RSS

Etiket arşivi: Jude Law

Pazartesi sendromu, Denizli şarabıyla romantik komedi tadında

Dün gece klasik bir pazar gecesi yapalım dedik ve yine önce balkon sefası sonra da film keyfi diye Emin’in yolunu tuttuk. Balkon sefası tamam, yemekler eyvallah da film konusunda kapris kapris üstüne. “Pazar akşamı acıklı film olmaz, sonu iyi bitsin. Aksiyon istemem, zaten yarın pazartesi sendromunda aksiyonun Allahını yaşayacağız. Komikli olsun, romantikli olsun, o olsun, bu olsun…” diye adamın başını yedikten sonra, aperatif olarak Haybeden Gerçeküstü Aşk’ı aldık ve bi güzel gevşedik. Ardından yemekler hazır olunca sıra esas filme geldi ve tongaya basmak istemeyen her loser’ın eski sevgiliye bir süreliğine geri dönüşü gibi “Nothing Hill” dedik. Oyunculara bakarsan hem kızlar mutlu hem erkekler. (Ay kızlı erkekli oturmuşuz da farketmemişiz bile bak!) Konu desen, herkese hitap! Filmin de amma müzikleri varmış, her biri ayrı bir harika. “Yarın mutlaka birşeyler yazalım Mikro’ya” dedik Silverland’le ama o kadar Denizli ev şarabından sonra topla kafayı toplayabilirsen..

Silverland:
“Film isimlerini Türkçeye çevirme efsanelerinden “Aşk Engel Tanımaz” yani aslen “Nothing Hill” filmini bilmem kaçıncı seyredişimiz… Julia Roberts’ın aslında tek tek bakıldığında güzel bir kadın olmadığı ama bütününde etkileyici, küçük kız çocuğu ürkekliğinin çok şirin olduğu, Hugh Grant’ın bir çok İngiliz’e gore (Jude Law varken tanımayız tabiJ) hele de 2000’lerin başında gayet giderinin olduğu konularında her zamanki tartışmalar, fikir karşılıkları falan filan.. Ama bir sahne var ki.. Herkes orada hem fikir… Birisi zamansız gittiğinde ki onun aslında hiç zamanı olmaz… Mevsimler geçer.. Sadece “üstünden mevsimler geçer” demekle kalmayacak kadar geçer üstünüzden mevsimler.. Yağmur, çamur, rüzgar, güneş.. Dünya kendi zamanıyla döner gider.. Siz aynı mavi gömlekle, aynı hissiyatın içinde aynı ruh halini döndürmüşsünüzdür uzun bir süre.. Konuşulacak anlatılacak hiçbir yanı kalmamıştır artık, arkadaş toplantılarında bu konular foruma dönüşür.. Herkes kendi zamanını yaşar, kendi mevsimini ta ki güneş gerçekten doğana kadar…” demiş..

“the fame thing isn’t really real you know.. don’t forget, i’m also just a girl, standing in front of a boy, asking him to love her”

Benimse aklımda en çok, o terk edilip edilip yine de vazgeçemeyen adam kalmış o muhteşem mutlu sona rağmen. Çok alakasız bulacaksınız ama Çocuklar Duymasın dizisinin yıllar önce denk geldiğim bi bölümünde Haluk tarafından terk edilen Meltem’e, Haluk’un eve gelmediği akşamlarda ne hissettiğini sordu terapisti ve Meltem şu cevabı verdi: “O yokken ben en çok üşüdüm.”

Ain’t no sunshine when she’s gone…

Silverland – Diardi

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 11/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

“Kimseye eksik bir aşkı yaşatmaya hakkınız yoktur”

“En beğendiğiniz film hangisi?” sorusuna Closer yanıtını verir miydim bilmiyorum ama kesinlikle en etkilendiğim filmler arasında ilk 10’da yeri vardır. Hatta ne ilk 10’u, ilk 5’e sokarım. Konu Jude Law ya da Julia Roberts’ın oyunculuğu falan değil, repliklerin gerçekliği sanırım. Yani gerçek repliklerden de öte, sanırım insanın aklından geçeni belli bir kalıba sokmadan, allayıp pullamadan ya da yanlış anlaşılmasını engellemeye çalışmadan söylemesi. Hepimizin başına gelir ya, demek istediklerimiz, düşündükten sonra ağzımızdan çıkanlar ve asıl aklımızdan geçenler…

Bugün Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu Nehir’de bunu bir kez daha düşündüm. Çok kalıp bir cümledir ya Murathan’ın “Ben sende bütün aşklarımı temize çektim…” deyişi. Herkes aynı cümleyi kurmaya çalışır, ilişkisinin bir yerine iliştir(ebil)meye özenir falan filan da söyleyen de yalan söyler genelde ve bunun da fena derecede farkındadır. Eksik bir aşkı başkasına yaşatmanın verdiği kekremsilik bir tek bunu bilen tarafı rahatsız etse de ilişki pratiği olanlar genelde algılar hikayenin bir başı ve kendisi ile bitmeyecek bir sonu olduğunu. O yüzden “salağı oynamak” bazen ilişkiyi kurtarsa da, gerçek bir ilişki yaşamak isteyenler için tek yönlü bitiş bileti kangreni sona erdiren darbedir. Bütün bunları yaşarken kendin olabilmek, kendin kalabilmek, kendin olarak o ilişkinin içinde var olabilmek ve bir ilişki var edebilmek de başlı başına bir problemdir zaten. Yıllar önce biri, “Her erkeği mutlu edebilirim. Ne istediklerini keşfettikten sonra ilişkiyi sürdürmek ne kadar zor olabilir ki? Yeter ki canım istesin..” demişti. Şu an kendisinin hangi rolü oynadığını merak ediyorum….
 
Haluk Bilginer’in artık oyunculukta aşmışlığına Ayça Bingöl ve Canan Ergüder’in başarılı performanslarını nehirekleyince, bana “Closer’ın tiyatro versiyonu” dedirten bir oyun çıkmış ortaya. Adını şu an bilemediğim ama geçen yıllarda 7 Shakespeare’de izlediğim şeker hatunu ve Tolga Çebi’nin de müziklerini eklersek, kesinlikle izlenmesi gereken bir oyun derim.
 
Hayat enteresan bir döngü ve hepimiz iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin, kendi tercihlerimizi yaşıyoruz. Şu an ne yaptığımızı durup bir gözden geçirmek için verilecek iyi bir mola Nehir…
 
Diardi
 
Yorum yapın

Yazan: 03/11/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Tin Hat Trio & Tom Waits – Helium reprise – 360 movie soundtrack

Refleks olarak Jude Law filmlerine bir yatkınlığım olduğu doğru. Özellikle kendisinin son dönem üst üste iyi filmlerini seyredince ister istemez bu refleksim kuvvetleniyor. (Bakınız: Closer, Sherlock Holmes, Yetenekli Bay Ripley..) Hali ile 360’ı duyunca ve tabii oyuncu kadrosunu, bir kez daha güzel bir film izleyeceğiz diye sevindim. Fernando Meirelles yönetmenliğinde bir araya gelen Rachel Weisz, Anthony Hopkins, Jude Law, Ben Foster, Moritz Bleibtreu bir patchwork’ü andıran filmde başarılı oyunculuklarını ortaya koymakla birlikte ne yazık ki çok da etkilemeyen bir film çıkarmışlar ortaya. Çok film seyretmiş olmak konusunda asla iddiam bulunmamakla birlikte, son dönemde salgın haline gelen İnaritu filmlerinin bir benzerini izlemiş olduk. Paramparça Aşklar ve Köpekler, Babil ya da 2005 yılında Oscar heykelciğini kaldıran Paul Haggis filmi Çarpışma’yı (Crash) izleyenler beni hemen anlayacaktır.

Ancak filmin haksızlık edilemeyecek bir güzel tarafı vardı ki, o da müzikleriydi. Bildiğim ve daha önce Mikroorganizma’da paylaşma fırsatını bulduğum müziklere ek olarak (Mikroorganizma’da arayınız: Melody Gardot) halen dinlediğiniz güzel müzikler de buraya eklenmeye hak kazandı 360 ile…

— diardi

 
1 Yorum

Yazan: 11/10/2012 in Folk, Jazz, Muzik, Rock

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Damien Rice – The Blower’s Daughter (Closer Soundtrack)

(Closer Opening Scene)

Bugünün Cuma olması mı beni güzel uyandırdı, huzurlu uyku mu bilmem ama bi gülümseyerek kalktım bu sabah yataktan. Sabahın ilk şarkılarında Bülent Ortaçgil dinlerken çalma listem Closer’ın film müziklerine, ordan da unutulmaz açılış sahnesi ve müziği Damien Rice- The Blower’s Daughter’a.

Herkesin kişisel kült filmleri vardı ya. Benimkilerden biri de Closer. Senaryosu, müzikleri ve oyunculuklarını falan geç, replikleri ile giden bir film. Ha tabii ne Natalie Portman’a, ne Julia Roberts’a, ne Clive Owen ya da dünyada olup olabilecek en dayanılmaz ve sıcak ve … İngiliz Jude Law’a diyecek söz yok. Bu kadar iyi ismin bir araya geldiği, denge ve uyumun bu kadar başarıyla yakalanabildiği bir yapım olur mu, bilemiyorum ama izleyenler izlemeyenlere mutlaka izletsin lütfen. Hatta bu akşam için planı olmayanlara şimdiden iyi bir fikir bence. Yalnız rica ederim, orjinal ya da orjinalinden alt yazılı izleyin zira filmin tüm esprisini oluşturan replikleri kötü çeviriler ile heder olabiliyor.

Filmi izleyenler içinse…
Belki bir sabah sersemliğinde çarpılma hissi, belki biraz buruk ama anlamlı bir tebessüme neden olacak bu müzik ve görüntüler sadece…
“Hello stranger..”

Bu arada, şarkının tamamı ve Damien Rice’ın klibi için lütfen aşağıdaki linki izlemeyi de unutmayın.

— diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: