RSS

Etiket arşivi: Ayten Alpman

İstersen hiç başlamasın

TERASTAKİ HAVLU

Aynı terasa açılıyordu yan yanaydı kapılarımız kaldığımız pansiyonda. Akşam üzerleri karşılaşıyorduk, ortak duş, ortak mutfak, çekingen bir selamlaşma. Aynı terasta yan yana kuruyordu çamaşırlarımız, bu ürpertiyordu beni; acemi, tutuk bir kaç sözlük eşliğinde beyaz şarap içerek aynı terasta seyrediyorduk günbatımını, bu da ürpertiyordu beni.Işığın azalan şiddetinde yan yanaydı terasa vuran gölgelerimiz ve karışıyordu birbirine.
Elimizde olmadan gülümsemiştik bakışlarımız çarpıştığında, sahildeydik ve aynı kitabı okuyorduk ilk karşılaşmamızda.
Sezon açılmamıştı, seyrekti sahiller, daha erken yaz gülümsüyordu.
Pansiyon önündeki sandalların kıpırtısı, çiçeklerin çekingen dirimi, günbatımıyla gölgelenmiş alanların rengi kalmış aklımda. İkimizde yalnızdık ve birbirimize ilişmemeye çalışıyorduk adını kimselerin bilmediği o uzak sahil kasabasında.
Oysa güneşin batışını izlemek gibi kendiliğinden bir birlikteliğe dönüştü paylaştığımız şeyler.
Birbirinden kamaşmaya başlamıştı tenlerimiz dokunmasan da yanındaki gövdeyi duymanın şiddetine dönüşmüştü aramızdaki çekim.
Tenin çağrısı hazırdı kendine kurulan bütün tuzaklara.
O akşam terastaydık gene. Gün çoktan batmıştı. Çamaşırlar asılıydı uzaktan şarkılar geliyordu ve kekik kokuları. Nedense her zamankinden başka bakıyordun bana. dia
Sonra usulca dedin ki:
‘İlk kez bir erkeğin tenine dokunma isteği duyuyorum içimde.’
Benim için yaz başlamıştı.
‘Dokun öyleyse,’ dedim.
Sustun.Uzun uzun baktık birbirimize.Kendine nasıl karşı koyduğun okunuyordu yüzünün derinliklerinde.Sonra hiçbir şey söylemeden usulca kalktın, odana gittin, yavaşça örttün kapını. Saatlerce orada, gecede ve o terasta kaldım.
Sabah uyandığımda odanın kapısı açıktı, eşyalarını toplayıp gitmiştin baktım. Yalnızca terasta unuttuğun havlu çırpınıyordu rüzgârda.
Bir daha hiç rastlamadım sana, hiçbir yerde hiçbir yazda. Düşünüyorum aradan tam on üç yıl geçmiş.On üç yıl önce içinde uyanan isteğin anısı saklı duruyor mu sende?
Birden adını hatırlamadığımı fark ettim bu şiiri yazarken, ama terasta çırpınan havlunun rengi hâlâ gözlerimin
önünde.
On üç yıl sonra şimdi sevgilimden ayrıldığım bu derin, bu kavurucu günlerde neden ansızın aklıma düştüğünü sordum kendi kendime. Sonra anladım:
Bir aşk birçok aşktan yapılıyor ve ayrılınmıyor hiçbir seferinde.

M. Mungan

 

Etiketler: , , , , ,

Sen Üzülme..Ben Varım..

Ayten_Alpman

Türk müziğinin en zarif isimlerinden Ayten Alpman’ı en son 70’li yaşlarının sonunda verdiği bir röportajda hatırlıyorum..Vefatından birkaç sene önceydi..Keşke demiştim, bu yaşa gelirsek, böyle kalabilsek.Böyle zarif, böyle bakımlı, hala “kadın” gibi, hala eyvallahsız “Ben Böyleyim” diyen ve hala “Ben Varım”diyebilen bir hanımefendi..Öyle, eski zamanlardan kalmış bir zerafetti, taş plağı olan, taş gibi bir kadındı..

Biz kendisini çocukluğumuzun tek kanalı TRT’li günlerden “Memleketim” şarkısıyla hatırlıyoruz en çok. Memleketim şarkısının da eski bir Yahudi halk şarkısının aranjmanı olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım, memkelet sevgimiz bile aranjman diye..Asıl şaşırdığım, yurt dışında bir müzik kariyeri olmasına ve “Jazz şarkıcısı” olarak nam salmasına rağmen, ülkesinde 1974 Kıbrıs Barış Harekatı döneminde söylediği şarkı sebebiyle sanatının karşılığını alabilmiş olmasıydı.

Bu kadar güzel şarkılara, işini  usturubuyla icra eden Alpman’ın hep mütevazi,bağırmadan, sansasyonsuz,gösterişsiz, mesleğini hayatı boyunca sürdürme ideali..Ne dev konserlerin starıydı ne de ünlü şanlı kulüplerin kadını..Sesini bilirdik, tarzını..

Bu zarif kadının, onlarca Türk filmine fon olacak muhteşem şarkıları var..Bilen bilir..Biz bir hatırlatma yapalım istedik..

Bir Ayten Alpman geçti…”Ben Varım” dedi, “Ben Böyleyim” dedi,”İstersen” dedi, “Sevince Herşey Başka” dedi…

Melodilerle uyusun..

silverland

 

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Ayten Alpman – Söyle Buldun mu

kaynak: galeri.uludagsozluk.com


Sevmek gibi geliyordu herşey,

Sevmek gibi gidiyordu kadın
Adının anlattığı, canın teni yakmasaydı,
Bir bulut evet ama aslolan
Bulutun suyu yağmasıydı…

“bir insanı sevmekle başlıyordu herşey”
Ve boşanmak için
En az iki şahit gerekiyordu!

Böyle zamansız güneşli,
Umulmadık mavi günlerde
Bir bekleme salonu yalnızlığına
Bürünüyorum..
İliklerimdeki yitik aşkı
Sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum…

Sanki şiirini bilmediğim
Bir Fransız akşamında
Kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin..
İçimde ayak izlerin,
Aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan…

Ve ben ne zaman,
Kiminle sevişsem,
Hala seni aldatıyorum!

Yılmaz ERDOĞAN

 
Yorum yapın

Yazan: 28/12/2012 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Ayten Alpman – Ben Varım

“Memleket”i “Memleket” yapanlar tek tek gidiyor bu günlerde… Çocukluğumu hatırlarım hep. Son darbenin öncesini. Bırak tüyün bitmesini tüyün ne olduğunu bilmediğim zamanlardı. Güzel günlerdi. En basitinden çocuktum. Her şeyi yeni keşfediyordum. Ters tutulan sapanın gözü morartacağını, kışın deniz kenarında yürürken denize atlamaya kalkarsam üşüyüp zatürre olacağımı, kiraz ağacının ince dalındakileri yemeye kalkarsam kıç üstü yeri boylayacağımı ya da en güzel böğürtlenlerin en üst dallarda olduğunu ama onları yemek için kollarında çizikler oluşmasına razı olmam gerektiğini. Aksaray altgeçitinden alınan ilk bisiklete iki koltuğu olsa da beş kişi binilmeyeceğini, binersen bisikletin ortadan ikiye ayrılacağını  ya da Güzelyalı Plajı’na kapıdan alınmayınca duvardan kayarak girmeye kalkınca mayomun kıçının yırtılacağını, bütün plajın kıçı yırtık mayoyu görünce kahkahayı basacağını  yeni öğreniyordum. O zamanlar solcu geçinen, şimdi kafa tokuşturan dört dayı ayrı kurtarıyordu memleketi, ülkücü geçinen arkadaşları ayrı. Aynı odada aynı şarkıyı dinliyorlardı hep bir ağızdan, hepsinin ağzında aynı sözler: “Bir başkadır benim memleketim”. “Memleket” vardı herkes kendine göre sahip çıkıyor, herkes kendine göre kurtarıyordu. Kimse kimseye karışmıyordu. Herkes kendine göre takılıyordu. Doğru ya herkese göre başkaydı “Memleket”i. Aklıma gelmişken bir de Ayşe’nin tatile çıktığı günleri hatırlarım hayal meyal. Tabi ben Ayşe’nin tatile çıkmasının ne anlama geldiğini çooook ama çok zaman sonra öğrendim o zamanlar anlam verememiştim dayıların evdeki floresan lambaları mavi defter kaplarıyla kaplamalarına… Meğer Gölcük’te üs varmış, ev yakınmış, saldırı olurmuş, karartma varmış… Yıllaar yıllar sonra öğrendim. Okulda değil, kendi merakımdan. O tür şeyler tarih sayılmıyormuş.

Az gittik uz gittik dere tepe güz gittik ben dünyayı anlamlandırmaya, kendimi konumlandırmaya çalışırken günlerden bir gün Polis Ahmet (babam olur) bir gün işe gitti. Gidiş o gidiş ancak bir hafta sonra görebildik yüzünü.  Yer:  Bir gelip bir daha gidemediğim, ölene kadar da gidebileceğimi düşünmediğim İzmir. Yıl: 1980. Aylardan Eylül. Günlerden 12. Bildiniz siz onu. Daha fazla söylemeye gerek yok. “Memleket”in çivisinin yerinden ilk oynadığı gün. Yani bugünün temeline kahrolası harcın konulduğu gün. “Memleket” adına “Memleket”e yapılan tarihin en büyük kötülüğü… O gün yüzünden hep ben ve benim yaşımdakilerin kötü talihini düşürün dururum. Okuyabildiğin en ağır kitap Çocuk Kalbi (Edmond De Amicis. Benden daha fazla nefret eden bir kişi var mıdır acaba? Belki yüz kez okumaya başladım belki yüz kez ancak 20. Sayfaya kadar sabredebildim. Her seferinde elimden attım. Sonunda sınıfı geçmek için arkadaşımın yazdığı özeti aldım üstünde biraz oynadım temiz ödev diye verdim. Yırttım. İşin komiği geçenlerde annemlerin evinde boya badana vardı. Bütün ev yerinden oynadı. Kutulardan birinde çıktı. Şaşırdım ne yapsam diye. Atsam mı? Antika niyetine saklasam mı? Karar veremedim. Hala annemlerde duruyor. Benim kararımı bekliyor), konuşacak bir konu yok, dünyaya hakim olan akımlar hakkında bir bilgin yok. Yok oğlu yok. O kuşağın beyni öğrenmeye en açık döneminde “yasak” nedir onu öğrenebildi ancak. Darbelerin kötülüğünün tartışıldığı derslerde fikirlerini söyledi diye ders sonrasında disipline verildi. Koskoca bir kuşak Marx’ı çikolata sandı, Engels’i de melek.

Çivi bir kez oynadı yerinden. Tarladaki fareleri idam edince –ki bazıları yaşı gelmeden- yılanlar çoğaldı, yılanlar en sonunda “Memleket”i bastı. “Doğal seleksiyon”. Allahtan biraz biyoloji öğrettiler. Her gelen çiviye bir el attı. Her gelen çiviyi sağlamlaştırmak yerine daha da gevşetti. Yıllar geçti çivi çıktı. Bu da yetmedi, çiviyi yok edene kadar uğraştı gelenler. Anlayacağınız çivinin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. Yok oldu çivi. Eritilmeden, ezilip ufaltılarak.

Hayat bu, her şey insanlar için o yüzden hiçbirşeye şaşırmayacaksın, hatta şimdilerin tikilerinin dediği gibi “İnanmıyoruuuuum” demeyeceksin. “Memleket”i “Memleket” yapan herkes tek tek gitmeye başladı. Geriye zibidiler kaldı. Zibidi dediğin omurgası olmayan, sümüksü, terliksi, gerektiği şekle giren yaratık (hayvanlara hakaret olmasın). Her türlü ortama ayak uyduran bu yaratığın en iyi becerdiği iş durumdan vazife çıkartmak,  en büyük vazifesi pantolon, palto, mont, çeket, gömlek, biiiip deliği ve bilimum yerlerdeki –gizliler de dahil- ceplerini duruma göre yeşil, duruma göre mor, duruma göre “Memleket”i kurana hakaret etmiş kişinin resminin olduğu dikdörtgen kağıt parçalarıyla doldurmak. En büyük yalanı “Memleket” sevgisi.

Ayten Ablam “Terk-i Memleket eyledi”. Zibidi arkadaşlar akşamdan beri yıktı ortalığı. Televizyon kanalları, sosyal medya zımbırtıları, feysbuklar, tivittırlar yıkıldı. “Bir başkadır benim memleketim” diye. “Memleket” eskiden de herkese göre bir başkaydı. Kurtarmak için. Şimdi de herkese göre başka. Tek fark var. Şimdikilerin derdi kurtarmak değil, kendine yontmak nalıncı keseri gibi. Ne kadar kopartırsan kar “Memleket”ten. “Memleket” yanmış, bitmiş, harap olmuş, çevresi bitmiş, çoraklaşmış, dereleri kurumuş, tarlaları çöl olmuş, havası kirlenmiş, denizi imamın abdest suyuna dönmüş dönmüş önemli değil. Önemli olan zibidi efendinin bunlardan biiiip’inin deliğine ne kadar dikdörtgen kağıt doldurduğu. Bu zibidiler Ayten Abla’nın bütün şarkılarını bilmiyor. Ayten Ablam “Bir başkadır benim memleketim” dedikten sonra bir şarkı daha söyledi:

“Bir akşam gözünde aşk tüterse,
Geçmiş günler aklından geçerse
Kalbin bomboş ümitler biterse
SEN ÜZÜLME BEN VARIM”

– TG

Kaynak : http://turangultekin.blogspot.com/2012/04/sen-uzulme-ben-varim.html

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: