RSS

Etiket arşivi: Ece Temelkuran

Lekesiz vicdanın ebedi günışığı

“Bu ülkede insanların en iyi yaptığı şey UNUTMAK” dedik birden.. Birbirimize de söyledik Diardi ile..

Unutmasak, yaşayamazdık belki dedik.. Bilemedik işte.. Unutmayalım istedik… Unutamayalım…

Neleri unutmamışız mesela biz güzel yapılan derken… Aklımıza düştü o “muhteşem” kelimesinin tam karşılığı lonelydizi.. “Yedi Tepe İstanbul”dan, o unutulmaz sahnelerinden bahsediyorum. Bizim ev, o hiç gitmediğimiz mahalledeydi sanki, karakterler haftada bir evimize geliyorlardı.. Yanımızda oturuyorlardı.. Birlikte ağlıyorduk, vedalaşıyorduk, içimiz birlikte acıyordu.. Gülüyorduk.. Birbirinden güzel şiirleri duyduk o diziden.. Zarif şarkıları.. Okul sıraları gibiydi dizi.. Öyle güzel insanlar çıktı ki içinden “SANATÇI” diyebildiğimiz… Eskimiş bir melodiyi, seneler sonra piyano ve keman eşliğinde getirmişlerdi bize.. Tadından unutamadıklarımızdan..

Bugün, unutamadığımız güzelliklerin bir üstünden geçtik de biz öyle..

O kadar güzel yazmış ki bugün Ece dedik.. O’ndan duymaya alıştığımız ,yıllar öncesinden kopup gelen bir tını gibi geldi.. Özlemişiz güzel sözcükleri seçip, bir gazete kağıdı üzerinde birleştirmesini.. Hani yazmıyor muydu bu kadın ne zamandır diyeceksiniz? Bu kadar içimize işleyenini sanki uzun zamandır yazmamıştı… Ya da bize öyle geldi, size de anlatalım istedik…

Bak güzel şeyleri biz unutmadık dedik..Unutmayız değil mi? Unutamayız…

Silverland

“İnsan, aniden parlayıveriyor tarihin çamuru içinde. Bir an için. En güzel haliyle gösterip kendini sonra yeniden dalıyor on yıllar sürecek uykusuna. O uyanma anına denk gelen ömür ne şanslı! Ne şansız, insanın o en güzel halini gören ömür. Bekleyecek yeniden uyanmasını insanın en güzel haliyle.

Bir ömrü belki böyle geçecek. ……………

Talihli miyiz biz görenler yoksa büsbütün bahtsız mı?

Ne ise ne, biz bir kere gördük, insan uyandı. Yüzünde lekesiz bir vicdanın ebedi günışığı vardı.

……………………..

Bir çiçek için ölebilirdi az kalsın,
Biraz daha vursalar bir ağaç için ömrünü verebilirdi,
ve burada kardeşiyle kalmak için bir gün daha, ömrünün geri kalanından vazgeçebilirdi. Öyle zarifti insan.

Ve bu zerafet nasıl oluyor da geceleri tunç bir kalkan, hayret ettik. Hayret mertebesinde günler geceler geçirdik.

………………………

Tekrar uyumanızı istiyorlar. Ama güneş çıktı, gün aydınlık.

Bakalım sizi uyutmak için nasıl bir ninni icat edecekler.

Belki içinizden bir kaç kişiyi seçip hakkında yalanlar uydurup gönlünüze şüphe düşürecekler.

Belki hiç uzatmadan üzerinize çullanacaklar. Belki, kim bilir, bizim aklımıza gelmeyecek başka sinsi kumpaslar kuracaklar.

Boşver!

Birbirimizin yüzüne bakalım. Birbirimizin yüzüne iyice bakalım.

Lekesiz vicdanın ebedi günışığı işte buna benziyor. İşte insan aslında kardeşim tam olarak sana benziyor.

Sana insan diyorlar, biliyor musun.

Benim güçlü kardeşim, insanın en güzel hali senin gibi görünüyor.”

Ece Temelkuran

 
1 Yorum

Yazan: 10/06/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Kadri Bilinmemiş Anlar Müzesi

Son zamanlarda yapmayı en çok sevdiğim şey yatıp kitap okumak. Bu mutluluk duygusu Ece Temelkuran’ın son romanı Düğümlere Üfleyen Kadınlar ile geri geldi neyse ki, çok mutluyum. Uzun zamandır elime yapışıp güneşte kalmış sakız gibi kalan, kekremsi tatlı, bitmek bilmeyen, iç bayıcı kitapları seçmek konusunda uzman olmuştum. Tahmin edersiniz ki Düğümlere Üfleyen Kadınlar’ı bu üstün beceri ile ben seçmedim, Silverland önerdi. Baktı ki çıkamayacağım ben kendi başıma bu bataktan, kızın beyni azcık seratonin salgılasın, diye düşündü sanırsam.. Allah razı olsun.

ece

Utku’nun (soyadı Lomlu hani, benim liseden arkadaşım diye daha önce bahsetmiştim) yaptığı önceki kapak tasarımlarını görünce açıkçası önce pek bişeye benzetememiştim ama okudukça anladım. Adam yapmış yine yapacağını!

Bütün bunların Bulutsuzluk Özlemi’nin bu eskiiii, karanlıııık, soğuuuuk şarkısı ile ne alakası var diye düşünenler lütfen kendilerini hiç yormasınlar, tamamen bir şimşek çakması efekti eşliğinde geri dönüş anı. Lisedeydim sanırım. Canım sıkkın yolda yürüme, yürürken zaman geçirme ve ferahlama şarkımdı bu benim. Canım burnumda ağlamaya başlamak üzereyken mırıldanmaya başlar, şarkının sonunda yükselen tempo ile birlikte zıplayarak ve gülümseyerek bitirirdim yolu. Hafiflemek budur işte! Kitapta Temelkuran’ın “Kadri Bilinmemiş Anlar Müzesi” dediği o anda bi şimşek çaktı ve bu şarkı geldi benim aklıma. Ne zamandır söylemediğim de tabii..

 Ne zamandır söylemeye ihtiyaç duyacak kadar sıkılmamışım, ne mutlu diye düşünebilmeyi isterdim herkes gibi ama sanırım asıl bana bu şarkıyı hatırlatan, o hafifleme anlarına hakklarını yeterince teslim etmemiş olmamdı.
Bi düşünsenize, Kadri Bilinmemiş Anlar Müzesi’ne konacak neeee parçalar çıkarır bu Hades’in Tapınağı…

Diardi

 
1 Yorum

Yazan: 19/03/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: