RSS

Etiket arşivi: acı

iyimser, geniş, dingin ve turuncu

Gündeminin hızına yetişemediğimiz yalnız ve güzel ülkemiz..Şeytan size de diyor mu bazen, al çantanı çık git, pencerebakma arkana..Ama işte insanın öbür yanı..
Kişisel olarak kirlenebilir insan..Zaman zaman lazım da belki. Peki, etrafa saçmadan, pisliğe batmadan yaşamak..Evliya olmaktan bahsetmiyorum ya..Sade,basit, kendi halindeliği söylüyorum..Bu kadar mı zor? Ne ara bu hale geldi dünya, ne ara düştük bu çukura? Bu kabullenişi nereden öğrendik peki?  Düşünüp içinden çıkamadığımda, önce bir kendimizi temizleyelim azizim diyorum..Bir hesaplaşalım,bir tatlı huzur bulalım önce içimizde..Pencerenin önünde dur bakalım biraz..İçerisi güvenli, bir izle bakalım..Ama her an çantayı alıp çıkacak gibi.
İşte bu düz ovada, bozkırda, ömrümün yaşanabilir halini ancak bu kadar uzatabilirim,bu kadar yetebilirim biliyorum..

Ömrümü Böyle Uzatıyorum

ağaçları suluyorum durmadan

ışığın ve rüzgarın peşinde
uzun yürüyüşlere çıkıyorum.
yerimi çocuklara veriyorum
parklarda ve otobüslerde
çocukları büyüklerden çok seviyorum.
bir genç kızın halka halka gülüşü
duvar diplerinde soluklanan ihtiyar.
aynı hazzı veriyor aynı yalınlıkla
gökyüzünü biçimleyen bulutlar.

eğiliyorum toprak, eğiliyorum sular
bir kıyısız zamana kanat vuruyor
üzerimden uçan bütün kuşlar.
dört mevsim bire indi uzaya uzaya
iyimser, geniş, dingin ve turuncu.
kimseleri kıskanmıyorum artık
kimselere gücenmiyorum
gerilerde kaldı, çok gerilerde
hayatın yüreğime verdiği acı
ışıklı vitrinlerin gövdemdeki kırbacı.

yeni bir gülümseme edindim yüzüme
bozkır sabrında ve tenime yakışan.
insanların çevremde açtığı yalnızlığı
yine onlarla doldurmak için
güneşle birlikte çıkıp yataklardan
ayışığı ile dönüyorum evlere
azalan ömrümü böyle uzatıyorum.

1993

Şükrü Erbaş

 
Yorum yapın

Yazan: 20/12/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Viva Cuba!

Fidel ölmeden görür müyüz bilmem.. Bacağımızda puro sarmadan, mohito içmeden, rumba yapmadan özetle Küba’yı görmeden olmaz diyenler.. Galiba şöyle demek lazım; “Dünyada Küba olmadan olmaz”..
 
Yasaklar ve kurallar her ülkede var.. Bir arada yaşayabilmek adına özgürlükleri kısıtlamadan, insani değerler dahilinde eyvallah tabii.. Bizdeki gibi eğri oturdun yanlış yöne baktın,sarıldın, öpüştün, demokratik hakkın bile olsa büyüklerinin istediği gibi davranmadın, başkaldırdın türünden yasaklar dünyanın neresinde reva görülüyorsa, böyle düşünenleri o yöne doğru yola çıkmaya davet ediyoruz.. Ha gün gelir de bize buyrun siz burada olmuyorsunuz siz gidin derlerse, ben kendi adıma buldum istikameti buyrunuz;
 
Sevgiliye serenad gibisin, Viva Cuba!küba2
 
 
 

KÜBA’DA YASAKLAR LİSTESİ

Yasaklar listesi: 

• Sömürücü ülkelerin bayraklarının yakılması yasak; çünkü onlar yöneticileri değil o ülkenin halklarını temsil ediyor. 

• Karalamacılardan dahi olsa birsinin ölümüne sevinmek yasak; çünkü ailesinin acısına saygı duyulur. 

• Birilerinin karşısında diz çökmek yasak. 

• Onuru kaybetmek yasak. 

• Gerçekten özgür olmanın gücünü kaybetmek yasak. 

• Tartışmasız bir kahraman olan Fidel Castro’nun heykelini yapmak veya adına anıtlar dikmek yasak. Ona tapmak yasak, o yaptığı işleri insanlığın çıkarı için yaptığını, kişisel olarak çıkar sağlamak veya yücelmek için yapmadığını söyler. 

• Zaten hak olan bir şey için yalvarmak, dilemek onu bir mükafat gibi görmek yasak. 

• Tarihsel düşmanların özel hayatından konuşmak. Bu sebeple meşhur “Clinton ve Monica Lewinsky” meselesi hakkında bir tek Kübalının bile konuştuğu duyulmadı. 

• Halkın iktidarına ve yaşayış şekline karşı işler çevirmek veya ona karşı çalışmak yasak. 

• Cehalet yasak. 

• Marjinallik yasak. 

• Kültürel yozlaşma yasak. 

• Çocukların kaderine terkedilmiş bir şekilde sokaklarda uyuması yasak. 

• Az sayıda zenginin çok varlığının olması ve çok sayıda insanın az varlığının olmasını oluşturacak durumlara devletin göz yumması yasak. 

• Dünya üzerinde herhangi bir yerde üniversite okuma şansı olmayan gençlerin, hayallerine ulaşmak için ne yapacağını bilmeden çaresiz kalması yasaktır bu yüzden ELAM (Latin Amerika Tıp Okulları) kurulmuştur. 

• Muayene ve ameliyat parası olanağından yoksun olduğu için doktora gitme imkanını kaybetmiş insanların olması. Bu sağlık alanındaki problemler sadece Kübalıların problemi olarak değerlendirilmesi kabul edilemez. Bu sadece Kübalıların problemi değildir dünyada yaşayan kadın erkek yoksul halkların problemidir (Küba’nın yaklaşık 30,000 doktoru dünyanın yoksul ülkelerinde hizmet vermektedir.) 

• Beslenmede yetersiz düzeyin varlığı yasak. 

• Çocuk ölümlerinin olması yasak. Dünyadaki Katolik kilisesinin, dünya üzerinde kurbanlar almaya devam eden, kondom kullanılarak kaçınılabilecek hastalıkların, okullarda ve gençlik çevrelerinde konuşulmasını ve bunun önlemlerinin uygulanmasını yüzsüzce engellemektedir. 

• Dayanışma eksikliği yasak. kuba

• Duyarsızlık yasak. 

• İnsanların topluma karşı sevgi ve saygı duymaması yasak. 

• Dayanışma ihtiyacı olanlarla dayanışma eksikliği yasak. 

• İki yüzlülük yasak. 

• Başkalarının alınteriyle birkaç kişinin zenginleşmesi yasak.

Silverland

 
Yorum yapın

Yazan: 04/07/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Niye gelmiş?

Acının yerini bulanlar, kederin de yerini bulsunlar.
Nerden gelmiş, nereye gidermiş…
Hem, niye gelmiş?

Dionosfer Henrymuslum gurses

 
Yorum yapın

Yazan: 18/04/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , ,

Acı; eğleye(bile)nin…

Geçtiğimiz günlerde, bilim adamları “acı”nın haritasını çıkardılar. Ruhsal acının yani..Hani o kimselere “al işte bak burası acıyo, ne yaptın gördün mü” diyemediklerimizi, tarifi bir türlü yapılamayanı. Hani dostun dilinden çıkanı..İlk hissedildiğinde beyinde şimşekler çaktıran, ruhla bedeni ayıranı…

Bknz:  http://www.hurriyet.com.tr/saglik/23019504.asp

Ruh bilimciler de boş durmadılar, anne karnındaki bebeğin, henüz 20 haftalık iken acıyı duyabildiğini duyurdular. Acı’nın tanımını da şöyle yaptılar; Organizmayı, bulunduğu konum ve durumu terk etmeye, çare bulmaya, değişmeye zorlayan bir OLUMSUZLUKTUR.ask-acisi1

Tüm canlılara ait, beynelmilel bir his acı; İngilizcesi “pain”, Latincesi “poena”. Eski felsefe yazılarında, mitolojide “iki ucu kapanmayan bir eğri” olarak tarif edildiği de olmuş.

İnsan bunları okuyunca, “Vayyy beee” diyor, bu acı neymiş anasını sattığımın, süründürerek öldürür bu insanı. Üstelik, bütün dillerde bir adı, bir şarkısı var meretin..Boş yere mi yazılmış çizilmiş..Yok yok öldürür bu adamı..

Ve dönelim bu sabaha; Tam bunları düşünürken, bugün, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK ), son 3 yılın “Ölüm Nedeni İstatistikleri”ni açıkladı.

Bknz: http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=15847

Tabii şu yukarıda okumuş olduğunuz acı tanımı ve haritası mevzuu nedeniyle, çok şahane (!) ölüm sebepleri bekliyordum ki (bunda geçmişteki haberciliğin payı olduğu kadar, bari araba çarpacaksa Jaguar çarpsın espiri anlayışını taşıyan bir milletin kanı da etkiliJ) sonuçlar beni hayal kırıklığına uğrattı..

İnanmazsınız, öyle eften püften sebeplerle ölüyormuşuz ki sevgili okuyucu…Ah benim yalnız ve zavallı ülkem insanı dedim yemin ki…Hiç şanımıza  yakışmaz.. Son 3 yılda bizim insanımız en çok dolaşım sistemi hastalıkları ve kötü huylu tümörlerden ölmüş yahu. Üstelik doğrudan acıdan,aşktan ölen, kafası çok çalıştığı için soluğu kesilen, zeka krizinden giden tek 1 kişi bile yok!!! aci

O kadar yazılıp çiziliyor, şarkılar türküler ,romanlar, resimler,filmler..E ne oluyor bu yana yakıla anlattığımız masallar? Öldürmüyor? Çünkü “yaşatıyor”… Bunlar bizi bu dünyada, eskilerin tabiri ile  “eğliyor” (oyalıyor, avutuyor, hoş tutuyor)

Marazi konuların tümü, zamanla ya da farklı yöntemlerle bir süre sonra “kendini eğleme sanatına”dönüşebiliyor. Ya kendimizi, ya başkasını eğliyoruz..

Kimi şiir, şarkı yazarak eğliyor kendini, kimi bunları dinleyerek, okuyarak. 

Kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz yani..Yarattığımız “gün” ile var oluyoruz, “dün” ile var oluyoruz. 

Diyeceğim o ki; hayat akıp gidiyor sevgili okuyucu…Taşıyabilene…Hiç bir şey hissetmemektense acıyı hissetmeyi yeğleyenlere…

Silverland

 
Yorum yapın

Yazan: 16/04/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Hüzün… – Hatırla Sevgili

Bir baş ağrısı gibi yapıştı kaldı hüzün…

Hüzün, ne sihirli bir kelimedir… Mesela sorsanız hüznün anlamını, “üzüntü” derler çoğunlukla… Ama her üzüntü hüzün değildir. Hüzün, hazan gibidir… Sonbahara benzer… Söylenişi bile başkadır. İçinde hüzün kelimesi geçen şarkılar, şiirler daha bir anlamlıdır… Bir acıya hüzün duymazsınız mesela, daha geneldir. Ruh halidir… Hani demiş ya şair, “hüzün insanlığınla doğru orantılıdır, hüznün artarsa, artar karatın”… İşte böyledir hüzün…

Yanlış anlaşılmasın… Yüzü sürekli asık, gülmek bilmez, şikayette sınır tanımayan kişiler hüznün yanından bile geçemez; çünkü hüzün, bir şekle girmez… Olgunluktur… Kalbi ve ruhi hayat mertebelerini tırmandırır, elinden tutar, kanatlandırır hatta…

Aşkın ne anlama geldiğini bilenler içindir hüzün… Aslında “gönül” gibidir… Tarif etmenizi isteseler gönlü de tarif edemezsiniz… Kalp deseniz olmaz, yürek deseniz tutmaz… Ele gelmez, vücut bulmaz… İşte böyledir hüzün… Ama bilir misiniz? Hüzündeki lezzet hiçbir şeyde yoktur… Hüznü bilenler, hüznü terk edemezler… Derman bulmak, kurtulmak istemezler… Adeta, hüzün olmadan huzur bulamazlar… Yaşayın hüznü, daha çok yaşayın…

Şburcu

 
Yorum yapın

Yazan: 24/01/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Kadınım…

Üç ses ayrı ayrı söyler bu şarkıyı ki aslında üçü de ayrı şarkı söyler, biri Tanju Okan, Ruhi Su, biri de Levent Yüksel. Biri kokusuna takılır, diğeri hançerine, bir diğeri de kırgınlığını dargınlığını anlatır… Hangisi söylerse söylesin, o kadın hakikaten birinci tekil olmuştur. İnsanı dağıtan, içtiren, ağlatan, alan götüren üç şarkıdan hangisini istiyorsanız o size gelsin…   

Baktım da bloğa “Kadınım” şarkılarını nasıl oldu da bugüne kadar eklememişiz diye şaşırdım. Hangisi dinlenirse dinlensin, insanda nasıl duygular uyandırırsa uyandırsın, hangi derinliklere götürürse götürsün; benim ilk aklıma gelen 18 Eylül 2010 tarihi olacak bundan sonra. Hayatımızın son 12 yılında; arkadaşlığımızın, dostluğumuzun, sevinçlerimizin, aşklarımızın, ağlamalarımızın, içip sarhoş olmalarımızın, acılarımızın, kısacası her anımıza tanıklık etmiş olan “yeşil araba”nın içinde söylenen belki en güzel “Kadınım” cümlesini söyleyen kişi yüzünden bu tarih kaldı aklımda. Bizimle, en değerli anımızı paylaşan, hayatımızın her zaman içinde ve en merkezinde olan iki kişiyle olan kıymetli yolculuğumuzun, aklımdan çıkmayan sözcüğüne takılmamı sağladığı için artık daha çok seviyorum bu şarkıları.

Bir erkek için ne kadar zor olsa da “Kadınım” dinlemek, herhalde bir kadın için bu sözcüğün “gerçekten öznesi olmak” tadına varılmaz bir duygu olsa gerek.

Arda

Kadınım – Tanju Okan

Eşyalar toplanmış seninle birlikte
Anılar saçılmış odaya her yere
Sevdiğim o koku yok artık bu evde
Sen

Kıyıda köşede gülüşün kaybolmuş
Ne olur terketme yalnızlık çok acı
Bu renksiz dünyayı sevmiştik birlikte
Sen kadınım

Hatırla o günü karşıki sokakta
Seni öptüğümü ilk defa hayatta
Kollarımda benim ilkbahar sabahım
Sen

Sönmüş bak ışıklar ev nasıl karanlık
O ılık aydınlık yuvamız soğumuş
Geceler bitmiyor ağlıyorum artık
Sen kadınım

Masamız köşede öylece duruyor
Bardaklar boşalmış herbiri bir yerde
Sanki hepsi hasret senin nefesine
Sen kadınım

Bana bıraktığın bütün bu hayatın
Yaşanan aşkların değeri yok artık
Ben sensiz olamam artık anlıyorum
Sen

Şimdi çok yalnızım
Ne olur kal benimle o kapıyı kapat
Elini ver bana
DışarIda yalnız, yalnız üşüyorum
Sen kadınım

Evlerinin önü mersin – Ruhi Su

Evlerinin önü mersin
Sular içmem kadınım, tersin tersin.
Ah, sular içmem bir tanem, tersin tersin
Mevlam seni bana versin
Al hançeri kadınım, vur ben öleyim
Ah, kapınızda bir tanem, kul ben olayım.
Evlerinin önü susam
Su bulsam da kadınım, çevremi yusam
Açsam yüzünü baksam dursam
Al hançeri kadınım, vur ben öleyim
Ah, kapınızda bir tanem, kul ben olayım.

Kadınım – Levent Yüksel

Sana dargınım kırgınım sana kızgınım
Haksızlık vefasızlık bu
Bu her şeyi inkâr eden duygu
Ne acı yazık

Kadınım söyle sen mutlu oldun mu
Bu deli adamı unuttun mu
Sevdin mi gerçekten ah seviştin mi
Söyle onları da öptün mü

Hiç üzülmedin mi düşünmedin mi halimi
Hiç mi sızlamadı için
Bir tek iz bile yok mu benden
Ne acı yazık

Kadınım söyle sen mutlu oldun mu
Bu deli adamı unuttun mu
Sevdin mi gerçekten ah seviştin mi
Söyle onları da öptün mü

 
Yorum yapın

Yazan: 28/11/2012 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sad Violin

Acı tuhaftır. İğne batar, kol duyar, ama acıyan aslında beyindir. Sevilen gider, yürek yanar, ama acıyan gene beyindir. Beynim, kendini benden gizler. Acıyı duyan o değil de duyularımmış gibi beni kandırır. Ben acıyamam yalnızca bir yerim acıyabilir.

Bununla da kalmaz, beynim acı yoluyla sınırımı da belirler. Kötülük sayarız, kötünün işi biliriz acıyı, oysa iyiliğimizedir de. Deri acımasaydı, kavrulana kadar ateşten sakınmaz, kemik ağrımasaydı kırılana kadar duramazdık. “Dost acı söyler” derler, unutulmamalıdır.

Bir bebek dünyaya geldiğinde gözleri görür ama gördüğü karaltı gibidir.
Görme keskinliği ortalama yetişkinin yüzde onu kadar bile değildir, anca sekiz ay kadar sonra normal düzeyine gelir. İşitmesi görmeye göre daha gelişmiştir ve bir ay içinde olgunlaşır. Öbür duyumlarla kıyaslandığında,  yeni doğanın yalnızca acı duyumu birçok bakımdan yetişkinden üstündür.  Omurilik sinir hücreleri daha iletkendir. Yüzey sinir hücreleri daha geniş bir alana yayılmıştır. Küçük bir dokunma bile kaçınıcı refleks düzeneğini devindirmeye yeter ve üstelik daha uzun sürer. Bu üstünlükler bir bakıma gelişmemişliktendir. Acı dindirici düzenekler yetersizdir ve zararlı olan olmayan ayrımım iyi yapamayan bebek, acıya hem daha duyarlı hem de daha az seçici olur. Ama bu onun yaşamda kalmasına doğrudan yardımcı olur. Yeri gelmişken, daha yirmi yıl öncesine kadar tıp dünyasında bebeklerin acı duymadıklarına ilişkin genel-leşmiş bir inanç vardı. Bugün bilimciler, sinir sisteminin, ilk yirmi hafta içinde acı duymayı sağlayacak yetkinliğe eriştiğini ve dölütün, en geç otuzuncu haftadan sonra acı duyduğuna kesin gözüyle bakılabileceğinde birleşiyorlar.

Gerçekten acı duyumunun erkenden devreye girmesi gerekirdi, çünkü organizmanın bütünlüğünün korunması bakımından dışsal etkilerin değerlendirilmesinde temel duyum acıdır. Ana karnındaki sıvı yatağında uykumsu bir bilinçsizlikte yaşayan dölütün bile buna gereksinmesi vardır. Çünkü anasının bedeninin aldığı biçime bağlı olarak görece en elverişli konumu koruması bir ölçüde buna bağlıdır.

Acı ilkin dışsaldır. Organizmayı bulunduğu konumu, durumu terk etmeye, çare bulmaya, değişmeye zorlayan bir olumsuzluktur. “Acı”nın İngilizcesi, “pain”, Latince poena sözcüğünden gelir ve ceza demektir. Organizma en kısa yoldan acıdan kurtulmaya çalışacağından acının geometrisi doğrudur (iki ucu kapanmayan eğridir de diyebilirdik). Acı bu olumsuzluğuyla, dünyayı, ben ve öbürü diye böler. “Rüyada mıyım, çimdikle beni!” deyişi bunu anlatır. Acı, sandığımın aslı olmadığını veya gördüğümün sandığım olmadığını doğrudan öğretir. Hayal ile gerçeği kesip ayırmakla, ben/ben-olmayan duyumunu kazandırır, kendi bilincime varmamın temelini kurar. “Acı” sözcüğünün etimolojik kökeninde de ayırma anlamı vardır (İ. Z. Eyuboğlu, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü).

— silverland

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: