RSS

Etiket arşivi: 90lar

Oya Bora – Tango İstanbul

oya boraYavuz Hakan Tok’un blogunda aslında Göksel’in Harbiye açıkhava konserine dair değerlendirmesini okurken denk geldim Milliyet Sanat için yapılan Oya Bora röportajına. Sonra youtube’dan sevdiğim şarkılarını aradım ama bulamadım derken, bilmediğim ama dinleyince sevdiğim bir şarkılarına denk geldim.

Pop müziğin yeni yeni şekillenmeye başladığı dönemde yaptıkları iyi albümler, ardından gelen dizi ve film müzikleri için söylenecek çok şey var belki ama röportajın en sevdiğim cümlesi Oya Küçümen’den gelmiş Tok kendilerine “Oya Bora ikilisinin kült hale gelmesinde, bugün hâlâ o dönemde çok küçük yaşta olanların bile hatırladığı, sevdiği bir dönem ikonu olmasının sebebi ne peki sizce?” diye sorduğunda:

“Ben biraz bizi gerçek dışı bir âlemde hayal eden dinleyicilere bağlıyorum. Hani Peter Pan masalı gibi bir hayal dünyası vardır ya; orada kötülük yoktur, orada ihanet yoktur, orada acı çekilmez. Bizim şarkılarımızı dinleyen insanlar bizi ve kendilerini biraz da o dünyanın insanı gibi görüyorlar.”

Naiflik her daim devam eden, sonradan edinilemeyip kökten var olan bir özellik sanırım.
Ben Peter Pan alemine doğru yol alıyorum biraz…

Diardi

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Med cezir – Levent Yüksel

Oysa dün söylemişti, baba olacaktım.uzay hepari
O mu vardı gazlarken aklımda bilmiyorum ki..
O viraj, o araba nereden çıktı, görmedim bile.
Daha yapacak çok şarkı vardı,
söyleyecek çok şey,
yaşayacak çok…

 

Etiketler: , , ,

Varken Yok Olan O Kadar Şey’e İthafen

Daha çocuktum, yıl doksanların başı falan. Üst katımda oturan abinin bir sevgilisi vardı, her gün el ele girerlerdi sokaktan, Adam üniversiteli, sevgilisi üniversiteli… Nasıl özenirdim anlatamam. Hep gülerlerdi sokak boyunca, şakalaşmalar falan.

Tabi şimdiki gibi değil, elini elinden öteye, mesela boynuna atmazdı hiç, eve girene kadar sadece el ele olurlardı, ikisi de yola bakmazdı, gözlerinden başka bir şeyi görmezdi gözleri… Bana bile kırk yılda bir selam verirlerdi. O da gülerken artık gözünü kaçırması gerekirse biri. Selam dediysem de “nasılsın ufaklık” demekten ibaretti. Şimdi düşünüyorum da, cevabı çoğu kez duymamışlardır bile.

Sonra bir gün abi tek başına girdi sokaktan içeri, yüzünde gülümsemeden eser yoktu… Öylece geçti gitti yanımdan, ne bana, ne de alone-streetoyuncaklarıma bakmadan. Sonraki gün de… Ve bir sonraki gün de…

Anlamadığım iki şey vardı. Abi neden gülmüyor? Ve kadın neden gelmiyor?

Birkaç gün sonra sordum dayanamayıp, birkaç gün dediysem en az bir hafta geçmiştir belki aradan… “nasılsın abi?” dedim. “İyiyim” dedi. Bu kez yüzüme bakarak. “Abla nerede?” dedim. “Bilmem” dedi. Sonra girdi apartmana…

Tekrar konuştuğumu hatırlamıyorum o abiyle. Zaten birkaç ay sonra da taşındı apartmandan, muhtemelen mezun falan olmuştu. Yıllarca o iki sorunun cevabını bulamadım, aklımdan çıktı, düşünmedim… Umursamadım da… Ta ki tekrar aynı besteyi, notaları duyana kadar. Birlikte balkonda dinlerlerdi bazen… “Önce delice bir suç Sonra gülümsemeler Ucu kırılmış kim bilebilir Varken yok olan Bir çift siyah eldiven”

Varken yok olan o kadar şeyi düşününce buldum sanırım cevabı, bazen gülmez insan aynı sokakta, aynı adımlarla yürürken… Ve bazen gider insan, aynı sokakta yürürken bir zamanlar tuttuğu eller…

Geçimsiz

 
Yorum yapın

Yazan: 25/07/2014 in Muzik

 

Etiketler: , , ,

Farketmeden

Oyuncu Demet Evgar, 14 Şubat’ta sevgilisi Çağ Rical Gürle için kurduğu internet sitesinde yayınladığı kliple hepimizi darma duman etti. Tahminim herkesin içinden geçen “Ah bunu keşke ben de yapabileydim” hissi bana 1990’ları hatırlattı. Hani radyodan 90’lık kasetlere kayıt yaptığımız, aralarına şiirler okuduğumuz zamanı. 80’lerdeki Ergun karakterine hiiç gülmeyin, yaptık biz onları!

Ancak Emin yine benimle dalga geçecek ama yeteri kadar Ortaçgil kültürüm olmadığı gibi Fikret Kızılok kültürüm de onunkinin yanında solda sıfırdır tahmin edersiniz ki.. Hali ile ne yazık ki bu klibe kadar Kızılok’un böyle güzel bir şarkısı olduğunun da farkında değildim. İsteyene bir de orjinalini bulayım dedim.

Keyifli dinlemeler…

Diardi

 
1 Yorum

Yazan: 15/02/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

best of damar 2

Listeye ikinci bir 10’luk deste eklemek ne zamandır aklımdaydı da işten güçten fırsat olmamıştı. Bu ikinci desteyi 11 – 20 arası olarak numaralandırıyorum (sanki Grammy dağıtıyormuş gibi bi havalar, bi şeyler!)
içkilerinizi aldıysanız başlıyorum o zaman;

20 – Brainstorm – “Lonely feeling” : Brainstorm’la tanışmam güzel albümleri “Four shores” ile olmuştu. CD’sini ilk aldığımda uzunca bir süre “Thunder without rain”den ötesine geçmediğim için albümdeki asıl güzelliği geç fark edebildim. Müzikleri, videoları ve tarzlarıyla tam bir Amerikalı izlenimi veren grubun Letonyalı olduğunu öğrendiğimde epey şaşırmıştım. (aynı duyguyu Beirut’un Amerikalı olduğunu öğrendiğimde de yaşamıştım. Beirut ve Brainstorm ülkeleri değiştirse kimse yadırgamaz!)
“to be lonely” olarak da bilinen “Lonely feeling”in sözlerine bakmak bile yeterli, böyle güzel güfteleri (!) pek göremiyoruz artık;

“All songs should be happy
Actors young and soap operas crappy
Movies are x-rays
Our destinies are choosing our ways
And what should we do?
To enjoy life the most
Or hiding like ghosts?
All is well, only
This is such a lonely feeling
This is such a lonely feeling”

19 – Violent Femmes – “color me once” : Yine bir film neticesinde bağlanılan şarkılardan. Zira rahmetli Brandon Lee’nin çekimleri esnasında bu dünyadan göçtüğü ve kalan sahnelerinin bilgisayar yardımıyla çekilip kurgulandığı rivayet olunan kült film “The Crow” da duymuştum şarkıyı ilk kez. (bu arada o filmin soundtrack’i ayrı bir yazı konusu olabilir. Hatta düşündüm de bir bütün olarak o filmin soundtrack’ini aşan bir film yok sanırım!) Sonrasında Violent Femmes külliyatını keşfetme şansı tanımıştır bana bu şarkı (sanki Amerika’yı keşfediyor, laflara gel!) Sonuç; Gordon Gano büyük adam, r.i.p. Brandon Lee.. şu filmi de en yakın zamanda tekrar izleyeyim!

18 – Incubus – “Love Hurts” : Son albümünü saymazsak her zaman sağlam işer çıkartmıştır Incubus! “pardon me”, “anna molly”, “megolomaniac” olsun her daim sevmişimdir, 2007’deki İstanbul konserine gidememek çok koymuştu zamanında! (yeri gelmişken; perşembe günü konser mi olur lan allahsızlar!!) Light Grenades’in içinde “dig” gibi daha güzel şarkılar da mevcut ama konumuz damar ise konsepti bozmayalım; grubun canlı kayıtlarını topladığı şukela dvd’si “look alive”da da yer alan (ki dvd’nin orjinali bende mevcut, isteyen güzel female arkadaşlarla paylaşabilirim!) canlı yorumu ile “love hurts” bu listeye buradan girer hacılar!

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=Vg1jyL3cr60

17 – Portishead – “Roads” : Öncelikle bir itiraf; benim Portishead ile tanışmam çok yenidir. 2-3 sene var ya da yok. Sonrasında şu aşağıdaki şarkıyı dinleye dinleye beynimin döndüğü günler olmuştur. Hele ki aşağıdaki canlı kaydı nefis. Ne kadar da sade, bir o kadar güzel. Fazla söze ne hacet, Beth Gibbons söylemiş işte;

“I got nobody on my side
And surely that ain’t right”

 (siz üzerinize rahat bir şeyle alın, ben de içkimi tazeleyip geliyorum panpalar!)
16 – msg – “nightmare” : Michael Schenker Group; namı diğer msg! Eski bir grup ve eski bir şarkı! Lise yıllarında bir arkadaşım tanıştırmıştı beni (Fırat, büyüksün!)  Kasetini çektirmiş ve dinleye dinleye aşındırmıştım (kaset çektirilen yıllar, vay be! viva 90’lar!) “anytime”, “doctor doctor” bilimum şarkıları ezberlemişsem de; Nightmare’in yeri ayrıdır. Hem dil özürlüsü olan benim için bile kolay anlaşılır sözleri, hem gitar çalamayan birisi olarak benim bile gitarın tek teliyle atabildiğim giriş intro’suyla az havasını atmamış, ekmeğini yememişimdir bu şarkının. Helal et msg! (dipnot: üniversite yıllarımda taşınma esnasında kaybettim o kasedi, o zamandan beri taşınmayı hiç sevmem! Ay heyt göçebe kültür, ay lav “oturun lan işte kurtlu musunuz ekolü”)
15 – rhcp – “under the bridge” : Aslında bu onluk liste için fazla “büyük” ve “mainstream” bir grup kaldı Red Hot Chili Peppers, farkındayım. Ama şu şarkıyı bilip de hastası olmayan birini bulmak, ortalama bir Yılmaz Özdil yazısında demagojiden uzak zeka ürünü bir satır bulmak kadar zor! Antony Kiedis’in, grubun overdose’a kurban giden gitaristi Hillel Slovak’ın kaybının ardından, yaşadığı hayat, şehir, uyuşturucu, vs.’nin tribiyle kaleme döktüğü şarkıdır. Frusciante’nin girişteki gitar intro’su en taş kalpleri bile hüzünlendirir. Eylül’deki İstanbul konserinde bu intro girer girmez kalabalığın halini görmeliydiniz! Çakmaklar yandı, sevgililer daha bir sarıldı, boğazlar düğümlendi, “yaşlanıyoruz anasını satayım” düşüncesi kafalardan kafalara yol aldı! Tek eksik Frusciante’ydi belki ama olsun. Konser sonrası çektiğim tüm yol sıkıntısını tek şu şarkıyı canlı dinlemiş olmaya helali hoş ediyorum! güzeldi be!
14 – Eddie Vedder – “long nights” : Bir önceki listeyi bilenler gelmiş geçmiş en sevdiğim şarkının “black” olduğunu hatırlarlar. Pearl Jam sevgimizi yinelemeye hacet yok, dünya döndükçe şarkıları da döner umarım. Bununla birlikte Eddie Vedder solo olarak da sağlam işler çıkarır her zaman (bkz; ukulele songs!) 
yine Sean Penn’in çok güzel filmi “into the wild”ın müziklerini üstlenmişti. (yeri gelmişken Sean Penn ve Eddie Vedder’in isimlerinin buluştuğu filmler boş çıkmıyor zaten; “dead man walking”in müzikleri de Vedder’ındı) işte Vedder’in “into the wild” için yaptığı şarkılardan biri “long nights”. Şarkıyı dinlemeniz yetmez, bence tam olarak hissetmek için filmi de izlemek şart; uzun uzadıya anlatmaya kalksam sayfalar yetmez! Ben gaza getirmesi için aşağıda kuple bırakıyorum, izlemeyen kalmasın bak! Acun seyretmekten pelteye dönen beyninize de bi oksijen olmuş olur! (sözcü gazetesi tipi mesaj kaygısı!)
13 – Björk – “i’ve seen it all” : Lars Von Trier’in kült filmi “dancer in the dark”da Peter Stormare ile söyler bunu Björk. O yüzden albümdeki (Thom Yorke’un eşlik ettiği) versiyonu tabii ki daha güzel. (neticede Stormare çok sağlam bir oyuncu abimiz olsa da iş yorumculuğa gelince Thom Yorke ile kıyaslayamayız haliyle.) aşağıdaki videoda her ne kadar Thom Yorke’un ismi yer alsa da filmin içinden birebir sahne olduğu için söyleyen Stormare! (yanlışsın youtube!) ama siz Thom Yorke’lu versiyonunu da bulup dinleyin! Onun linkini ayrı kopyalayamayacağım şimdi, onu da bi zahmet siz bulun! Dilerseniz çayınızı koyup portakalınızı soyup ayağınıza da ben getireyim! Her şeyi hazır beklemeyin! Öyle bir dünya yok! (içkim bitti, ayar oldum!)
12 – Interpol – “untitled” : Aynı isimde hem “Cure” hem de “Smashing Pumpkins”in şarkıları olmasına rağmen ve ben bu her iki grubu da sevmeme rağmen “untitled” denilince benim aklıma gelen şey, Interpol’un şarkısıdır. Bir gün konserini izlemeyi en çok istediğim gruplardandır Interpol, çünkü açın izleyin internetten canlı kayıtlarını, sahnede inanılmaz güzel çalıyorlar. Şarkıları hem albüm kalitesinde çalıyorlar, diğer taraftan hem de ayrı bir boyuta taşıyorlar. Nasıl yani demeyin, izah etmeme Türkçem yetmez! Ben burada “olağanüstü güzel görselinden ötürü” bence bir sanat eseri olan orjinal videosunu paylaşıyorum ama canlı kayıtlarını izlemenizi de şiddetle tavsiye ederim! yeri gelmişken; şiddetin her türlüsüne karşıyım, ama buradan bakınca içinizde hak edenler varmış gibi gözüküyor! bilemedim! (iyice Huysuz Virjin’e bağladık, hayırlısı!)

11 – The Last Shadow Puppets – “my mistakes were made for you” : Al bir sanat eseri daha! Şimdi öncelikle dayak yemeden buraya kadar gelebildik çok şükür! İçkim bittiği için nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum bu şarkıyı! Çünkü kardeşim bu şarkı dönerken ayık kalamazsın, kalmamalısın yani! (kolonyayı sek ve buzlu olarak denedim şimdi, hiç bana göre değil!) Alex Turner’in müridiyiz zaten. Sheffield’lı 86 doğumlu tıfıl bi çocuğun henüz 20 yaşına gelmeden, arkadaşlarıyla kurduğu Arctic Monkeys ile önce İngiltere’yi sonra dünyayı sallaması potansiyeli hakkında fikir vermişti herkese. Üzerine Miles Kane ile kurduğu diğer grubu (yan projesi) “the last shadow puppets” ile ortalığı bir kez daha ateşe verdi piç kurusu! (sevdiğimden sataşıyorum olm!) “the age of understatement” hala gözü kapalı sayacağım en iyi albümlerin içindedir. Çıkış şarkısı “my mistakes were made for you”, Turner&Kane’in birlikte ne kadar tehlikeli bir ikiliye dönüştüklerinin resmidir. Güzel demek kesmez, damar diyerek de tam olarak betimlemiş sayılmayız. Eli yükseltip şunu söyleyeyim; bunu sevmeyen benimle arkadaş kalmasın ya! Cidden! (ayriyeten şu videonun güzelliğine bakar mısınız?)
Bruno Falconeri
NOT: Kaynak, http://brunofalconeri.blogspot.com .
Çaldım, böyle yazmaya devam etsin, yine çalarım yine çalarım!
 
 
Yorum yapın

Yazan: 01/02/2013 in Muzik

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Cem Özer – Bir Parça Bırak

Cem Özer – Bir Parça Bırak

İşte yeni jenerasyonun çoook büyük ihtimal bilmediği bir şey daha. 90’lı yıllarda Laf Lafı Açıyor ile televizyonculukta önemli yer edinen Cem Özer “Yastıkaltı Sohbetleri” ile hepimizi oldukça etkilemişti. Sonra bir gün hevesle beklediğimiz televizyon programında, benim hatırladığım, canlı yayında ilk evlilik teklifi eden kişi oldu. Tam da o dönemde bir albüm çıkardı ve eşinden olsa gerek “Esin”leniverdim… dedi sadece.

Albüm kaset halinde bende hala var. Kasetçalar var mı derseniz, ı ıh. Ama şarkıları hatırlıyorum. Tamam, kabul, ileri derecede kulaksız ve sessiz bir adamdan dinlerden beğenmek için kendinizi zorlamak zorunda bıraktığınız zamanlar olmuyor değil. Ama hala bu beste ve sözlerin bir başkası tarafından adam gibi seslendirilmesi halinde çok iyi iş yapacağını iddia ediyorum.

Biraz dişinizi sıkın ve dinleyin ikinci kere, ne demek istediğimi anlayacaksınız…

— diardi

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: