RSS

Aylık arşivler: Eylül 2012

Sezen Aksu – Unuttun Mu Beni

Kaynak: Bianet

Belgesel yönetmenleri Mehmet Binay ve Caner Alper tarafından, arkadaşları Ahmet Yıldız’ın gay olduğunu açıklaması nedeniyle katledilişinden yola çıkılarak çekilen film Zenne, sabahın bu saatinde beni bunları yazmaya itti. Kerem Can, Erkan Avcı, Giovanni Armaneh, Rüçhan Çalışkur, Tolga Tekin ve Tilbe Saran gibi oyunculukları ile bende aynı anda samimiyet, şok, iç ezilmesi ve öfke yaratan ekip 48’inci Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nden “En İyi İlk Film”, “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu”, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülleri ile döndü. Festival öncesi dağıtımı için başvuru bile yapamayan ekibin emeği, 2012 yılı Ocak ayından itibaren 50’den fazla sinemada gösterime girdi.

Cinsellik ve şiddet içermeyen bir çerçevede, bana insanlık, dürüstlük, aile, muhafazakarlık, kültür, doğu-batı ve askerlik gibi kavramları tekrar tekrar düşündüren film, bugünlerde Kablolu TV sinema kanallarında… Yönetmenlerinin özellikle öğrenciler ve ailelerinin birlikte izleyebilmeleri için büyük çaba gösterdikleri ve bence de çok başarılı olan filmi izleyin. Ve kafanızdaki taşlar bir kere daha sizde Vertigo etkisi yaratsın…

15 Temmuz 2008’den bu yana Ahmet Yıldız’ın davasında bir gelişme yok.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ayten Alpman – Ben Varım

“Memleket”i “Memleket” yapanlar tek tek gidiyor bu günlerde… Çocukluğumu hatırlarım hep. Son darbenin öncesini. Bırak tüyün bitmesini tüyün ne olduğunu bilmediğim zamanlardı. Güzel günlerdi. En basitinden çocuktum. Her şeyi yeni keşfediyordum. Ters tutulan sapanın gözü morartacağını, kışın deniz kenarında yürürken denize atlamaya kalkarsam üşüyüp zatürre olacağımı, kiraz ağacının ince dalındakileri yemeye kalkarsam kıç üstü yeri boylayacağımı ya da en güzel böğürtlenlerin en üst dallarda olduğunu ama onları yemek için kollarında çizikler oluşmasına razı olmam gerektiğini. Aksaray altgeçitinden alınan ilk bisiklete iki koltuğu olsa da beş kişi binilmeyeceğini, binersen bisikletin ortadan ikiye ayrılacağını  ya da Güzelyalı Plajı’na kapıdan alınmayınca duvardan kayarak girmeye kalkınca mayomun kıçının yırtılacağını, bütün plajın kıçı yırtık mayoyu görünce kahkahayı basacağını  yeni öğreniyordum. O zamanlar solcu geçinen, şimdi kafa tokuşturan dört dayı ayrı kurtarıyordu memleketi, ülkücü geçinen arkadaşları ayrı. Aynı odada aynı şarkıyı dinliyorlardı hep bir ağızdan, hepsinin ağzında aynı sözler: “Bir başkadır benim memleketim”. “Memleket” vardı herkes kendine göre sahip çıkıyor, herkes kendine göre kurtarıyordu. Kimse kimseye karışmıyordu. Herkes kendine göre takılıyordu. Doğru ya herkese göre başkaydı “Memleket”i. Aklıma gelmişken bir de Ayşe’nin tatile çıktığı günleri hatırlarım hayal meyal. Tabi ben Ayşe’nin tatile çıkmasının ne anlama geldiğini çooook ama çok zaman sonra öğrendim o zamanlar anlam verememiştim dayıların evdeki floresan lambaları mavi defter kaplarıyla kaplamalarına… Meğer Gölcük’te üs varmış, ev yakınmış, saldırı olurmuş, karartma varmış… Yıllaar yıllar sonra öğrendim. Okulda değil, kendi merakımdan. O tür şeyler tarih sayılmıyormuş.

Az gittik uz gittik dere tepe güz gittik ben dünyayı anlamlandırmaya, kendimi konumlandırmaya çalışırken günlerden bir gün Polis Ahmet (babam olur) bir gün işe gitti. Gidiş o gidiş ancak bir hafta sonra görebildik yüzünü.  Yer:  Bir gelip bir daha gidemediğim, ölene kadar da gidebileceğimi düşünmediğim İzmir. Yıl: 1980. Aylardan Eylül. Günlerden 12. Bildiniz siz onu. Daha fazla söylemeye gerek yok. “Memleket”in çivisinin yerinden ilk oynadığı gün. Yani bugünün temeline kahrolası harcın konulduğu gün. “Memleket” adına “Memleket”e yapılan tarihin en büyük kötülüğü… O gün yüzünden hep ben ve benim yaşımdakilerin kötü talihini düşürün dururum. Okuyabildiğin en ağır kitap Çocuk Kalbi (Edmond De Amicis. Benden daha fazla nefret eden bir kişi var mıdır acaba? Belki yüz kez okumaya başladım belki yüz kez ancak 20. Sayfaya kadar sabredebildim. Her seferinde elimden attım. Sonunda sınıfı geçmek için arkadaşımın yazdığı özeti aldım üstünde biraz oynadım temiz ödev diye verdim. Yırttım. İşin komiği geçenlerde annemlerin evinde boya badana vardı. Bütün ev yerinden oynadı. Kutulardan birinde çıktı. Şaşırdım ne yapsam diye. Atsam mı? Antika niyetine saklasam mı? Karar veremedim. Hala annemlerde duruyor. Benim kararımı bekliyor), konuşacak bir konu yok, dünyaya hakim olan akımlar hakkında bir bilgin yok. Yok oğlu yok. O kuşağın beyni öğrenmeye en açık döneminde “yasak” nedir onu öğrenebildi ancak. Darbelerin kötülüğünün tartışıldığı derslerde fikirlerini söyledi diye ders sonrasında disipline verildi. Koskoca bir kuşak Marx’ı çikolata sandı, Engels’i de melek.

Çivi bir kez oynadı yerinden. Tarladaki fareleri idam edince –ki bazıları yaşı gelmeden- yılanlar çoğaldı, yılanlar en sonunda “Memleket”i bastı. “Doğal seleksiyon”. Allahtan biraz biyoloji öğrettiler. Her gelen çiviye bir el attı. Her gelen çiviyi sağlamlaştırmak yerine daha da gevşetti. Yıllar geçti çivi çıktı. Bu da yetmedi, çiviyi yok edene kadar uğraştı gelenler. Anlayacağınız çivinin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. Yok oldu çivi. Eritilmeden, ezilip ufaltılarak.

Hayat bu, her şey insanlar için o yüzden hiçbirşeye şaşırmayacaksın, hatta şimdilerin tikilerinin dediği gibi “İnanmıyoruuuuum” demeyeceksin. “Memleket”i “Memleket” yapan herkes tek tek gitmeye başladı. Geriye zibidiler kaldı. Zibidi dediğin omurgası olmayan, sümüksü, terliksi, gerektiği şekle giren yaratık (hayvanlara hakaret olmasın). Her türlü ortama ayak uyduran bu yaratığın en iyi becerdiği iş durumdan vazife çıkartmak,  en büyük vazifesi pantolon, palto, mont, çeket, gömlek, biiiip deliği ve bilimum yerlerdeki –gizliler de dahil- ceplerini duruma göre yeşil, duruma göre mor, duruma göre “Memleket”i kurana hakaret etmiş kişinin resminin olduğu dikdörtgen kağıt parçalarıyla doldurmak. En büyük yalanı “Memleket” sevgisi.

Ayten Ablam “Terk-i Memleket eyledi”. Zibidi arkadaşlar akşamdan beri yıktı ortalığı. Televizyon kanalları, sosyal medya zımbırtıları, feysbuklar, tivittırlar yıkıldı. “Bir başkadır benim memleketim” diye. “Memleket” eskiden de herkese göre bir başkaydı. Kurtarmak için. Şimdi de herkese göre başka. Tek fark var. Şimdikilerin derdi kurtarmak değil, kendine yontmak nalıncı keseri gibi. Ne kadar kopartırsan kar “Memleket”ten. “Memleket” yanmış, bitmiş, harap olmuş, çevresi bitmiş, çoraklaşmış, dereleri kurumuş, tarlaları çöl olmuş, havası kirlenmiş, denizi imamın abdest suyuna dönmüş dönmüş önemli değil. Önemli olan zibidi efendinin bunlardan biiiip’inin deliğine ne kadar dikdörtgen kağıt doldurduğu. Bu zibidiler Ayten Abla’nın bütün şarkılarını bilmiyor. Ayten Ablam “Bir başkadır benim memleketim” dedikten sonra bir şarkı daha söyledi:

“Bir akşam gözünde aşk tüterse,
Geçmiş günler aklından geçerse
Kalbin bomboş ümitler biterse
SEN ÜZÜLME BEN VARIM”

– TG

Kaynak : http://turangultekin.blogspot.com/2012/04/sen-uzulme-ben-varim.html

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Neşet Ertaş – Niye çattın kaşlarını

7 düveli müzisyen bir aileden gelmekle birlikte en eksik olduğum konulardan biri türküler. “Kendi müziğini bilmeyen…” diye başlayan pek çok eleştiri okunu saygı ile karşılayabilirim ancak ne yapalım, insanlık hali, belki bir gün benim de bu eksiğimi tamamlama şansım olur.

Ancak tüm bunlarla birlikte birşey var ki, o da Neşet Ertaş adını bilmemek mümkün değil. Hele de bu türküsünü. Sözleri beni derindeeeeen etkiliyen türküsünü ustaya acil şifalar dileyerek dinliyoruz.
— diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 13/09/2012 in Muzik, Türkü

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

Perry Como-Magic Moments

Kaynak : musicweb-international.com

Artık ‘Çalan bu şarkının ismi neydi?” diye de düşündürmeyecek bu akıllı cep telefonları bize.
Geçen gün diardi ile sohbetini yaptığımız gibi aslında teknolojinin nimetlerinden mi yararlanıyoruz yoksa doktorların söylediği gibi alzeimer a davetiye mi çıkarıyoruz? Telefon rehberimizdeki kaç kişinin numarasını ezbere biliyoruz, bundan 10 sene önce kaç kişininkini biliyorduk?

En son blogdaşımız ateşteakrep ile sohbetini etmiştik (bu arada nerde o 🙂 dinlediğimiz bir şarkının ismini hatırlamıyoruz bazen. Onun ile ilgili akıllı telefonlar çeşitli programlar geliştirmişler. pek çok program ve yöntem var ancak en popüler ve ücretsiz olanı iphone ve android telefonlar için SoundHound uygulaması. Her hangi bir müzik çalarken programı çalıştırıp şarkıyı dinletiyorsunuz. Uygulama size hangi parça olduğunu kimin söylediğini, youtube linkini hatta anında satın alabilmeniz için link bile getiriyor.

Dün akşam da yemek yaparken çalan bu şarkıyı hatırlamak için bu programı kullandık. Bugün de buradan hem şarkıyı hatırlatalım hem de Perry Como’ya saygılar sunalım istedik…

— Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

CallmeKat – Toxic

CallmeKat – Toxic

Kaynak: junostatic.com

Kısa bir tatil öncesi, çok özel biri tarafından, sürpriz bir şekilde elime ulaştırılan çok acayip bir şarkı listesinden en çok dinlediğim şarkı… Britney Spears’ın Toxic şarkısını bir de yumuşacık, melankolik sesiyle İskandinavyalı şarkıcı CallmeKat’ten dinleyin….

– Özge

 
Yorum yapın

Yazan: 12/09/2012 in Cover, Muzik, Pop

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Polad Bülbüloğlu – Gel Ey Seher

Kaynak : azembassy.ru

Her zaman savunduğum şeydir, herkes önce kendi işini yapsın. Bir işin yönetilmesi gerekiyorsa da, o işten anlayan birileri bulunsun o işin başında. Tamam, iyi bir doktor, bir cerrah, aynı zamanda çok iyi hastane yönetemeyebilir. Ama önemli olan işin mantığını bilmesi ve ona göre sistemi sürdürecek kişileri/ekibi bir araya getirmesidir. Bu durum gerek devlet, gerek özel sektör ve sektörler arası her koşulda uygulanmalıdır bence. Diyeceksiniz bu konuya nerden geldik?

Polad Bülbüloğlu’nun şarkısını ilk dinlediğimde bayılmıştım. Sonra kendisinin bir opera sanatçısı ve besteci olduğunu ve bir dönem Azerbaycan Kültür Bakanlığı görevini sürdürdüğünü öğrendim. Kendi ülkeme baktığımda eğitim ve sağlık bakanlığı dışında ne yazık ki bu mesleki hassasiyete önem verildiğini söylemek pek de mümkün değil. Hele de sanat söz konusu olduğunda tiyatrolardan, operaya, yeterli destek verilmeyen sinemadan edebiyata berbat günler yaşayan sanatın hiçbir dalında, konudan entellektüel kişisel birikim dışında yaklaşamayan Kültür Bakanlarını düşündükçe içim biraz daha kararıyor.

Şarkının Şebnem Ferah ile düet olan versiyonu da çok güzel, meraklısına dinlemesini tavsiye ederim.

Diardi

 
Yorum yapın

Yazan: 12/09/2012 in Muzik, Pop, Türkü

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Xavier Rudd – Fortune Teller (Live Performance)

Xavier Rudd – Follow The Sun

Kaynak: wikimedia

Hani daha önce müziğini duymuşsunuzdur da kimin söylediğini bilmezsiniz filan,
onlardan birini tespit ettim az önce.
Geçenlerde yan odadan Cenk çalarken duymuştum. Hoşuma gitmişti.
Kimmiş diye araştırırken Xavier Rudd olduğunu öğrendim.
Avusturalyalı 10 parmağında 10 marifet olan müthiş bir müziysen..
Şarkı söylerken, yatık bir gitar ile birlikte, harmonica, didgeridoo, banjo, lapsteel ve adını bile bilmediğimiz enstrümanları çalıyor. Konserlerde sahnede önünde tüm bu ekipmanlarla yer alıyor.

Abi reggae, funk, blues ve folk gibi pek çok farklı türü harmanlayarak kendine özgün bir tarz yaratmış.
ilk albümü 2002’te To Let. ardından da 2 ya da 1 yıl aralıklarla Solace, Food In The Belly, White Moth, Koonyum Sun ve Spirit Bird albümlerini çıkarmış. Kendisini de surf yapıyor. Benim bulabildiğim 2 surf ile ilgili filme de soundtrack yapmış abi. Sıkı da bir aktivist. Hayvan hakları savunucusu.

Bir de Fortune Teller’ı canlı ve akustik şekilde dinleyin

Xavier Rudd – Fortune Teller (Live Performance)

— Emin

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: