve bunun da fena derecede farkındadır. Eksik bir aşkı başkasına yaşatmanın verdiği kekremsilik bir tek bunu bilen tarafı rahatsız etse de ilişki pratiği olanlar genelde algılar hikayenin bir başı ve kendisi ile bitmeyecek bir sonu olduğunu. O yüzden “salağı oynamak” bazen ilişkiyi kurtarsa da, gerçek bir ilişki yaşamak isteyenler için tek yönlü bitiş bileti kangreni sona erdiren darbedir. Bütün bunları yaşarken kendin olabilmek, kendin kalabilmek, kendin olarak o ilişkinin içinde var olabilmek ve bir ilişki var edebilmek de başlı başına bir problemdir zaten. Yıllar önce biri, “Her erkeği mutlu edebilirim. Ne istediklerini keşfettikten sonra ilişkiyi sürdürmek ne kadar zor olabilir ki? Yeter ki canım istesin..” demişti. Şu an kendisinin hangi rolü oynadığını merak ediyorum….
 
Haluk Bilginer’in artık oyunculukta aşmışlığına Ayça Bingöl ve Canan Ergüder’in başarılı performanslarını nehirekleyince, bana “Closer’ın tiyatro versiyonu” dedirten bir oyun çıkmış ortaya. Adını şu an bilemediğim ama geçen yıllarda 7 Shakespeare’de izlediğim şeker hatunu ve Tolga Çebi’nin de müziklerini eklersek, kesinlikle izlenmesi gereken bir oyun derim.
 
Hayat enteresan bir döngü ve hepimiz iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, kendi tercihlerimizi yaşıyoruz. Şu an ne yaptığımızı durup bir gözden geçirmek için verilecek iyi bir mola Nehir…
 
Diardi
 
Yorum yapın

Yazan: 03/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Günaydın Pamuk Prenses!

kaynak: wikipedia.org

Uyarlama dediğin şey ancak bu kadar iyi yapılabilir. Sabah sabah klibi gördüm, ne olduğuna bakmadan izlemeye başladım. İzlerken aklıma Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in mutlu son sahnesi geldi. Neymiş bu müzik derkeeeennn, 2012 yapımı film Mirror Mirror karşınızda!

Tarsem Singh’in yönettiği, Julia Roberts, Lily Collins, Armie Hammer, Nathan Lane’in oynadığı filmin vizyona girip girmediği ile ilgili hiçbir fikrim yok. (Bu da benim ayıbım olsun) ama pazartesi pazartesi daha haftaya uyanamamışken bana çok iyi geldi.

– Diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Eat pray love – The Long Road

Kitabını da filmini de uzun süre reddetmiştim..Aman işte bunlar popülist mevzular,modern zaman insanlarının boşluk duygularını sömürüyorlar bla bla..

Hatta kitap birkaç yıl önce, önüme doğüm günü hediyesi olarak düştü de o derece kabalık edip suratına bakmadım “Best seller okumam ben” diye hava da yaptım..Filmi seyredip beğenen bir arkadaşım CD sini getirdi, ayıp olmasın diye aldım eve koydum. Seyredeyim diye bile düşünmedim bir kez..

Sonra günlerden bir gün..Tv paketinde bir sorun çıktı ve aynı gece evde birkaç lambayı aynı anda patlatmayı başardım..Üstüne üstlük uyku da bir türlü tutmadı..

Yapacak birşey kalmadı, bir film seyredelim de bugün güzel bitsin bari kararıyla, filmleri karıştırmaya başladım.  Seyredilmedik tek bir film bile kalmamış..O’nun dışında yani..Halbuki ne çok severim Julia Roberts’ı da, Javier Bardem’i de.. Allahım teknoloji yoksunluğunun beni düşürdüğü duruma bak bu filmi izliycez artık napalım …

“Günlerini nasıl geçireceğini bilmeyen” Elizabeth Gilbert’ın hikayesini anlatan Ye/Dua Et/Sev (Eat/Pray/Love) filmininden bahsediyorum. Hani o “modern dünyanın kadınlar üzerine kurduğu baskıyı hafifletmek için haplaştırılmış Amerikan filmleri” kategorisine koyduğum film/kitap..

İyi ki seyretmişim.. Üstümüze her geçen gün ne anlamsız yükler biniyor hatta kendi korkularımızdan düşmanlar yaratıyoruz kendimize..O amaaan dediğim filmin konusu bu işte..Şu koca dünyada nasıl yaşayacağını bilmeyen insan hali..

Halbuki bütün dünya , kadın erkek farketmeksizin bunun peşinde değil mi..Bu dünyada nasıl vakit geçecek? Oku, iş bul, evlen, ev al, yazlık al, çocuk yap..Hatta her yıl mutlaka çok yıldızlı otelde mümkünse yurt dışında tatil yap, iphone ile bol bol fotoğraf çek onları olay yerinden instagram a yükle hatta dönünce de facebook a albüm yap..Arkadaşlarını da tembihle like etsinler..İyi mi…

Bize öğretilen hayat yaşama/vakit geçirme yöntemi bu değil mi? Bunlardan herhangi bir tanesi eksik olduğunda, eksikliğini kişisel olarak hissetmesek bile birileri sanki ev ödevimizi eksik yapmışız gibi davranmıyor mu? Ah yazııık hiç yurt dışına çıkmadın mı? Ulen salak, sen Türkiye’de kaç şehir gördün ki yurt dışının nanesini yiyosun? Ah canım yaa sen de işte bi türlü dikiş tutturamadın ha iş mi beğenmiyosun yoksa? Ulen gerizekalı iş mi var gözünü sevdiğimin ülkesinde sanki kapıma gel çalış diyolar da ben gitmiyorum..

Ah yaa, sen de bi türlü evlenemedin be kızım ? Adam gibi adamlar geldi kapımıza dizildi de,  ben çok bayılıyorum senin gibi salakları dinlemeye , sırf sana söz yaratmak için evlenmedim..

Aman ya sen de bir türlü şu teknolojiye ayak uyduramadın alalım sana bi iphone (ki bu diyaloğun, açalım sana da artık bi facebook hesabı versiyonu da vardı, duydu bu kulaklar)// Bedava dağıtıyolar di mi telefonu da hattını da? Her neyse uzayıp gider bu liste…

Siz isteyin ya da istemeyin..Sürekli, bir tick atmalısınız listeye.

Peki, üstünüzdeki rolleri çıkarsalar alsalar üstünüzden , nasıl birisi olursunuz? İşinizi mesela..O sandalyeyi çekip alsalar altınızdan..Ha hiç yaşamadık mı sanki işsizliği de gördük diyebilirsiniz..Süreli bir işsizliği değil, hani bir iş yapan/çalışan olma rolünü kastediyorum..Evde kendi kendine vakit geçiren bir Ali ya da Veli olabilir misiniz?

Eşiniz /sevgiliniz mesela? Uzuuun yıllardan sonra hiç olmamış gibi olsa? Bunu “tek başınıza” kaldırabilir misiniz? Bir koca mortgage kredisini tek başına ödemek zorunda kalsanız mesela? Mesela son okuduğunuz okulun diploması geçerlilğini yitirse aniden?

Bunlarsız,onlarsız şunlarsız..Hatta “akıllı telefonsuz” olmayan, olmazsa olmazlarımızla dolmuş hayatlarımızda..

Kim istemez şööyle bir içsel yolculuğa çıkmayı..Astral değil ama. Gerçeğinden şöyle..  Meditasyon olsun uzun yürüyüşler olsun dalış olsun (kendi içine dalış) kim istemez? Hem Hindistan uzaktan insanı çağırmaz mı?

Ahh seçe seçe şunları bunları seçtiğimin dünyasında..Bir gökyüzü, bir uzun düzlük, bir bisiklet, bir biz kalsak..Kendimizi sevmeye sevilmeye bırakabilsek, yalın, en düz halimizle..Affedebilsek kendimizi ve herkesi, dua etsek birbirimiz için..Oyunsuz gülsek..Şükretsek bol bol..Üstüne de güzel yemekler yiyip güzel şaraplar içsek..

Bu kadar basit aslında herşey..”Herşeyimizsiz” de herşeyiz aslında..

Sabah gurusu gibi oldum yine 🙂  Uyandığım şu güzel sabahın niyetine, uzun yolumuzu anlatan filmin güzel şarkısı da sizlerin nacizane beğenisine sunulur efenim…

@silverland

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Damien Rice – The Blower’s Daughter (Closer Soundtrack)

(Closer Opening Scene)

Bugünün Cuma olması mı beni güzel uyandırdı, huzurlu uyku mu bilmem ama bi gülümseyerek kalktım bu sabah yataktan. Sabahın ilk şarkılarında Bülent Ortaçgil dinlerken çalma listem Closer’ın film müziklerine, ordan da unutulmaz açılış sahnesi ve müziği Damien Rice- The Blower’s Daughter’a.

Herkesin kişisel kült filmleri vardı ya. Benimkilerden biri de Closer. Senaryosu, müzikleri ve oyunculuklarını falan geç, replikleri ile giden bir film. Ha tabii ne Natalie Portman’a, ne Julia Roberts’a, ne Clive Owen ya da dünyada olup olabilecek en dayanılmaz ve sıcak ve … İngiliz Jude Law’a diyecek söz yok. Bu kadar iyi ismin bir araya geldiği, denge ve uyumun bu kadar başarıyla yakalanabildiği bir yapım olur mu, bilemiyorum ama izleyenler izlemeyenlere mutlaka izletsin lütfen. Hatta bu akşam için planı olmayanlara şimdiden iyi bir fikir bence. Yalnız rica ederim, orjinal ya da orjinalinden alt yazılı izleyin zira filmin tüm esprisini oluşturan replikleri kötü çeviriler ile heder olabiliyor.

Filmi izleyenler içinse…
Belki bir sabah sersemliğinde çarpılma hissi, belki biraz buruk ama anlamlı bir tebessüme neden olacak bu müzik ve görüntüler sadece…
“Hello stranger..”

Bu arada, şarkının tamamı ve Damien Rice’ın klibi için lütfen aşağıdaki linki izlemeyi de unutmayın.

— diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Susam Sokağı’nda ünlüler geçidi

Amerikan televizyon endüstrisinin dünyaya armağınıdır Sesame Street… 120’den fazla ülkede, pek çok dilde, binlerce bölüm olarak yayınlanan program, ülkemizde de 80’li yılların sonu ve 90’lı yılların başında Susam Sokağı ismiyle gösterildi. Muppet karakterler, Bert and Ernie’yi Edi ile Büdü, Big Bird’ü Minik Kuş, Oscar the Grouch’ı Kırpık, Kermit’i Kurbağacık, Cookie Monster’ı Kurabiye Canavarı, Grover’i Açık Göz olarak öğrendiysek de, Tahsin Amca, Zehra Teyze gibi gerçek karakterler de tanıdık Susam Sokağı ve TRT sayesinde…

Eğitici, öğretici ve eğlendirici öğeleriyle sadece çocuklar değil, ailelerin de severek takip ettiği programın Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Susam Sokağı’nın “Çocuklar Üzerindeki Etkisi” diye bir tez çalışması bile yapıldığını okumuştum.

Susam Sokağı’nın tüm dünyada çocuklar tarafından bilinirliğini arttırmak ve tanıtımına katkıdan bulunmak amacıyla, pek çok ünlü aktör, müzisyen gibi sanatçılar, muppet karakterlerle birlikte, ekrana çıkarak, çocuklara eğitimi mesajlar verdi. Stevie Wonder, Naomi Watts, Robin Williams, Katy Perry, Ben Stiller, Julia Roberts, Marisa Tomei, Norah Jones, Natalie Portman, Johnny Cash, Ray Charles, Mel Gibson, Robert De Niro, Andrea Bocelli, Paul Simon, Diana Krall, Elvis Costello, Mila Kunis, Craig Ferguson gibi pek çok sanatçının katıldığı programlar, tüm dünyada binlerce kişi tarafından ilgiyle izlendi.

Türkiye’de yayınlanmayan bu programların bazılarından kesitler..

Norah Jones Sings Don’t Know Y ( don’t know why )

Johnny Cash Sings Nasty Dan

Andrea Bocelli’s Lullabye To Elmo

— Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: