RSS

Etiket arşivi: Frank Sinatra

“İçinden” söyleyenlere gelsin…

Bryant Park

Bryant Park

Sağolsun New York’un beni şefkatle karşılayıp meşhur kış soğuğunu göstermeyişinden faydalanıp, sokaklardır, parklardır, bahçelerdir bol bol dolaştığım günler..Buralarda parklar bahçeler, insanların eğlenme fırsatını kaçırmadan etkinliklere katılabildiği, bir arada güzel güzel vakit geçirebildiği yerler tabi. Ağaçları keselim de bir beton dikelim insanlar toplanmasın, biraraya gelip iki söyleşmesin gibi mantık henüz yok burada. Zaten eni boyu belli bir şehir ama yukarı doğru büyüyor gökdelenler sebebiyle. Şehir halkı topluca klostrofobik olmasın diye, o parklara ihtiyaçları var. O yüzden çok da iyi bakıyorlar, babalarının hayrına değil yani, bakmak zorundalar haliyle.. Hatta bir çoğumuzun ismine aşina olduğu Gramercy Park (işte bunlar hep Amerikan filmi), belli bir mahallenin halkına ait ve anahtarı yalnızca o parka bakan tarihi apartmanların sakinlerinde bulunan “günümüzdeki tek özel park” ünvanın taşıyor ve ona göre korunuyor:)))

Konuya dönüyorum; Yılın özel zamanlarında, büyük şehirler insanı biraz zorluyor, birşeyler dayatıyor. Dinlediğiniz müziğe kadar hem de.. (Demet Akalın yeni albüm çıkarınca İstiklal Caddesi’ndeki tüm mağazalardan aynı şarkının yükseldiğini hatırlayınız). Özellikle son bir buçuk aydır, “Jingle bells” ve “Christmas tree” şarkılarının parklarda, mağazalarda hatta marketlerde bile aşırı dozuna maruz kalmışım..Gezerken müzik dinleme keyfim zaten kalmamış kalabalıktan, gürültüden.. Bu tantana bitti, havalar hazır şahane gidiyorken şöyle kendimi yine parka bahçeye atayım, bakalım yine eğlenecek neler bulmuş bu insanlar derken… Fon müziği kulağıma bir yerlerden çalındı. Gerçekten nereden hatırlıyorum şarkıyı bilmiyorum. Ama sesi ve nakaratı bildiğin hatırlıyorum! Kimbilir hangi filmin karesinden…”Once In A Lifetime”…Vaktinde Frank Sinatra’ya kafa tutan ama yarıştan erken çıkan Bobby Darin söylüyor.

Alakasız şarkıları birbirine benzetme oyunu oynamayı çok seven zihnim sebebiyle, hemen bu kareden çıkıp, bizim oralarda bir başka karenin içine gittim. Bizden bir önceki kuşağın, hatta bizim kuşağın kadınlarının “idolü” Erol Evginli günlere…Şimdi şöyle hafızanızdan geçiyor değil mi birkaç şarkı? Geçsin geçsin iyi gelir. O şarkılar ki, her mevsime, her moda gitmez mi? Sözleri, melodileri derindir ama depresyona sokmaz, insanın diline dolanır ama acılı zamanları hatırlatmaz. Kendi içinde bir dünyadır aslında.. Parktaki şarkı, Erol Evgin’in bir şarkısını hatırlattı. Bütün gün bir onu bir ötekini sokaklarda içimden söyleye söyleye dolaştım..İçimden ama, kimseyi rahatsız etmeden, çaktırmadan..İnsanın içinde bir şarkısının olması iyidir..Kış günü bana iyi geldi..

Belki size de gelir, zamanınız varsa dinleyiverin diyecektim işte, bu kadar lafı sırf bunu söylemek için yazdığıma inanamıyorum:)) Emin’in balkonda konuşuyomuşuz gibi geldi birden:))

@silverland

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

My Way’i söyleyebilmek için önce yaşaması gerekiyordu: Cloclo

cloclo

Fotoğraftaki merdivenleri hatırlayan var mı? Hani Robbie Williams, My Way söylerken Royal Albert Hall’da herkes ayakta alkışlıyordu… Oysa o şarkının da inanılmaz bir hikayesi vardı sözlerinin gözleri yaşarttığı kadar…

My Way

And now, the end is here
And so I face the final curtain
My friend, I’ll say it clear
I’ll state my case, of which I’m certain
I’ve lived a life that’s full
I traveled each and ev’ry highway
And more, much more than this, I did it my way

Regrets, I’ve had a few
But then again, too few to mention
I did what I had to do and saw it through without exemption
I planned each charted course, each careful step along the byway
And more, much more than this, I did it my way

Yes, there were times, I’m sure you knew
When I bit off more than I could chew
But through it all, when there was doubt
I ate it up and spit it out
I faced it all and I stood tall and did it my way

I’ve loved, I’ve laughed and cried
I’ve had my fill, my share of losing
And now, as tears subside, I find it all so amusing
To think I did all that
And may I say, not in a shy way,
“Oh, no, oh, no, not me, I did it my way”

For what is a man, what has he got?
If not himself, then he has naught
To say the things he truly feels and not the words of one who kneels
The record shows I took the blows and did it my way!

Yes, it was my way

Fransız televizyonuna çıkardığı zenci dansçılar ile herkesi şoke etti… Hayranı olduğu Frank Sinatra, Paul Anka’nın sözleri ile My Way’i söyleyip plağını kendisine yolladığında dünyalar onun oldu. Royal Albert Hall’de şarkı söyleyebilmek onun hayallerinin gerçek oluşuydu… “Aile” imajı çizerek hayran kitlesini yitirmemek için ikinci oğlunu herkesten sakladı… Gündemden düşmemek, herkesi yeniden kendine hayran etmek için akla hayale gelmeyecek şeyler yaptı. Mükemmeliyetçiydi, kaprisliydi, kendine hayrandı ve herkes hayran olsun istiyordu. My Way’i söyleyebilmek için altını doldurması gerektiğine inanıyordu ve tam da söylediği gibi bir hayat yaşadı!

Pazar akşamı Cloclo adı ile bilinen Claude François’in hayatın izledim de. Hani 5 sene önce bizim “Begüüüm begüm huuuuu” diye geyiğini yaptığımız Madcon’un Beggin’i Reste’den, Frank Sinatra ile özdeşleşen My Way Comme d’habitude’e, Joan Baez’den dinlemeye alıştığımız Donna Donna’ya ne çok parça adamınmış. Bu arada, Jérémie Renier diye bir adam var. Şu saatten sonra hani ağzı ile kuş tutup başka rollere girse de ben kendisini hep Cloclo olarak hatırlayacağım.

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 06/05/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Elvis Presley – Are You Lonesome Tonight

Elvis Presley – Are You Lonesome Tonight

Elvis ya da Frank Sinatra’nın filmlerini televizyonda izleyen bir kuşağın üyesiyim ben. Kaç kişi hatırlıyordur bilmem ama akşam haberleri biter, “TRT mantığı ile” bir “magazin programı” vardır arkasından. Ki bu magazin programı hiiç şu an televizyonlarda örneğini gördüğünüz gibi değildir. Nerde kültür-sanat aktivitesi, nerde güzel bişiler, onlardan haberdar olursunuz… Sonra film kuşağı başlar ve kaçınılmaz an: Uyku saati ile çakışır. Ve hayatında yemek yemek için elini masaya kaldırmayan Diardi birden bire meyve (Amasya elması) yemeye başlar. Bir Amasya elması, iki Amasya elması, üç… Başta “Aman en azından meyve yiyo, bırakın maşallah”lar sekizinciden sonra “Çocuğum karnın ağrıyacak”lara döner. “Ama anne daha elmamı bitirmediiiiiiim”ler, saksı altına çaktırmadan gömülen sapları kovalar… Ben Elvis filmlerini çocukken seyrettim işte.

Bir de, karavanlar çıkılan 3 aylık tatillerde babamın değişmeyen kasedi döner dururdu teypte. Yakın zamanda kasedin ne olacağını bilmeyenlerle birlikte olacağımızı bilmek de bir garip ya. Elvis, Dalida, Gipsy Kings… döner dururdu yol boyu. Hepsini hala ezbere bildiğim şarkılar. Hala çok sevdiğim ve sanırım asla bunlar kadar güzeli bir daha yapılamayacak şarkılar. Şimdi eminim Elvis söylüyor bir elinde gitar, babam hayran hayran gülümseyerek dinliyor. Bense sadece özlemle yetiniyorum…

Are you lonesome tonight…

— diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Markus Haider – Sway


Frank Sinatra, Dean Martin & Sammy Davis – The Austrian Ratpack – Gang Guys Tribute TV Show
Live at Entropolos Theatre binlerce kadın çığlıklar içinde…
Markus Haider bu çoşku karşısında o kadar soğukkanlı ve sakin ki..
Bir elinde viski ve diğer elinde sigarayla binlerce kez coverlanan Sway ancak bu kadar güzel yorumlanabilir…

— Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Robbie Williams – My Way – Live Royal Albert Hall

Bence Nazım da Genco Erkal’ın sesinden dinlemek isterdi şiirlerini ya da Orhan Veli en çok Müşfik Kenter’in çatallı sesinden severdi kelimelerini. Frank Sinatra için de bu hınzır çocuğun yorumu öyle olmuştur bence. Hayat eşiklerle dolu.. ve son eşikte ne söylediysen de, o kalıyor akıllarda. Belki de “Üstü kalsın..” diyebildiğin kadar yaşamışsındır.

— diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: