RSS

Etiket arşivi: arap

Sayıklamalar: Gezi Parkı olayları vesilesiyle…

nefret
…Mathieu Kassovitz’in ’95 yapımı filmi “La Haine”i (Sözlük anlamı nefret, bizdeki gösterim adı protesto) ilk kez veya bir daha izlemek…
 
Paris banliyölerinde bir göçmenin polislerce gözaltında darbedilerek öldürülmesi ve ardından çıkan ayaklanmayla başlayan film, polis (devlet)-varoş ilişkisi ekseninde ele aldığı bu süreci, Afrikalı, Yahudi ve Arap üç arkadaşın 24 saatte yaşadıklarıyla anlatıyor.
 
Belgesel tadındaki filmin kahramanları, toplu konutlarda yaşayan, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, kendilerine çıkış yolu arayan veya umudunu kaybetmiş tipler; kişilik özellikleriyle de varoşun özeti.
 
Filmin özeti de 50. kattan düşenin, her katta “Buraya kadar her şey yolunda” demesi. Düşenin gizli öznesi kişi de olabilir toplum da.
 
Filmde, şiddetli baskının şiddetli tepkiyi doğuracağı da gösteriliyor, sürüden ayrı takılırsanız sürü seni sallamaz uyarısı da veriliyor.
 
Kassovitz, 1995’te çektiği filmle, 10 yıl sonra iki gencin polisten kaçarken saklandıkları elektrik trafosunda ölmesiyle Paris’te başlayan ve tüm Avrupa’ya yayılan göçmen-azınlık ayaklanmalarını da öngörmüş. Film, böylece 10 yıl sonraki olayların yarıkurgu belgeseli gibi…
 
Peki 2005’teki olaya baktığımızda başka ne var: O zamanki İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’nin, göstericileri, ayaktakımı-çapulcu olarak nitelendirmesi ve “Göçmen sorunu yoktur, terör sorunu vardır” sözü… Daha sonra ne oldu bu adam?
 
Bu arada niye kaçmış iki genç? Sokakta futbol oynarken suçları olmadığı halde durduk yerde kaçacak kadar polisten korktukları için. Polisten durduk yerde niye korkabilecekleri de filmde var.
 
Filmde başka ne var? Yeraltı kültürünün öğeleri: Breakdance, hip-hop, graffiti ve Dj müziği.
 
Mesela yönetmenin, Flipper’ın deniz üzerinde zıplaması gibi, sadece bir kereliğine filme dışarıdan bakmamıza izin verdiği, sinema öğrencilerine ders kamera hareketli planı. 
Dj’in Fransız rap grubu NTM’nin polise “sevgi ve saygıları”nı sunduğu “Nique la police” ile Edith Piaf’ın “Non je ne regrette rien (Hiçbir şey için pişman değilim)” parçalarını mikslediği sahne:
Bir de aklıma Oliver Hirschbiegel’in yönettiği 2001 yapımı “Das Experiment (Deney)” geldi. 
 
Deney, değişik iş ve sosyal statülere sahip insanların, kurayla hükümlü ve gardiyan olarak ikiye bölünmesi ve oluşturulan cezaevi ortamında davranış değişikliklerinin gözlemlenmesi.
 
Gücün insanları değiştirebildiğini ortaya koyan, bazı polis davranışlarını anlamlandırmakta zorlananlara, işin psikolojik boyutunu anlatan bir film.
 
Konuyla alakasız, yönetmen, en Nazi ideali ari ırk örneği tipi en acımasız yaparak, Nazi Almanyası dönemine gönderme yapmış. Bu tipten bağımsız, olanları tüm totaliter rejimlere de genelleyebilirsiniz.
 
Filmi seyretmeden hakkında pek bilgi toplamam. Benim gibi davrananlar, aşağıdaki klipten sonra gelecek cümleyi bi’zahmet okumasın. Bu filmde aklımda kalan müzik yok. Müzikleri sağlam olan La Haine’den bir parça daha gelmeyecek ama DJ’in sırtında Cypress Hill yazısını dikkat edenler için gelsin:
(Filmin yarattığı sinir bozukluğunu artırmak için izledikten hemen sonra fantezi değil, gerçekten yapılan deneyin ayrıntılarını nette araştırmak… Deneyin gerçek görüntülerini izlemeye ise elim gitmedi)
Totoro
 
Yorum yapın

Yazan: 26/06/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Erkin Koray – Arap Saçı

Erkin Koray – Arap Saçı

Fondip!

Evet, bugün ilk yardım günüm. Semih’le Canan ayrılmışlar… Semih’le buluşulacak, erkek erkeğe ağlaşılacak. Semih’in ölçülü içip kendisini dağıtmamasına dikkat edilerek “Hoş çocuksun lan Semih, sana kız mı yok hocam” muhabbeti konulacak. Duruma göre mevzu ‘Fenerbahçe, Kürt realitesi, Sosyal devlet, ABS fren sisteminin nimetleri, Ucuza elden düşme araba, Çok içince karaciğere ne oluyo’ gibi geyiklere kaydırılacak. Semih biraz kendini ve Canan’ı unutacak. Ertesi gün için ‘Başka karı’ planları kurulacak. Eğer Semih fazla kaçırırsa, gecenin ilerleyen saatlerinde ‘bir çılgınlık yapmaması için’ yalnız bırakılmayacak, boş yatak ve bir kusma leğeni tedarik edilecek. Bildiğimiz şeyler yani. Üstelik ben bu konuda birçok arkadaşını topluma kazandırmış tecrübeli heriflerden biriyimdir…salyangoz

Semih “fondip” dedi. Bakın burası çok önemli; ilk fondipe katılabilirsiniz. Çünkü kendisini yalnız hissetmemeli. Ama sonraki fondiplere asla… Bardaklar fondiplenip gövdeye iner inmez, terk edilen mağdur üzerinde derhal çalışmaya başlayıp hızla geyiğe girişmelisiniz.

Rakı kadehini kaldırdığımız gibi yuttuk. Sonra ben yüzümü ekşiterek ağzıma bi domates atıp, “Bak oğlum Semih, boşa gözünde büyütüyosun. İlk ayrılan siz misiniz lan… Bak sağlıklı, yüzüne bakılır bi çocuksun. Dünyada bi tek Canan mı var yani?” dedim. Semih gülmeye başladı. Gülmesi iyi bişey tabi. Neydi o ilk geldiğindeki surat. Ölü balık gibi bakıyordu insana… Şimdi gülmekten yere düşecek herif. Birazdan gülmekle ağlamak arası bi sesle “Ceketinin kolu cacığa giriyo lan” dedi… Hakkaten… Ani bir hareketle öbür kolumu da cacığa daldırıp; “Olsun lan, öbürü de girsin anasını satıyım” dedim, “Yeter ki sen gül”… Gülsün tabi. Hayatta Semih gibi kaç tane insan kaldı ki. Sağlam çocuktur, öyle olur olmaz ekmez insanı, başın sıkıştı mı yardım eder. Ayağa fırladım; “Gel ulan, sana sevgi gösterisinde bulunucam” Elimi bikaç kez omzuna vurdum. “Yalnız değilsin lan, biz de ayrıldık ya… Gel kırık kalpler kulübü kuralım” dedim. “Fondip” dedi. Demese iyiydi…

Gözüne bişey kaçmış ayağıyla ‘Erkekler ağlamaz’ tribine limon sıkıyor. Ben de ‘ona bakmıyor’ pozisyonunda masadaki muma kürdan saplıyorum… “Semih abarttın ama haa” dedim. “Abi çok arabesk oluyosun lan salya sümük… Silkelen oğlum, kendine gel.” Derin bi iç çekip, “Siktir lan” dedi… Makineli tüfek gibi “Senin Mine gittiği zaman böyle demiyodun ama… Kolay mı, hani birlikte ev yapıyorduk? Hani sizin Bo Derek/İzzet Altınmeşe kırması çocuğunuz olacaktı? Ağlaşa ağlaşa bindirdin karıyı uçağa, gazladı gitti” deyiverdi. Aferin sana Semih… İyi… İyi bok yedin… Gözümün önünden bir çift mavi göz geçti, sarı saçlar ördüm, balkonda sardunyalara su verdim, sınıfta kaldım, dayak yedim, bir sürü resme baktım… Sonra… Sonra Semih mi ‘Fondip’ dedi yoksa ben mi dedim?.. Bir durup bir döndü her şey. Bir ara taksimetrede 650.000 yazıyordu… Ağzıma gazozdan şelaleler aktı, anneannemi gördüm, ayva kompostosu yapıyordu… Bazen kırmızı leğen… Ağlıyor muyum, yüzümü mü yıkadım, çok mu şey kaçtı gözüme?..

Uyanırken zıplamışım… Semih “Leğeni kapıyım mı hocam?” diye sordu… Canan içerde bana sade kahve yapıyormuş. Daha gazoz ister miymişim, ya da soda?.. Dün ben çok kötü olunca Canan’a telefon açıp yardım istemiş. Böylelikle barışmışlar. Canan da pişmanmış zaten. Beni var ya beni, o kadar çok seviyorlarmış ki… Eh yani… Semih’e “Adi inek” demek istedim, ağzımı açacak gücüm yoktu… Gözümün önüne bir çift mavi göz örttüm, sızdım…

Atilla Atalay

* Hatırlıyor musun..
ilk günlerdi daha. Hani senin canının çooook yandığı günler. Çılgınlar gibi konuşuyordun ve hep O’ndan bahsediyordun tüm konuşmalarınızı baştan baştan baştan alarak. “İyiyim ben, iyiyim” diyordun sürekli yalanına inanmak istercesine.. Elinde sürekli bi şarap şişesi, “Ben geldiiim” diye çalıyordun kapıyı. Sana “Geçecek…” demek yerine bu minik öyküyü okumuştum…
Neyse ki geçti gerçekten. Hatta şimdi çok da güzel geliyor sesin manzaraya karşı yemek yaparken mutfakta. Ve ben senin için çok mutluyum 🙂

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: