RSS

Etiket arşivi: Down Sendromu

Down sendromlu bir gencin gülümsemesinin nedeni olmak…

Yaklaşık 2003 yılından bu yana gazetecilik yapıyorum. 10 yılın 7’sinin muhabirlik ile geçtiğini düşünürsek, dolu dolu 3 senedir basın danışmanıyım demektir. Bilmiyorum benim bu kendi kendime sayıklamalarımı takip eden var mı ama gazetecilik, basın danışmanlığı, meslek, meslek ahlakı, motivasyonları ve tükenmişlik sendromları ile ilgili zaman zaman monologlarımın sonu gelmiyor. Çok da kısa zaman önce tam da bununla ilgili bir şeyler çıkmıştı yine elimden. “Bir çocuğun gülümsemesi için ben bu yapıyorum” demiştim…

deniz ayce karagozDeniz Ayçe Karagöz. 21 yaşında. Annesi Seray İlkmen’in kucağına bir fazla kromozomu, yani Down Sendromu ile birlikte gelmiş. Şimdi ona Down Sendromlu dediğimi düşünmeyin. Çünkü o buna çok kızıyor haklı olarak. Denizcim, seni böyle tarif ediyor olmamın tek nedeni, Ulusal Down Sendromu Derneği Gençlik Kolları Başkanı olman, başka bir nedeni yok, kızma lütfen.

Bugüne kadar annesini hiç üzmemiş bir kız o. Şu anda arkadaşlarının da gözbebeği. Bir zamanlar, onu anlayamayan öğretmenleri, arkadaşları olmuş olsa da, Ağrı dağı kadar büyük ve dirençli yüreği olan bir anne ile önüne dikilen bütün engelleri yıkmış bir genç kız. İngilizce ve Almanca biliyor. Dünyanın, üniversite eğitimi alan sayılı özel ve aslında en normal çocuklarından biri. Turizm ve Otel İşletmeciliği okuyor. Staj yaptığı yerde o kadar sevilmiş ki, iş teklifi bile almış! Aslında bu çok normal. Çünkü onun en belirgin özelliği, altından bir kalp taşıyor olması. Aklından kötülük asla geçmiyor. Pek çok benzerinden çok daha sosyal O. Vals, Çaça, Salsa yapıyor. İngilizce ve Almanca biliyor hatta bir İyilik Polisi!

Bütün bunları nereden bildiğimi tahmin edebilirsiniz elbette. Benim haberini yaptığım, basının onu fark etmeleri için çaba harcadığım pek çok öğrenciden biri o. Özel ve bir o kadar da sıradan öğrenciden biri.

Bu yazıyı yazmama sebep, aslında belki de benim vesile olduğum ama gelip haberi yapan arkadaşlarım olmasa asla yaşayamayacağım bir mutluluk. Kanaltürk’ten Şeyda Burcu İkiz, Doğan Haber Ajansı’ndan Elif Demirci, İhlas Haber Ajansı’ndan Halide Demir, Habertürk’ten Gülçin Ayçe (sadece soyadı benzerliği:)) ve kameramanları Bülent, Mücahit, Ferruh ve Mustafa’ya öncelikle çok teşekkür etmem gerekiyor. 

Çünkü bugün, Deniz’in annesi beni aradı ve “Yarın sabah uygunsanız, sizi ziyaret etmek istiyorum” dedi. “Sayenizde pek çok aile bize ulaştı, onlara umut olduk. Deniz Ayçe çok mutlu çünkü çok sevdiği Ali Şan ve Çağla Şikel’le tanıştı. Bunlardaki emeğinize teşekkür etmek için ben sizi görmeye gelmek istiyorum” dedi.

O dakikadan beri ağlıyorum aklıma geldikçe. Sadece bir çocuğun yüzündeki gülümseme olabildiğim için. Onun aracılığı ile belki de pek çok çocuk ve ailesinin.

Gerçek kahramanlara teşekkür etmek için yazmasam olmazdı. Deniz Ayçe’nin umut ışığının yayılmasında emeği geçen sevgili arkadaşlarım, gerçek kahramanlar sizlersiniz. İyi ki varsınız…

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 03/10/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Başarılı projelerde artık hep onun adı var: Mert Fırat

Çocukça mı desem sesinin bıraktığı kırılgan tada yoksa kararlılığından bir an bile şüphe duymayacağın tutku mu bilemiyorum çoğu zaman…mert firat 2

Onu ilk kez her yıl en az bir oyununu izlemeye çalıştığım Oyun Atölyesi’nin Testosteron adlı oyununda
izlemiştim. Gerçi o oyunda o kadar isimlerden oluşan bir kadro vardı ki, açıkçası adını çok da fark etmemiştim sanırım aralarında. Ama sonuçta tüm oyun ve oyunculuklara verdiğim puan 10’du. Mert Fırat benim için artık takip edebileceğim bir isimdi.

Ardından Olgun Şimşek’li, Nejat İşler’li, Engin Altan Düzyatan’lı Kapalıçarşı’da izledim. Sanıyorum ilk kez Kapalıçarşı’da fark ettim mahcup ama tutkulu bakabilen, içinin duygusunu en iyi gözlerine yansıtan ifadesini. Dizi yine raytinglere kurban, apar topar bitti, keyfimiz kursağımızda kaldı.

Başka Dilde Aşk’ı tabii ki vizyona girişinden çook sonra bi ev keyfinde izledik eşimle. Hani çok da bir mert firat 1beklentimizin olmadığı bir akşamda, “Bu neydi ya!?” dedirten muhteşem bir performans koymuştu ortaya. Otizm ve Down Sendromu üzerine yapılan pek çok projeye destek veren, cep telefonu operatöründe çalışan arkadaşlara sahip biri olarak yine yine yine baştan sona sarstı beni Başka Dilde Aşk… Hele o eylem sahnesini, hayatımızdaki “iletişim kazaları”nın bizi sürüklediği karadelikleri bir kez daha gördüm sarsılarak. Bu arada elbette son filmini çok beğendiğim Saadet Aksoy’un gerçeklikte sınır tanımayan performansını da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Çok iyi bir ekip olmuşlardı. 21. Ankara Film Festivali’nde en iyi kadın ve erkek oyuncu ödüllerin almalarına şaşmamak lazım…

Dedemin İnsanları konusundaysa, fazla söze gerek yok. Çocukluğunun büyük kısmı Seferihisar’da geçmiş, İzmir Karantina’da hali hazırda ikamet eden biri olarak izledikten sonraki duygularımı yine burada paylaşmıştım sizlerle. Merak edenler biraz gerilere uzanırsa filmin güzel müziğini dinleme şansı bulabilir…

Bu yıl kendime Oyun Atölyesi’nden Antonius ve Kleopatra’yı hediye ettim izleyeceğim yılın tiyatrosu olarak. Hani Haluk Bilginer ve Zerrin Tekindor’un performanslarına ayrı bir gün yazmak isterim ama “Sezar’ın hakkı Sezar’a” dedirten oyunculuğu ile sadece bir ekran yüzü değil, iyi bir sahne sanatçısı ve tiyatrocu olduğunu Mert Fırat yine, yeni, yeniden kanıtladı herkese. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü kaç mezun verdi böyle? Hepsini saygıyla anmak lazım.

Ve işte benim için büyük şans, yılın dizisi İntikam! Hani dizi delisi olduğumdan değil. Ancak dayanılmaz set koşulları, artık kötü senaryo ve oyunculukları yemeyen Türk seyircisi için daha iyi neler yapılabileceğine gerçekten kafa yoranların da olduğunu ispatladılar bize. (Nejat İşler’i severdim, bu dizide baktım baktım.. bi terslik var bu adamın yüzünde. Kendini iyi ve yakışıklı hissettiği, her durumda takındığı sabit, mahcup, çekingen ama böyle dudaklarını aşağı büze büze bi ifade var… “Anne ya” dedim, “Bu adamın sesinin tonlaması bi başkaydı, ipi güzeldi falan da..ne olmuş bu adama?”. “Kilo almış!” dedi. “Çapkın gülümseyince dudaklarının gidecek yeri kalmamış suratında!”. Annem benim ya, çözen kadın!) 

Her neyse… Tüm bunları inanmazsınız, Kelebeğin Rüyası’nı izlemeden yazıyorum. Hani bir de izlesem neler çıkar elimden, bilemiyorum. Benim şiir okumaya bile 60 yaşından sonra Can Yücel’le başlayan annem, “Git. Ama yanına mendil almayı unutma” dedi. Artık siz anlayın. Hani filmin güzelliğini ağlama ile doğru orantılı değerlendirenlerden olmamakla beraber düşünün ki O bile nasıl etkilenmiş!

Antakyalıyız ezelden!

Haaa! Lafı çok uzattığımın farkındayım ama bir de sözünü etmeden geçemeyeceğim bir şey daha var ki o da Mert Fırat’ın mutfak kültürü. Ne alaka demeyin lütfen. Mert Fırat’ın, Vedat Milor’un Tadı Damağımda sohbetlerine Hatay Sofrası ile katılan, baba tarafından Antakyalı ve yemek kültürü fena derecede gelişmiş biri olduğunu da hatırlatmak isterim. Merak edenler, kıymet verenler demek daha mı doğru olur acaba, bi you tube’lasın lütfen. Antakya’ya yaptığımız ekip Mide Fesadı Şenlikleri gezisini yazmış mıydım, hatırlamıyorum. Yazmadıysam hatırlatın, bir ara büyük bir keyifle onu da yazarım!

Sonuç olarak, başarılı projelerde artık hep onun adı var. Umarım daha da iyilerini izleme şansımız hep olur!

Diardi

 

 
Yorum yapın

Yazan: 08/04/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: